SİTE İÇİ ARAMA

 

   

Bir
Cumhuriyet
öyküsü:

İlk
araba
vapurumuz

30 Haziran 1953 gecesi, Haliç Tersanesi'nde büyük bir heyecan vardı. Tersanenin mühendisleri, müdüriyet odasındaydı. O geceyi tersanede geçirecekleri aslında aylar önceden belli olan mühendislerden biri girip biri çıkıyordu odaya. Herkesin aklı dışarıda, kendi inşa ettikleri kızakta sabahı bekleyen vapurdaydı; Kartal Araba Vapuru’nda.

“Denize gemi indirmek dünyanın her yerinde bir merasim, bir doğum günü gibi bir şeydir... Biz çok heyecanlandık... İşçiler de çok heyecanlandı...
Hiç yeni gemi yapmamışlardı.

 

Bizim tersanelerimizde yapılan ilk araba vapuruydu Kartal. Aslında ilk büyük gemi projesiydi bu. O yıllarda Denizcilik Bankası’na bağlı beş tersanemiz vardı: Haliç, Camialtı, Hasköy, İstinye, Alaybey (İzmir). Bu tersanelerde havuzlama ve tamirat işleri yapılıyordu

Bizim tersanelerimizde yapılan ilk araba vapuruydu Kartal. Aslında ilk büyük gemi projesiydi bu. O yıllarda Denizcilik Bankası’na bağlı beş tersanemiz vardı: Haliç, Camialtı, Hasköy, İstinye, Alaybey (İzmir). Bu tersanelerde havuzlama ve tamirat işleri yapılıyordu. Atatürk döneminde açılan sınavlarla gemi mühendisliği eğitimi almak üzere yurtdışına gönderilen bir grup mühendis ve İTÜ Gemi İnşaiye Fakültesi’nin ilk mezunları, belki de yıllardır o gecenin sabahını bekliyorlardı. Vapur ertesi sabah büyük bir törenle denize indirilecekti...
Kartal Araba Vapuru’nun denize indirilişinin üzerinden elli yılı aşkın zaman geçti. Geminin faaliyete başlamasından elli yıl sonra, geminin mühendislerinden Haliç Tersanesi Planlama ve Proje Müdürü Celal Erol, İşletme Müdürü Sadullah Bigat ve Kimya Mühendisi Mesih Altınyıldız ile bir araya geldik. Kartal Araba Vapuru’nun denize indirilmesini anlatırken, o günlerin heyecanını gözümüzün önünde canlandırdılar.

1950’li yılların başında denizciliğimizde çok önemli değişiklikler yaşanıyordu...
Celal Erol: Denizcilik Bankası Anonim Ortaklığı kuruldu. Genel Kurul tayin edildi, yönetim kurulu üyeleri atandı. Yönetim Kurulu üyeleri arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaiye Fakültesi Profesörü Ata Nutku da yer aldı. Tersanelerden o sorumluydu. Tersanelerin müdür ve yardımcılıklarına yurtdışında devlet bursuyla okumuş mühendislerle İTÜ Gemi İnşaiye Fakültesi’nin ilk mezunları atandı. Bu reformdu.
Bizim tersanemizin müdürü rahmetli Nedret Utkan, İşletme Müdürü ise Sadullah Bigat’tı. Üçümüz de İngiltere’deki üniversitelerde tahsil görmüş ve kısa süre önce yurda dönmüştük.

Bu değişimin ilk büyük ürünü Kartal Araba Vapuru olacaktı.
Sadullah Bigat: Biz gemi inşa etmek üzere yetiştirildik. Gemi yapmak istiyorduk. O dönemde hurda gemilerin tamiri yapılıyor sadece. 7 metrelik bir tekne yapmaya dahi razıydık, yeter ki sac olsun... Ata Bey, (Denizcilik Bankası Yönetim Kurulu Üyesi) “Araba vapuru yapacağız” dedi. Projeyi gösterdi. Projeye göre geminin başta da kıçta da pervanesi, ikişer tane dümeni olacaktı. Gayet güzel fakat çok nazari bir projeydi. Ben Ata Bey’e baştaki pervanenin yol keseceğini anlattım. Dosyasını çıkardı. Okudum. Kitap bana “Haklısın Sadullah” diyordu. Ama razıydık. İnşaata başladık. Ata Nutku’nun başlattığı bu atılım sayesinde Türkiye’de çelik gemi inşası başladı. Bu nedenle kendisine şükran borçluyuz.

Kartal Araba Vapuru, kendisinden sonra yapılan tüm araba vapurları için de bir model oluşturacaktı. Bugün İstanbul Boğazı’nda, Çanakkale Boğazı’nda, İzmit Körfezi’nde, İzmir’de; pek çok denizimizde işleyen gemilerin ilk örneğiydi o. 1950’li yılların başında, ithalat yapmak neredeyse mümkün değildi. Her bir parçanın temin edilmesi, büyük bir zorluktu...

Sadullah Bigat: Sac vardı. Camialtı Tersanesi’nde az kullanılmış, triple expansion bir makine bulduk. Bakımını yapıp kullandık. Yeni bir kazan getirtildi. Fakat biraz zayıf bir kazandı. Dümen makinesini bulmak kolaydı. Bir tane seyyar vinç var. Tek bir sacı kaldırıyor, biz onun yerine yerleştiriyoruz. Sonra iki küçük vinç daha geldi.

İlk defa böyle büyük bir proje gerçekleştiriliyordu ve ilk olmanın zorluklarını birer birer aşmak gerekiyordu. Haliç Tersanesi’nde tamirat ve bakım işleri için kullanılan üç havuz vardı. Ancak araba vapurunun denize indirilmesi için bir kızak gerekiyordu...

Celal Erol: Kartal vapurunun omurgasını kızak yokken oluşturduk, Ertuğrul Yatı’nın iki makinesinden birini aldık ve gemiyi inşaya başladık. Gemiyi indirme zamanı geldiğinde kızak yapmamız gerekti. Ancak kızağın bir kısmının da denizin altında olması gerekiyordu. İnşaat mühendisleri geldi. Denizin o kısmında sondajlar yapıldı ve “Burası bataklık, kızak inşa edilmesi için müsait değil” dendi. Rapor, biz gemiyi hazırladıktan sonra gelmişti. O zaman Ata Nutku Bey, “Siz bunu yaparsınız” dedi, “Siz kızağı bildiğiniz gibi yapın.” İşçiler de büyük bir gayret gösterdiler ve yaptık.

Sadullah Bigat: Dalgıçlar daldığında yanlarına gittim. “Ne görüyorsunuz?” diye sordum. “Burada tonoz var” dediler. “On-on beş kulaç var mı?” diye sordum. Tonozun ne şekilde ilerlediğini öğrendim. Tonozun devamının da kayalık olduğunu söylediler. “Sorumluluk bana ait, doldurun burayı” dedim.

Ve beklenen gün gelmişti: 1 Temmuz 1953, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ydı. Gerçekten de Haliç Tersanesi bir bayram yeri gibiydi. Büyük bir kalabalık toplanmıştı. Gemiyi denize Denizcilik Bankası Genel Müdürü Yusuf Ziya Öniş’in eşi Handan Öniş indirecekti...

Mesih Altınyıldız: Gemi ertesi gün denize inecek. O gece bütün mühendis arkadaşlar, müdüriyet odasında oturdu. Hiç uyumadık. İkide bir birimiz gidip gemiyi kontrol ediyorduk. Bir sabotaj var mı, bir şey oluyor mu diye bakıyorduk. Kendi çocuğumuz gibi baktık biz o gemiye. Benim o zamana kadar gemi inşasıyla hiç alakam olmamıştı. Ama onların arasında ben de bu heyecanı yaşıyordum. Oradaki heyecanı, o dostluğu bir daha hiçbir müessesede görmedim.
Celal Erol: Biz gemiyi hazırladık Bütün davetliler geldi, merasim oluyordu, Sadullah Bigat ve ben aşağıdaydık, tulumlarımızla... Çünkü kızağın denizin içinde kalan kısmının çökmesinden korkuyorduk. Bir şey olsaydı, bundan sorumlu olurduk.
Bir endişemiz de geminin kayıp kaymamasıyla ilgiliydi. Gemi indirilirken kızağa yağ sürülür. Özel bir yağdır bu ve Avrupa’dan gelmesi gerekir. O zaman Türkiye’ye hiçbir şey ithal edilemiyordu. Kimya mühendisi Mesih Altınyıldız, “Ben yaparım” dedi. O bir yağ yaptı. Biz bütün riski alarak o kızağı yapıp geminin inişini bekledik. Bütün davetliler tribündeydi. İniş anında şampanya şişesi patlatıldı. Biz gemi inecek mi inmeyecek mi diye bakıyoruz. Oksijenle sacları kestik. Gemi kıpırdamadı. Her ihtimale karşı gemiyi itmesi için hidrolik koymuştuk. Hidrolikler ileriye doğru itince gemi hareket etti. Kaymaya başlayınca biz de heyecanla geminin arkasından koşmaya başladık.
Sadullah Bigat: Geminin bağlı olduğu sacları kesen ustalardan biri bana “Oksijen bitmiş” dedi. O an ona öyle bir baktım ki hemen itiraf etti; şaka ediyordu...

Kartal, denize indirildikten sonra yeni bir aşama başladı. O günlerde gemilerin inşası denizde devam ederdi. Kartal, 1954’te tamamlandı. İlk kaptanı Faik Kul oldu. Onun kullandığı vapur önce Haliç’te seyir tecrübesine çıktı, manevraları kontrol edildi. Uzun yol tecrübesi yapıldı sonra. Kartal, Cumhuriyet’imiz için bir gurur kaynağıydı ve denizciliğimiz de de yeni bir dönem başlamıştı...
Celal Erol: Kartal’ın ardından Camialtı’nda yandan çarklı Karamürsel yapıldı. Bugün artık küçük motorların yanaştığı İstinye Tersanesi’nde bir şehir hatları yolcu vapuru yapıldı. Ondan sonra arkası geldi. Asfalt tankeri, yolcu gemileri yapıldı.

Unkapanı Köprüsü’nden geçerken, başınızı çevirip tersaneye doğru bakmayı ihmal etmeyin. Bugün üzerinde gelin gibi süslenmiş bir gemi olmasa da 50 yıl önce hakkında “Taşımaz, çöker” raporu verilen o kızağı göreceksiniz. O kızak, bugün başta Tuzla’daki tersaneler olmak üzere pek çok tersanede çok sayıda gemi üretebilecek duruma gelen gemi inşa sektörümüzün ilk büyük projesini denize yolcu etmişti.

CELAL EROL
İngiltere’den döndükten sonra İstinye Tersanesi’nde çalışmaya başlayan Yüksek Gemi İnşaiye Mühendisi Celal Erol, İngiltere’deki öğrencilik yıllarını şöyle anlatıyor.
“Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra Avrupa’ya öğrenci göndermek üzere açılan sınavı kazandım. Önce Haliç tersanesinde staj yaptık. Ardından bizi dil öğrenmemiz amacıyla Almanya’ya gönderdiler. Biz gittikten üç ay sonra 2. Dünya Savaşı başladı, geri çağrıldık. 1940’ın Mayıs ayında bu kez bizi İngiltere’ye gönderdiler. Sirkeci’den hareket ettik. Paris’e vardık. Almanlar sınırı geçmiş, Paris’i almak üzereydiler. Le Havre’dan son gemiyle İngiltere’ye geçtik. Güvertede can yelekleriyle seyahat ettik. Londra her akşam bombalanıyordu. Başka şehre gitmek istedim. Üç ay sonra izin geldi, Exeter’e gittim. Bir hafta sonra Londra’da kaldığım eve bomba düştüğünü, yanında kaldığım ailenin tüm bireylerinin öldüğünü öğrendim. 1944’te Glasgow Üniversitesi’nden 1. Şeref Derecesi’yle mezun oldum ve üç yıl oradaki tersanelerde çalıştım.”
Celal Erol, ilerleyen yıllarda Marshall yardımıyla dışarıya sipariş edilen gemilerin denetimlerinde görev aldı. İngiltere’de Fenerbahçe ve Dolmabahçe gemilerinin, Hollanda ve Japonya’da inşa edilen gemilerin kontrolünü yaptı. Celal Erol, Denizcilik Bankası’nın her aşamasında yer aldıktan sonra 1974’de kamudaki görevini Denizcilik Bankası Genel Müdürü olarak tamamladı. 1994’te, 50. mezuniyet yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende Glasgow Üniversitesi tarafından ağırlandı.

SADULLAH BİGAT
Yüksek Gemi Makine Mühendisi Sadullah Bigat, 1942’te Liverpool Üniversitesi’ni bitirdi. 1944’te master derecesi kazandı. Eğitiminin ardından üç yıl İngiltere’deki bir tersanede çalıştı. Üniversiteyi 1. Şeref Derecesi ile bitirmişti ancak tersanede mühendis değil, işçi gibi çalışıyordu. Bigat, “Hiçbir zaman unutmadım” sözleriyle nitelediği bir hatırasını şöyle aktarıyor:
“İngiltere’deki tersanede, çalışmaya başladığımda bana bir keski ve bir metal parçası verdiler. Onu kesmeye başladım. Bir süre sonra ustabaşına giderek, ‘Bu keski kesmiyor, bilemek gerek’ dedim. Ustabaşı keskiyi elimden aldı, benim çalıştığım yere geldi. Keskiye çekiçle vurdu, yağ gibi kayıyordu keski. Bana, ‘Kötü işçi kabahati aletinde arar’ dedi.”
Bigat, Kartal’ın inşa süreci ile ilgili olarak da “Biz heyecanımızı işçiye aynen yansıttık. Bizimle aynı heyecanla çalıştılar. Herkes her işe koşuyordu. Çok da başarılı bir tekne çıktı” diyor. Sadullah Bigat, Kartal Araba Vapuru’nun inşasının ardından 1954 yılında Almanya’ya giderek bu ülkede inşa edilen Akdeniz ve Karadeniz gibi büyük Türk gemilerinin denetimini yaptı.

 

MESİH ALTINYILDIZ
Kartal Araba Vapuru’nun denize indirildiği gün, geminin inşasına katılan hemen herkesin ortak endişesi, geminin kızakların üzerinde kayıp kaymayacağıydı. Bu endişeyi bir sorumluluk olarak taşıyanların biri de Kimya Mühendisi Mesih Altınyıldız’dı. Mesih Altınyıldız, ithal edilemediği için Haliç Tersanesi’nde üretilen yağ ile ilgili olarak şöyle diyor:
“Kızağı belirli bir maddeyle, belirli bir kalınlıkta yağlayacaksınız ki gemi üzerinde oturmadan kayabilsin. Gemi takozlardan kurtulduğunda denize gidebilsin. Biçimsiz bir yağlama yaptığınız taktirde gemi kaymaz. Bu gemi ilk araba vapuruydu ve benim de ilk tecrübemdi. Ben kimya mühendisiyim. Bunları bize okulda okutmazlar. Bu konudaki bilgilere literatür karıştırarak ulaştık. Laboratuar testlerini yaptık. Önce don yağı ile başladık. Don yağının üzerine belirli ağırlıklar koyarak testler yapıldı. Don yağının içine bir miktar parafin ekledik. Ve o kompozisyonu çoğaltarak kızakları yağladık. O gemi bizim için büyük bir tecrübe oldu.”


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR