DİSİPLİN VE
YAŞAM KEYFİNİ
KAYNAŞTIRAN
MÜZİK ADAMI:
Garo Mafyan
Türk pop müziğinin en
üretken isimlerinden
Garo Mafyan ile müzik dünyamızı, İstanbul
Gelişim
Orkestrası'nı, hobilerini,
İstanbul'u ve trafik ışıklarını
konuştuk. Garo Mafyan orkestra ile
ilgili iki de müjde verdi: Bir müzik
okulu ve bir albüm...
90'ların başı Türk pop müziği
açısından bir dönüm noktası olarak
kabul ediliyor. Bu değişim içinde
siz çok önemli bir yer tutuyorsunuz.
O dönemden bugüne nasıl gelindi?
Eskiden
iyi şarkı söyleyen insan sayısı
azdı. Konservatuarların ve okulların
açılması sonucu iyi şarkı söyleyen
birçok şarkıcı ortaya çıktı. Bugün
dikkat edin, piyasadaki iyi
yorumcuların hepsi bir okul
mezunudur. Teknoloji çok iyi takip
ediliyor. Bugün her şey daha güzel
ve keyifli. Ancak güzel olan
şeylerin yanında güzel olmayan
şeyler de var. Bir sıkışma var.
Nasıl bir
sıkışma bu? Şimdi müzisyen
sayısı az. Herkes bir anda kendisini
"müzisyen oldum" sanıyor. Halbuki
müzik çok ciddi ve uzun yıllar
gerektiren bir iş. Bir Atilla
Özdemiroğlu, bir Onno Tunç, bir
Selçuk Başar; bunlar hep çok
çalıştılar. İşin temelinden gelen
insanlardı. Bugün en iyi aranjöre
bir keman yaz diyorsunuz, ben
yazamam ki, bilmem diyor. Olmaz.
Uzay (Heparı) muhteşem bir adam
olacaktı, ömrü vefa etmedi. Onno'nun
ölümüyle pop müzikte çok büyük bir
kilometre taşı gitti ve herkes bunun
farkında. O tür besteler yapılmıyor,
öyle aranjmanlar yapılmıyor. 10 kişi
daha giderse, merak etmeyin, hiçbir
şey kalmayacak. Yeni gelenler
bunları düşünmüyor, sansasyona
rağbet ediyor. İşinizi bilerek
yapmak önemli. Ben 100 defa daha
dünyaya gelsem, aynı hayatı yaşasam,
müzik eğitimi alsam yine de "Bir şey
biliyorum" diyemem. Çünkü müzik
dipsiz bir kuyu. Uzayın sonunu
bulabiliyor musunuz? Sistemin içinde
onun sonunu algılayamıyoruz. Müzik
de böyle.
Magazin dünyasındaki sansasyonlar ve yapay
gündemler ülkemizdeki müzik kalitesini
etkiliyor mu?
Tabii ki etkiliyor. Magazin programlarını
açın, 50'den fazla isim göremezsiniz. Bu iş
50 kişiyle yapılıyorsa, zaten geçmiş olsun.
Haber programları magazine dönüyorsa, işler
iyiye gitmiyor demektir.
Garo Mafyan bugün ne yapıyor?
Garo Mafyan'ın iki hayatı var. Birincisi
İstanbul Gelişim Orkestrası hayatı. İkincisi
Garo Mafyan hayatı. İstanbul Gelişim hayatı
36. yılına yaklaşıyor. Ayrıca Garo Mafyan'ın
yaptığı ve yapacağı prodüksiyonlar var.
İstanbul Gelişim Orkestrası geçtiğimiz
Temmuz ayında, birçok sanatçının katıldığı
büyük bir konser verdi. Orkestranın yeni
projeleri nelerdir?
Orkestranın üç muhteşem bestecisi var, dört
solisti var. Yıllardır konser veren
orkestranın kendisine ait bir albümü olması
lazım. Gençliğimizde buna vakit bulamadık.
Bu dört solistin; Mert, Banu, Hale ve
Zeynep'in tarzları birbirlerinden farklı.
Orkestranın, ortak albümden sonra
solistlerin her birine birer prodüksiyon
yapması lazım.
Binlerce kişiyi ekran başına kiliteyen
Popstar yarışması, kimi eleştirilere de
maruz kaldı. Bir jüri üyesi olarak bu konuda
neler söylemek istersiniz?
Popstar ve benzer yarışmalar başladığında
bana "Türkiye bu kadar popstarı kaldırır
mı?" diye sordular. "Kaç popstar var?"
dedim. 4 yarışmada 15'er kişi olsa, 60 kişi
eder. 60 kişi şarkı söyleyecek, 70 milyon
kişilik bir
ülkeye fazla gelecek! Adama
gülerler. Ne kadar fazla olursa,
bence o kadar iyi, çünkü o zaman
rekabet fazla olacak, herkes eğitime
yönelecek. Ama medya içlerinden bir
tanesini balon gibi şişirmeyi tercih
ediyor. Televizyon bir eğlence
aracı. Ben bunu Popstar'da hep
söyledim ama herkes Popstar'ı bir
müzik yarışması olarak algıladı.
Başlarken benim ilk söylediğim şey
şuydu: Bu iş bir "jüri show"
olacaktı. Hakikatten de öyle oldu.
Oradan kaç kişinin adı aklınızda
kaldı?
Türkiye'de,
korsan yayıncılık müzik dünyasını
olumsuz etkileyen faktörlerden biri.
Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Bakanlık telif
hakları konusunda her şeyi yaptı.
Fakat kanun çıkarmak önemli değil,
uygulamak önemli. Bizde yasaklar,
padişahın yasağı gibi, beş günlüğüne
geçerlidir. Korsan CD satan yerler
bugün kapanıyor, üç gün sonra
yeniden açılıyor. Ayrıca, bir
bakkalla gittiğinizde ucuz ama aynı
zamanda lezzetli olanı almak
istersiniz. Hiç ilk gördüğünüz
zeytini aldınız mı? İnsanlar korsan
ürün aldıklarında CD boş çıkabilir,
filmin on dakikası eksik olabilir,
ses ya da görüntü kalitesi düşük
olabilir...
Türkiye'de, korsan yayıncılık
müzik dünyasını olumsuz etkileyen
faktörlerden biri. Bu konuya nasıl
bakıyorsunuz?
Bakanlık telif
hakları konusunda her şeyi yaptı.
Fakat kanun çıkarmak önemli değil,
uygulamak önemli. Bizde yasaklar,
padişahın yasağı gibi, beş günlüğüne
geçerlidir. Korsan CD satan yerler
bugün kapanıyor, üç gün sonra
yeniden açılıyor. Ayrıca, bir
bakkalla gittiğinizde ucuz ama aynı
zamanda lezzetli olanı almak
istersiniz. Hiç ilk gördüğünüz
zeytini aldınız mı? İnsanlar korsan
ürün aldıklarında CD boş çıkabilir,
filmin on dakikası eksik olabilir,
ses ya da görüntü kalitesi düşük
olabilir...
Müzisyenlik dışarıdan çok keyifli
bir dünya gibi görünüyor ama çok
büyük bir disiplin ve fedakarlık
gerektiriyor, değil mi?
Her şeyin başında
disiplin ve eğitim geliyor. Ordu
neden başarılı bir müessesedir?
Çünkü disiplini ve eğitimi vardır.
Hiyerarşi benim yapıma uygun değil
ama disiplin olması gereken bir şey.
Başbakan geldiğinde benim ona yol
vermem gerekir. O benim
başbakanımdır. Bu eğitimdir. Kırmızı
ışık yandığında, başbakan da durmak
zorundadır. Bu da disiplindir. İşin
eğlencesi ise bir arada olmaktan
kaynaklanıyor.
İstanbul Gelişim'deki iki şeyden
onur duyarız. İstanbul Gelişim'de
iyi müzik ve iyi yemek vardır. 3-4
yıl önce Frankfurt'taki bir işi ne
için kabul ettik, biliyor musunuz?
Birlikte olmak ve orada sosis yemek
için! İstanbul Gelişim,
“Uzay muhteşem
bir adam olacaktı, ömrü vefa etmedi.
Onno'nun ölümüyle pop müzikte çok
büyük bir
kilometre taşı gitti ve herkes bunun
farkında. O tür besteler yapılmıyor,
öyle
aranjmanlar yapılmıyor. Yeni
gelenler bunları düşünmüyor,
sansasyona rağbet ediyor.”
“Her şeyin
başında
disiplin ve eğitim geliyor.
Başbakan geldiğinde benim ona yol
vermem gerekir.
O benim başbakanımdır.
Bu eğitimdir.
Kırmızı ışık yandığında, başbakan da
durmak
zorundadır.
Bu da disiplindir.”
Antalya'ya
çalmaya giderken uçak indikten sonra
bavullar otele, orkestra en güzel
balıkçıya gider. Bir bardak
şarabımızı, yarım duble rakımızı
içip, duşumuzu alıp sound-check'e
çıkarız. İşin keyfi orada başlıyor.
Keyfisiz tarafları iki üç
bodyguardla çıkıp Şamdan'a vs.
gitmeler. Bir şirketi arayıp koruma
isteseniz 8 kişi gönderirler. Ama
ben o adamlar orada beklerken yemek
yiyemem ki...
Sahnede çalmanın keyfi bambaşka.
Herkes piste doluşmaya çalışıyorsa,
demek ki iş başka türlü, ama eğer
masaların etrafında dans ediyorsa, o
zaman "Tamam" diyorsunuz, "Her şey
çok iyi."
Bir de işin acı tarafları var.
Kaybettiğim herkes çok büyük bir
acı. Yıllarca birlikte
çalışıyorsunuz...
Türkiye'de
Eurovision Şarkı Yarışması'na en çok
katılan müzisyensiniz. Eurovision
hakkında neler söylemek istersiniz?
Yıllarca, besteci ve aranjör olarak
katıldım. Evvelki sene Sertap
birinci oldu. Burada sık yapılan bir
hata var: Eurovision'da şarkıcı
birinci olmaz, bu bir şarkı
yarışması ve şarkıyı besteci yapar.
Demir'in (Demirkan) bestesi doğru
bir besteydi, Sertab muhteşem bir
ses, koreografi harikaydı, birinci
oldu. Demek ki doğru beste, doğru
şarkıcı sonuç alıyor. Geçen sene
kötü müydü? Daha iyisi olabilirdi
ama o da güzeldi. Eurovision artık
bir video klip yarışmasına döndü.
Eurovision bir Gayya kuyusu. Biz
birinci olduk, kurtulduk.
Bir yandan da Eurovision çok büyük
bir reklam. Milli Takım'ın Dünya
Kupası'nda 3. olması gibi. Milyar
dolarla ölçülemeyecek bir reklam bu.
Bugüne kadar en çok keyif
aldığınız projeler hangileri oldu?
Ben yaptığım her işten keyif aldım.
Zaten insan yaptığı işin arkasında
durmazsa başarı olamaz. Tek
avantajım, şu oldu: Ben iyi bir
terzilik yaptığımı düşünüyorum.
Herkesin bestesi iyidir. Ben, tipe
uygun işleri iyi yaptım.
Siz ne tür müzik dinliyorsunuz?
İnsanların şahsi tercihleri vardır,
bir de dinlemesi gerekenler vardır.
Dinlemem gerekenler düşünüldüğünde,
arabeskten Latin'e her şeyi
dinlerim. Parçaların nasıl
yapılandırıldığına bakarım. Bunun
dışında klasik müzik ve Latin
dinlerim. Latin derken, Brazil Latin
tabii. Bir de pop caz dinlerim.
Kendinizi yenilemek, dinlenmek
için müzik dışında nelerle
ilgileniyorsunuz?
Eskiden uçuyordum. Yaptığım şeyleri
hep kurallarına göre yapmak isteyen
bir adam olduğum için her zaman
limitlerimi bilirim. Adrenalinim
yükselsin diye uçakla pike yapmadım.
Artık uçmuyorum. Ama bir yere
giderken kok-pitte gidiyorum. Vakit
buldukça bilgisayarda uçak
simülasyonu oynuyorum.
Avdan keyif alıyorum. Avcılığa
başlarken "Bana bu işin kurallarını
öğretin" dedim, "Hayvan vurmanın
değil, centilmenlik kurallarını."
"Eğer iki kez ateş edersen hayvanın
kaçma, yaşama şansı olur" dediler.
Bu arada başka bir keyif başladı:
Manzara keyfi. Bir gölün üzerine
çıkıyorsunuz, göl donmuş. Üzerinizde
flamingolar, balıkçıllar,
kaşıkçılar, sığırcıklar, ördekler
uçuyor...
Ve tabii ada ve deniz. Özellikle
kışın denize çıkmaktan büyük keyif
alıyorum. Fırtınadan keyif alıyorum.
Ancak fırtınanın bir limiti var
tabii. Bir de önlem almanız gerek.
Pusula, radar size hayatta bir kez
lazım olur, o da hayatınızı
kurtarır.
Rakı-balıktan vazgeçemem. İnsanlar
doğdukları toprağa aittir.
Amerika'da Türk işi, Türkiye'de
Amerikan işi olmaz.
Motosiklet kullanmayı seviyorum. Boş
zaman gibi bir kavramı kabul
etmiyorum. İnsan, kafasını
rahatlatacak şeyleri çok rahat
bulabiliyor. Oturun, kendi başınıza
bir şeyler düşünün, kafanız
rahatlar.
İstanbul'la nasıl bir ilişkiniz
var?
Acıklı bir hayat hikayemiz var
İstanbul'la. Ben Erenköy'de doğdum,
çok güzel bir köşkte büyüdüm.
Bahçesinde ata bindiğim bir köşktü.
İçinde sadece 16-18 erik çeşidi
vardı; her türlü meyve, sebze, çiçek
bahçesi; Adalar'a bakan bir balkon,
Çamlıca'ya bakan bir balkon...
İstanbul niye bu hale geldi?
Karşınızda oturan adam, İstanbul'u
bu hale getirenlerden biri. Ekonomik
bir zorunluluğu olmamasına rağmen
evini yıktırıp apartman
yaptıranlardan biri.
Uçakla inerken İstanbul'un ne facia
durumda olduğu görülüyor. Bugün
İstanbul'un asayişi berbat, trafik
berbat, tabiat berbat, yaşam şekli
berbat. Değişimin altında şu var:
İnsan kalitesi değişiyor.
İstanbul Gelişim
Orkestrası'nın müzik okulu
İstanbul
Gelişim'in dört-beş yıllık bir
hayaliydi okul projesi. İyi mi yoksa
kötü mü olduğundan şüphelendiğim,
kılı kırk yarmak gibi mükemmeliyetçi
bir yaklaşımımız var. İşin son
noktasını önceden belirleyip
sıfırdan başladık. Daha açıklamadık,
ama Bahçeşehir Üniversitesi ile bir
işbirliğimiz var. İstanbul Gelişim
Orkestrası'nın çekirdek kadrosu olan
ben, Uğur (Başar) ve Atilla'nın (Özdemiroğlu)
dışında hocalarımızın çoğu
belirlendi. Çok önemli isimler
hocalık yapacaklar. Çok sevdiğimiz
iki arkadaşımız; Ajda ve Sezen
workshop yapmayı kabul etti. Bu
bizim için çok güzel bir şey. Candan
Erçetin vakti olduğu sürece workshop
yapmak istediğini söyledi.
Galiba diğer okullardan en büyük
farkımız öğrencilerimizle beraber
çalmamız olacak. Yoksa kurs gayet
basit bir iştir. Belirli bir para
ödersin ve ödediğin paranın
karşılığını alırsın. Ondan sonrası
size kalmış bir şeydir. Ancak bizle
beraber çalan öğrenciler başka bir
şey daha öğrenecek. Sahne, eğer bir
birikim ve yeteneğiniz varsa,
öğrenmenin en güzel yollarından
biri. Belki yaz kursu ile daha erken
başlayabilir. Ya da konservatuara
hazırlık kursu olabilir.
Amacımız okulun yanında bir konser
salonu ve konser salonuna bağlı
tesislerle tiyatrocuların oynadığı,
balerinlerin ve baletlerin dans
ettiği, müzisyenlerin çaldığı bir
projeyi sonuna kadar götürmek. Fakat
bu birden bire olacak bir şey değil,
çok zor uğraş.
Bizdeki eğitim sisteminde maalesef
hep teoriye saldırırlar. Kolejde
okurken en güldüğüm şey sabunun el
yıkama formülüydü. Üçlü bir kir
çıkarma yöntemi formülü vardır. Bana
bunu öğret, ama önce bana el
yıkamayı, suyla barışmayı öğret. Bir
dönem konservatuarda hocalık
yapmıştım. Bugün piyasadaki
çocukların çoğu, talebem oldu. Orada
da hep öğrencilerimle birlikte
çaldım. Öğretmek, öğrenebilenle
birlikte olmak çok önemli bir şey.