| |
|
 |
En büyük yetenek:
Bakmasını bilmek |
|
“Bilgisayarların hayatımıza girmesiyle işin artık çok
kolayına kaçılıyor. “Click, doubleclick” kültürü diyorum ben
buna. Klavyeye fareye bas ve gör, bitti. Ama düşünme.
Teknoloji, ne görmeniz gerektiğini de düşündürmüyor size” |
İstanbul’un
2010 yılında “Kültür Başkenti” sıfatı alacak olması,
ülkemizin tanıtımı için müthiş bir fırsat. Tarihe yön veren
medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir mega şehrin bir yıl
boyunca böylesine önemli bir misyonla anılacak olmasından
dolayı İstanbul’u dünyaya tanıtacak sayısız projeler birer
birer hayata geçiyor.
2010’a doğru yaklaşırken bu projelere ev sahipliği yapanlar
arasında bulunan akademik kuruluşlarımızın omuzlarında hem
heyecanlı, hem de stresli bir yük var. Bahçeşehir
Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Görsel Sanatlar ve Görsel
İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatoş Adiloğlu
bize, bu kapsamda yürütmekte olduğu projeleri hem
İstanbul’un 2010 Kültür Başkenti çerçevesinde
değerlendireceklerini, hem de öğrencilerinin uzun soluklu
eğitimlerinde bir kilometre taşı olarak gördüklerini
belirtti.
Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünüzü
tanıtabilir misiniz?
Bölümümüz özel yetenekle öğrenci alıyor. Aslında en büyük
yetenek “bakmasını öğrenmek”. Yetenek geliştirilebilir.
Bakmazsanız, göremezsiniz. Biz de öğrencilerimize dört yıl
boyunca bu görsel kültürü aşılamaya çalışıyoruz. Bölümümüzün
asıl amacı tasarım öğretmek. Çoğu öğrenci adayı içindeki
yeteneği hobi olarak görüyor ve saklıyor.
Biz öğrencilerimize keyifle tasarım yaparak para
kazanabileceklerini anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü sonuçta
tasarım işi bir meslek, çok iyi işler üretilebilir ve geçim
de sağlanabilir. Öğrencilerimize birinci sınıftan başlayarak
dört yıl boyunca çizgi, leke, şekil, doku, gibi elemanların
çeşitli tasarım ilkeleriyle nasıl biraraya
getirilebileceğini ve çeşitli mecralarda nasıl görsel
komposizyonlar oluşturulabileceğini öğretiyoruz.

Teknolojiden nasıl yararlanıyorsunuz?
Bana göre şöyle bir yanılsama var. Bilgisayarların
hayatımıza girmesiyle işin artık çok kolayına kaçılıyor.
“Click, doubleclick” kültürü diyorum buna. Klavyeye fareye
bas ve gör, bitti. Ama düşünme. Teknoloji, ne görmeniz
gerektiğini düşündürmüyor size. Dışarıda bu işin eğitimini
almadan çalışıp ciddi para kazanan bir yığın insan var. Peki
bizim öğrencilerimizin diploması ne işe yarayacak bu
durumda? Öğrencilerimizin onlardan nasıl bir farkı olacak?
İşte asıl fark burada. Bilerek, isteyerek, görüntünün her
parçasında neyin nereye geleceğini bilinçli bir şekilde
planlamak.
Burada üç alanda eğitim veriyoruz. İlki basılı alan.
İkincisi zaman faktörlü, hareketli alanlar. Video, film
gibi. Görsel malzemenin hareketlendirildiği ortamlar.
Üçüncüsü ise çağın şu dönemde yöneldiği teknolojinin işin
içine girdiği alan.
Teknoloji ile kullanıcı arasında bir etkileşimin olduğu
interaktif çalışmalar, ya da daha genel tanımıyla
etkileşimli tasarım. Öğrencilerimizi bir dergide
editörlükten tutun da sanat yönetmenliğine kadar çok geniş
bir alana hazırlıyoruz.
Bilinçli planlama süreci için nasıl bir eğitimden
bahsedebiliriz?
Sonuçta görsel dili tasarlayarak, kullanarak iletişim
kuralım diyoruz. Çünkü bildiğiniz gibi görsel dilin gücü
tartışılmaz, bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda.
Özellikle reklam sektörü bundan çok daha fazla yararlanıyor.
Görsellik kitlelere çok rahat bir şekilde ulaşabileceğiniz,
etkisinin çok rahat dağıtılabileceğiniz bir dil. Tabi burada
bir de ortaya koyduğunuz görsel malzemenin taşıdığı anlam da
önemli. Neyi vurguladığını ve neyi işaret edeceğini çok iyi
bilirseniz, vermeyi istediğiniz mesaj ancak o zaman
karşınızdakinin donanımını, yani kültürel birikimini aşıp
ona tam istediğin gibi ulaşabilir. Öncelikle öğrencilerimize
etraflarını iyi analiz etme ve algılama yöntemlerini
öğretmeye çalışıyoruz. Örneğin Beşiktaş Sokak Grafikleri
çalışmamız “görsel farkındalık” yaratmak teması üzerine
kurulu. Beşiktaş’a bakarak Beşiktaş’tan grafik etkiler
getirin diyoruz. Öyle bir kadrajla fotoğraf çekebilirsiniz
ki, elektrik tellerinin oluşturduğu atmosfer, sizin çizginiz
oluverir. Bu çalışmayla öğrencilerimize etraflarına grafik
dille bakmayı, algılamayı aşılayıp, sonra vermek istedikleri
mesajı, bu malzemeleri kullanarak hazırlamalarını
amaçlıyoruz. Çizgisiyle, kompozisyonuyla, zıtlıklarıyla,
dengesiyle, dokusuyla bambaşka bir Beşiktaş çıkıyor
karşımıza.

Bu projeyi nasıl hayata geçirdiniz?
Öğrencilerimizden gelen çalışmaları Beşiktaş Belediyesi ile
paylaştık. Böyle bir projeyi halkla buluşturup,
Beşiktaşlılara Beşiktaş’ı farklı bir açıdan göstermek
istedik. İstanbul 2010 Kültür Başkenti çalışmaları
kapsamında, halka birlikte, sanatla iç içe, çevremizi
güzelleştirmek ve kültür bilincini arttırmaya katkıda
bulunup, bireylerin farkındalıklarını arttırabiliriz dedik.
Beşiktaş Belediyesi, bu projede bize Ortaköy’de, Levent’te
ve Arnavutköy’de sokak sergisi açtı. Öğrenci, halkla
projelerini paylaştı. Bizim için küçük ama çok güzel bir
projeydi. Hem bizim, hem Beşiktaş Belediyesinin çok hoşuna
gitti. Önümüzdeki sene bu çalışmaya Beykoz Belediyesini de
ekleyerek Beykoz’u kendi açımızdan Beykozlulara anlatacağız.

Bu işde eğitimin önemi nedir?
Öğrencilerimize bizim bölümün diplomasının o güne kadar
ürettiği işlerle değer bulduğunu söylüyorum. Çünkü bir iş
başvurusu yaptığınızda sizden portfolyonuzu istiyorlar,
diplomanızı değil. Başka alanlarda diploma bir gereklilik
olabilir ama bizim işimiz tamamen görsel tasarım, üretim ve
yaratıcılık üzerine. Kendinizi görsel dili etkin kullanmak
için geliştirmek zorundasınız. Dolayısıyla ben de bölüm
başkanı olarak öğrencilerimizin beslenmesi için farkımızı
ortaya koyacak projelere önderlik yapıyorum. Çok okumak,
araştırmak ve gözlem yapmak ve analiz etmek gerek.
Sosyoloji, psikoloji, sanat tarihi, toplum tarihi,
medeniyetler bizim için çok önemli. Rastladığınız küçücük
bir sembolden nerelere gidebilirsiniz örneğin. Konsept
geliştirmeniz lazım. Fikriniz olmazsa, hiçbir ayrıcalığınız
olamaz. Temel okuma yazması olan herkes bu tekniği
öğrenebilir. Siz ise teknolojiyi tam anlamıyla “amacınıza
alet edeceksiniz”.
Visual-IST projenizde nasıl bir iş birliği yapıyorsunuz?
Visual-IST, tam adı “Visual Study of Istanbul” projesini ilk
olarak ABD’de mimarlık ve tasarım alanında öncü
üniversitelerinden Virginia Tech ile birlikte yürütüyoruz.
Virginia Tech’e bu projeyi götürüp birlikte İstanbul’u
çalışalım dedik. Konsept olarak da “Urban Space and Memory”,
yani hareket, zaman ve mekan üzerinden “Kent Belleği”ni
çalışalım istedik. Sonuçta çok ilginç ve güzel bir çalışma
oldu.
Bu projemizi Ekim ayında Washington’da sergileyeceğiz.
Benzer bir çalışmayı bu sene Kore’den Kyungsung Üniversitesi
ile de yapacağız ve çalışmalarımızı İstanbul 2010 Kültür
Başkenti çerçevesinde değerlendireceğiz. Sonuçta bütün
bunlar Türkiye’nin tanıtımı için. Hedefimiz, fakültemiz ve
bölümümüz olarak, kendi eğitim politikamız içinde
çalışmalarımızı Kültür Başkenti kapsamında hazırlıyoruz.
2010 bizim için bir hedef değil, bir araç. Çünkü
öğrencilerimiz 2010’dan sonra da bu tip çalışmalar yapmaya
devam edeceklerdir. Bu tür çalışmalarla sosyal bilinci
görsel olarak oturtmaya çalıştığımızı söyleyebilirim.
, |
|
|
|
|
|