Ana Sayfa | Site Haritası  

   
İslam medeniyetinin en güzel örneklerinden olan Hüsn-i Hat, yani hat sanatı, günümüzde de süren bir gelenek. Gerçi Osmanlı dönemindeki ihtişamından uzak fakat yine de pek çok önemli
hattat, bu alanda başarılı eserler üretiyorlar, öğrenciler yetiştiriyorlar…
Bir röportajında hattat Mehmet Özçay bin yıllık bir geçmişe sahip olan hat sanatının günümüzde unutulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan yakınmıştı: Hat sanatı, gerçekten de günümüzde olması gerektiği konumda değil. İslam medeniyetinin en güzel örneklerinden olan bu sanat, yani Hüsn-i Hat, eski görkemi ve

şaşaasından uzakta. Fakat halen pek çok sanatçının hat ile uğraştığı, bu alanda önemli eserler verildiği de kuşkusuz. Hat sanatı her ne kadar diğer sanat dalları kadar pek görünür olamasa da önemini yitirmiş değil. Çünkü son derece köklü bir geçmişe ve estetiğe sahip.
Genellikle cami duvarlarında, müzelerde, el yazmalarında karşılaştığımız hat sanatı, 6 ve 10. yüzyıl arasında Arap harflerinin gelişimi ile birlikte ortaya çıktı. Arapça çizgi anlamına gelen hat, kabaca güzel yazı yazma olarak nitelendirilebilse de özü çok daha derin. Çünkü hat sanatında yazı gelişi güzel yazılmaz. Her bir yazı türünün ayrı özellikleri, kuralları söz konusu.

Ünlü Türk hattatlar
Türkler hattı İslamiyet’i kabul ettikten ve Anadolu’ya yerleştikten sonra benimsediler. Haliyle ilk olarak Araplar tarafından geliştirilen hat alanında zamanla Türkler özellikle Osmanlı döneminde çok başarılı örnekler ortaya koydular. Tarihe baktığımızda bilinen ilk Türk hattatının Amasyalı Yakut El Musta’Sami olduğunu görüyoruz. Öte yandan 15. yüzyılda yaşayan ve Türk hat sanatının kurucusu olarak gösterilen Amasyalı Şeyh Hamdullah ise hat konusunda çok ciddi ve kapsamlı çalışmalarıyla bu sanata büyük katkılarda bulunan bir isim. En çok bilinen ve günümüze kalan yapıtlarından biri İstanbul Beyazıt Camii’nin cümle kapısının üstündeki yazıt.
16. yüzyıla geldiğimizde ise bir başka büyük isme rastlıyoruz: Ahmet Karahisari. Yazının üslubunda ve tekniğinde yeniliklere imza atan Ahmet Karahisari’nin en önemli eseri Süleymaniye Cami kubbesindeki yazı. Hem çağının hem de ardından yetişen hattatların üzerinde büyük etkisi olan, 3. Ahmet ve 2. Mustafa’ya hocalık yapan Hafız Osman ise hat sanatının bir diğer büyük ustası.
18. yüzyılda Ünyeli İsmail Efendi, Mustafa Rakım Efendi, Mehmet Esad Yesari; 19. yüzyılda Kazasker Mustafa İzzet Efendi –Ayasofya’da görebileceğiniz 8 büyük yuvarlak levha ona aittir- ile 20. yüzyılda Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Kamil Akdik, Emin Barın hat sanatının önemli isimleri arasında sayılıyor.

Sabancı
Hat Koleksiyonu

15. yy’dan 20. yüzyıla kadar uzanan bir dönemde üretilen Türk hat sanatının en önemli örneklerini içinde barındıran Sabancı Hat Koleksiyonu dünyanın en önemli koleksiyonlarından biri. Bugüne kadar yurtdışında pek çok şehri, New York Metropolitan Müzesi, Louvre Müzesi, Berlin Guggenheim Müzesi gibi önemli müzeleri dolaşan Sabancı Hat Koleksiyonu, hat sanatını Batı’ya tanıtma gibi önemli bir görevi de layıkıyla yerine getiriyor.

 

Altı tür ana yazı
Türkler hat sanatında aklam-ı sitte olarak adlandırılan altı tür yazı kullanıyor: Kûfi, Nesih, Reyhani, Rika, Sülüs ve Tevki. Ayrıca divani, menşur, zülf-ü arus, hilali, şikeste, müselsel gibi yazı türlerini de görebiliyoruz hat sanatına baktığımızda. Bu yazıların her biri kendi içlerinde görünümleri, şekilleri itibariyle köşeli ve yuvarlak olarak ayrılıyor. Örneğin Küfi köşeli bir yazıyken, Nesih yuvarlak oluyor. Büyüklüklerine göre de birbirinden ayrılıyor hatlar. Levhalar ve cami gibi uzaktan okunabilen büyüklükteki yazılara “celi” yani iri deniliyor. Çok küçük yani neredeyse gözle kolay kolay seçilemeyecek ebatlardakilere ise toz anlamına gelen “gubari” adı veriliyor.

Ressamın fırçası, hattatın kalemi
Nasıl ki bir ressam için fırça ne denli önemliyse bir hattat için de kalem aynı şeyi ifade ediyor. Öyle ya, sanatını yarattığı en önemli araç kalem. Hat sanatında daha çok kamış kullanılırdı. Ve bu kamışın ucu da yazının kalınlığına göre özel bir bıçakla yontulurdu. Hat sanatının bir diğer önemli malzemesi ise mürekkep. Yağlı isin içine çeşitli katkı maddeleri katılarak üretilen bu mürekkepler hem akıcı bir şekilde yazmayı sağlıyordu hem de kolayca silinebilme özelliğine sahipti. Mürekkebi dağıtmaması ve kaleme akıcılık sağlaması için kağıtlara âhar denilen bir madde sürülürdü. Güzel yazı yazan sanatçı anlamına gelen hattatların eğitimi son derece meşakatliydi. Büyük bir sabır ve emek isterdi. Hattat olmak isteyen kişi meşk adı verilen dersleri yaklaşık 3-5 yıl boyunca alırdı. Kuşkusuz resim, heykel gibi sanat dallarının Osmanlı’da yasak oluşu nedeniyle de hat sanatı gelişmiş ve ilerlemişti. Duvarlara asılırdı, el yazması kitaplarda, fermanlarda, diplomalarda, mezar taşlarında, kapı kanadı gibi mimari ögelerde, hatta halılarda hat sanatının en güzel örnekleri yer alırdı.

Yaşayan bir sanat
Hat sanatı 20. yüzyılda Latin harflerinin kabulüyle birlikte eski görkemli günlerini kaybetti. Fakat pek çok önemli koleksiyonda, müzede hat sanatına dair özel bölümler var. Yeni hattatlar yetiştiren günümüz sanatçıları arasında Hasan Çelebi, Hüseyin Kutlu, Fuad Başar, Ali Toy ve dünya hat birincisi Mehmet Özçay ilk akla gelenler arasında.

 












 
 


Kültür ve Sanat Yayınıdır. Tüm Hakları Saklıdır.
Güvenlik Politikası