|
Bizim tersanelerimizde yapılan ilk
araba vapuruydu Kartal. Aslında ilk büyük gemi
projesiydi bu. O yıllarda Denizcilik Bankası’na bağlı
beş tersanemiz vardı: Haliç, Camialtı, Hasköy, İstinye,
Alaybey (İzmir). Bu tersanelerde havuzlama ve tamirat
işleri yapılıyordu. Atatürk döneminde açılan sınavlarla
gemi mühendisliği eğitimi almak üzere yurtdışına
gönderilen bir grup mühendis ve İTÜ Gemi İnşaiye
Fakültesi’nin ilk mezunları, belki de yıllardır o
gecenin sabahını bekliyorlardı. Vapur ertesi sabah büyük
bir törenle denize indirilecekti...
Kartal Araba Vapuru’nun denize indirilişinin üzerinden
elli yılı aşkın zaman geçti. Geminin faaliyete
başlamasından elli yıl sonra, geminin mühendislerinden
Haliç Tersanesi Planlama ve Proje Müdürü Celal Erol,
İşletme Müdürü Sadullah Bigat ve Kimya Mühendisi Mesih
Altınyıldız ile bir araya geldik. Kartal Araba
Vapuru’nun denize indirilmesini anlatırken, o günlerin
heyecanını gözümüzün önünde canlandırdılar.
1950’li yılların başında denizciliğimizde çok önemli
değişiklikler yaşanıyordu...
Celal Erol: Denizcilik Bankası Anonim Ortaklığı kuruldu.
Genel Kurul tayin edildi, yönetim kurulu üyeleri atandı.
Yönetim Kurulu üyeleri arasında İstanbul Teknik
Üniversitesi Gemi İnşaiye Fakültesi Profesörü Ata Nutku
da yer aldı. Tersanelerden o sorumluydu. Tersanelerin
müdür ve yardımcılıklarına yurtdışında devlet bursuyla
okumuş mühendislerle İTÜ Gemi İnşaiye Fakültesi’nin ilk
mezunları atandı. Bu reformdu.
Bizim tersanemizin müdürü rahmetli Nedret Utkan, İşletme
Müdürü ise Sadullah Bigat’tı. Üçümüz de İngiltere’deki
üniversitelerde tahsil görmüş ve kısa süre önce yurda
dönmüştük.
|
 |
Bu değişimin ilk büyük ürünü Kartal Araba Vapuru
olacaktı.
Sadullah Bigat: Biz gemi inşa etmek üzere yetiştirildik.
Gemi yapmak istiyorduk. O dönemde hurda gemilerin tamiri
yapılıyor sadece. 7 metrelik bir tekne yapmaya dahi
razıydık, yeter ki sac olsun... Ata Bey, (Denizcilik
Bankası Yönetim Kurulu Üyesi) “Araba vapuru yapacağız”
dedi. Projeyi gösterdi. Projeye göre geminin başta da
kıçta da pervanesi, ikişer tane dümeni olacaktı. Gayet
güzel fakat çok nazari bir projeydi. Ben Ata Bey’e
baştaki pervanenin yol keseceğini anlattım. Dosyasını
çıkardı. Okudum. Kitap bana “Haklısın Sadullah” diyordu.
Ama razıydık. İnşaata başladık. Ata Nutku’nun başlattığı
bu atılım sayesinde Türkiye’de çelik gemi inşası
başladı. Bu nedenle kendisine şükran borçluyuz.
Kartal Araba Vapuru, kendisinden sonra yapılan tüm
araba vapurları için de bir model oluşturacaktı. Bugün
İstanbul Boğazı’nda, Çanakkale Boğazı’nda, İzmit
Körfezi’nde, İzmir’de; pek çok denizimizde işleyen
gemilerin ilk örneğiydi o. 1950’li yılların başında,
ithalat yapmak neredeyse mümkün değildi. Her bir
parçanın temin edilmesi, büyük bir zorluktu...
Sadullah
Bigat: Sac vardı. Camialtı Tersanesi’nde az
kullanılmış, triple expansion bir makine bulduk.
Bakımını yapıp kullandık. Yeni bir kazan getirtildi.
Fakat biraz zayıf bir kazandı. Dümen makinesini bulmak
kolaydı. Bir tane seyyar vinç var. Tek bir sacı
kaldırıyor, biz onun yerine yerleştiriyoruz. Sonra iki
küçük vinç daha geldi.
İlk defa böyle büyük bir proje gerçekleştiriliyordu ve
ilk olmanın zorluklarını birer birer aşmak gerekiyordu.
Haliç Tersanesi’nde tamirat ve bakım işleri için
kullanılan üç havuz vardı. Ancak araba vapurunun denize
indirilmesi için bir kızak gerekiyordu...
|
 |
Celal Erol:
Kartal vapurunun omurgasını kızak yokken
oluşturduk, Ertuğrul Yatı’nın iki makinesinden birini
aldık ve gemiyi inşaya başladık. Gemiyi indirme zamanı
geldiğinde kızak yapmamız gerekti. Ancak kızağın bir
kısmının da denizin altında olması gerekiyordu. İnşaat
mühendisleri geldi. Denizin o kısmında sondajlar yapıldı
ve “Burası bataklık, kızak inşa edilmesi için müsait
değil” dendi. Rapor, biz gemiyi hazırladıktan sonra
gelmişti. O zaman Ata Nutku Bey, “Siz bunu yaparsınız”
dedi, “Siz kızağı bildiğiniz gibi yapın.” İşçiler de
büyük bir gayret gösterdiler ve yaptık.
Sadullah
Bigat: Dalgıçlar daldığında yanlarına gittim.
“Ne görüyorsunuz?” diye sordum. “Burada tonoz var”
dediler. “On-on beş kulaç var mı?” diye sordum. Tonozun
ne şekilde ilerlediğini öğrendim. Tonozun devamının da
kayalık olduğunu söylediler. “Sorumluluk bana ait,
doldurun burayı” dedim.
Ve beklenen gün gelmişti: 1 Temmuz 1953, Denizcilik ve
Kabotaj Bayramı’ydı. Gerçekten de Haliç Tersanesi bir
bayram yeri gibiydi. Büyük bir kalabalık toplanmıştı.
Gemiyi denize Denizcilik Bankası Genel Müdürü Yusuf Ziya
Öniş’in eşi Handan Öniş indirecekti...
Mesih
Altınyıldız: Gemi ertesi gün denize inecek. O
gece bütün mühendis arkadaşlar, müdüriyet odasında
oturdu. Hiç uyumadık. İkide bir birimiz gidip gemiyi
kontrol ediyorduk. Bir sabotaj var mı, bir şey oluyor mu
diye bakıyorduk. Kendi çocuğumuz gibi baktık biz o
gemiye. Benim o zamana kadar gemi inşasıyla hiç alakam
olmamıştı. Ama onların arasında ben de bu heyecanı
yaşıyordum. Oradaki heyecanı, o dostluğu bir daha hiçbir
müessesede görmedim.
Celal Erol: Biz gemiyi hazırladık Bütün davetliler
geldi, merasim oluyordu, Sadullah Bigat ve ben
aşağıdaydık, tulumlarımızla... Çünkü kızağın denizin
içinde kalan kısmının çökmesinden korkuyorduk. Bir şey
olsaydı, bundan sorumlu olurduk.
Bir endişemiz de geminin kayıp kaymamasıyla ilgiliydi.
Gemi indirilirken kızağa yağ sürülür. Özel bir yağdır bu
ve Avrupa’dan gelmesi gerekir. O zaman Türkiye’ye hiçbir
şey ithal edilemiyordu. Kimya mühendisi Mesih
Altınyıldız, “Ben yaparım” dedi. O bir yağ yaptı. Biz
bütün riski alarak o kızağı yapıp geminin inişini
bekledik. Bütün davetliler tribündeydi. İniş anında
şampanya şişesi patlatıldı. Biz gemi inecek mi inmeyecek
mi diye bakıyoruz. Oksijenle sacları kestik. Gemi
kıpırdamadı. Her ihtimale karşı gemiyi itmesi için
hidrolik koymuştuk. Hidrolikler ileriye doğru itince
gemi hareket etti. Kaymaya başlayınca biz de heyecanla
geminin arkasından koşmaya başladık.
Sadullah Bigat: Geminin bağlı olduğu sacları kesen
ustalardan biri bana “Oksijen bitmiş” dedi. O an ona
öyle bir baktım ki hemen itiraf etti; şaka ediyordu...
|
 |
Kartal, denize indirildikten sonra yeni bir aşama
başladı. O günlerde gemilerin inşası denizde devam
ederdi. Kartal, 1954’te tamamlandı. İlk kaptanı Faik Kul
oldu. Onun kullandığı vapur önce Haliç’te seyir
tecrübesine çıktı, manevraları kontrol edildi. Uzun yol
tecrübesi yapıldı sonra. Kartal, Cumhuriyet’imiz için
bir gurur kaynağıydı ve denizciliğimiz de de yeni bir
dönem başlamıştı...
Celal Erol: Kartal’ın ardından Camialtı’nda yandan
çarklı Karamürsel yapıldı. Bugün artık küçük motorların
yanaştığı İstinye Tersanesi’nde bir şehir hatları yolcu
vapuru yapıldı. Ondan sonra arkası geldi. Asfalt
tankeri, yolcu gemileri yapıldı.
Unkapanı Köprüsü’nden geçerken, başınızı çevirip
tersaneye doğru bakmayı ihmal etmeyin. Bugün üzerinde
gelin gibi süslenmiş bir gemi olmasa da 50 yıl önce
hakkında “Taşımaz, çöker” raporu verilen o kızağı
göreceksiniz. O kızak, bugün başta Tuzla’daki tersaneler
olmak üzere pek çok tersanede çok sayıda gemi
üretebilecek duruma gelen gemi inşa sektörümüzün ilk
büyük projesini denize yolcu etmişti.
|
 |
CELAL EROL
İngiltere’den döndükten sonra İstinye
Tersanesi’nde çalışmaya başlayan Yüksek Gemi
İnşaiye Mühendisi Celal Erol, İngiltere’deki
öğrencilik yıllarını şöyle anlatıyor.
“Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra
Avrupa’ya öğrenci göndermek üzere açılan
sınavı kazandım. Önce Haliç tersanesinde
staj yaptık. Ardından bizi dil öğrenmemiz
amacıyla Almanya’ya gönderdiler. Biz
gittikten üç ay sonra 2. Dünya Savaşı
başladı, geri çağrıldık. 1940’ın Mayıs
ayında bu kez bizi İngiltere’ye gönderdiler.
Sirkeci’den hareket ettik. Paris’e vardık.
Almanlar sınırı geçmiş, Paris’i almak
üzereydiler. Le Havre’dan son gemiyle
İngiltere’ye geçtik. Güvertede can
yelekleriyle seyahat ettik. Londra her akşam
bombalanıyordu. Başka şehre gitmek istedim.
Üç ay sonra izin geldi, Exeter’e gittim. Bir
hafta sonra Londra’da kaldığım eve bomba
düştüğünü, yanında kaldığım ailenin tüm
bireylerinin öldüğünü öğrendim. 1944’te
Glasgow Üniversitesi’nden 1. Şeref
Derecesi’yle mezun oldum ve üç yıl oradaki
tersanelerde çalıştım.”
Celal Erol, ilerleyen yıllarda Marshall
yardımıyla dışarıya sipariş edilen gemilerin
denetimlerinde görev aldı. İngiltere’de
Fenerbahçe ve Dolmabahçe gemilerinin,
Hollanda ve Japonya’da inşa edilen gemilerin
kontrolünü yaptı. Celal Erol, Denizcilik
Bankası’nın her aşamasında yer aldıktan
sonra 1974’de kamudaki görevini Denizcilik
Bankası Genel Müdürü olarak tamamladı.
1994’te, 50. mezuniyet yıldönümü nedeniyle
düzenlenen törende Glasgow Üniversitesi
tarafından ağırlandı.
|
 |
SADULLAH BİGAT
Yüksek Gemi Makine Mühendisi Sadullah
Bigat, 1942’te Liverpool Üniversitesi’ni
bitirdi. 1944’te master derecesi kazandı.
Eğitiminin ardından üç yıl İngiltere’deki
bir tersanede çalıştı. Üniversiteyi 1. Şeref
Derecesi ile bitirmişti ancak tersanede
mühendis değil, işçi gibi çalışıyordu. Bigat,
“Hiçbir zaman unutmadım” sözleriyle
nitelediği bir hatırasını şöyle aktarıyor:
“İngiltere’deki tersanede, çalışmaya
başladığımda bana bir keski ve bir metal
parçası verdiler. Onu kesmeye başladım. Bir
süre sonra ustabaşına giderek, ‘Bu keski
kesmiyor, bilemek gerek’ dedim. Ustabaşı
keskiyi elimden aldı, benim çalıştığım yere
geldi. Keskiye çekiçle vurdu, yağ gibi
kayıyordu keski. Bana, ‘Kötü işçi kabahati
aletinde arar’ dedi.”
Bigat, Kartal’ın inşa süreci ile ilgili
olarak da “Biz heyecanımızı işçiye aynen
yansıttık. Bizimle aynı heyecanla
çalıştılar. Herkes her işe koşuyordu. Çok da
başarılı bir tekne çıktı” diyor. Sadullah
Bigat, Kartal Araba Vapuru’nun inşasının
ardından 1954 yılında Almanya’ya giderek bu
ülkede inşa edilen Akdeniz ve Karadeniz gibi
büyük Türk gemilerinin denetimini yaptı.
|
 |
MESİH ALTINYILDIZ
Kartal Araba Vapuru’nun denize
indirildiği gün, geminin inşasına katılan
hemen herkesin ortak endişesi, geminin
kızakların üzerinde kayıp kaymayacağıydı. Bu
endişeyi bir sorumluluk olarak taşıyanların
biri de Kimya Mühendisi Mesih Altınyıldız’dı.
Mesih Altınyıldız, ithal edilemediği için
Haliç Tersanesi’nde üretilen yağ ile ilgili
olarak şöyle diyor:
“Kızağı belirli bir maddeyle, belirli bir
kalınlıkta yağlayacaksınız ki gemi üzerinde
oturmadan kayabilsin. Gemi takozlardan
kurtulduğunda denize gidebilsin. Biçimsiz
bir yağlama yaptığınız taktirde gemi kaymaz.
Bu gemi ilk araba vapuruydu ve benim de ilk
tecrübemdi. Ben kimya mühendisiyim. Bunları
bize okulda okutmazlar. Bu konudaki
bilgilere literatür karıştırarak ulaştık.
Laboratuar testlerini yaptık. Önce don yağı
ile başladık. Don yağının üzerine belirli
ağırlıklar koyarak testler yapıldı. Don
yağının içine bir miktar parafin ekledik. Ve
o kompozisyonu çoğaltarak kızakları
yağladık. O gemi bizim için büyük bir
tecrübe oldu.” |