| |
|
Hayatın
bir simülasyonudur sinema... Kimilerine göre en
az hayatın kendisi kadar gerçektir. Gerçek ise
tek bir şeye muhtaçtır; belleğe.. Unutulmuş bir
gerçek, gerçek olmaktan çıkar. Sinema işte tam
bu noktada yeniden karşımıza çıkar, geçeğin
yeniden kurgulanmış bir kaydıdır çünkü o.
Sinemanın, Lumière kardeşlerin tren görüntüleri
kaydı ile başladığı var sayılan tarihi, kendi
100 yılı aşkın ömründen çok daha uzun bir zaman
dilimini projekte eder. Kimi zaman tarihsel bir
film bizi milattan öncesine kimi zamansa bir
bilim-kurgu yarının dünyasına götürür. Stanley
Kubrick'in "2001 A Space Odyssey" filmi bu
iddiaya en iyi kanıtlardan biri olsa gerek:
Evrimin çok erken aşamalarında alet kullanan
canlıların görüntüleriyle başlayan film,
insanoğlu tarafından keşfedilen bir uzayın
derinliklerinde son bulur. Kamera kaydeder,
hayat belgelenir. |
|
Ve her gerçek gibi sinemanın kendisi de kayda
muhtaçtır. Bugün giderek güçlendiğini, uzun ve
sancılı bir dönemin ardından izleyiciyle
arasındaki ilişkiyi tazelediğini gördüğümüz Türk
sineması, neredeyse 100 yıllık bir geçmişe
sahip. Bu capcanlı geçmiş, 2001 yılında sinema
tarihimizin mihenk taşlarından Türker İnanoğlu
tarafından TÜRVAK bünyesinde açılan Sinema
Televizyon Müzesi'nde koruma altında.
Duvarlarında yüzlerce sinema oyuncumuzun
resimleri bulunan müze, eski Türk filmlerinin
mutfağını, çalışma koşullarını, hepsinden
önemlisi film yapma heyecanını gözler önüne
seriyor.
Fuat Uzkınay
Müzenin binlerce hikayeyle ağırlaşan
salonlarındaki gezimize bu hikayelerin belki de
ilk kahramanı, Fuat Uzkınay'la başlayalım. Fuat
Uzkınay, birçokları tarafından Türk sinemasının
miladı olarak kabul ediliyor. 1896'da, Lumière
kardeşlerin pek çok dünya kenti ile birlikte
İstanbul'a da gönderdikleri kameramanlar,
İstanbul dışındaki şehirlerde de belgesel
kayıtlar yaparlar. Enver Paşa, Lumière
kardeşlerin filmini gördüğünde sinematografinin
gücü karşısında büyülenir. İlk iş, Lumière
kardeşlerden kendilerine bir teknisyen
göndermelerini ister. Teknisyen gelir, ama
sinemayı Türkiye'ye tanıtacak birine ihtiyaç
vardır. Bu görev dönemin genç zabitlerinden Fuat
Uzkınay'a verilir. Malulin-i Askeriye Cemiyeti
aracılığıyla bütçelendirilen proje kapsamında
bugün de ordumuz bünyesinde yer alan Ordu Foto
Film Merkezi kurulur. Buradan çıkan ilk kayıt,
Osmanlı-Rus harbinin ardından Yeşilköy'de inşa
edilen Ayesefanos Abidesi'nin yıkılması. Ancak
maalesef, bugün bu tarihi kayıtların bantlarının
nerede olduğu bilinmiyor. Elimizde sadece Ali
Enis Koza tarafından çekilen bir fotoğraf var.
Fuat Uzkınay'ın çektiği birçok belge
niteliğindeki görüntünün de akıbeti belli değil.
Ancak Uzkınay'ın fotoğraflarını ve konuyla
ilgili belgeleri müzede görmek mümkün.
Aslında, Osmanlı'da sinema kaydının tarihi daha
da eskiye dayanıyor. Önceleri izin verilmeyen
sinema gösterimleri, zamanla İstanbul ve diğer
önemli şehirlerde, birahane, kafe gibi
salonlarda yapılmaya başlanır. Bilinen ilk
Osmanlı dönemi filmi ise Selanikli Manakis
kardeşlerin kayıtlarıdır. Bu kayıtlar arasında
V. Mehmet Reşat'ın 5-26 Haziran 1911'te Selanik
ve Manastır ziyareti de yer alır.
|
 |
Tüplü ve kömürlü projektörler 1906
yılında İstanbul'a getirilen bir film
gösterme makinesi, bugünkü üstün ses ve
görüntü teknolojilerine sahip salonlarına
gelinene dek sinemanın hangi aşamalardan
geçtiğinin en güzel göstergesi olsa gerek.
Sinema Televizyon Müzesi'nde, bu makineye
yakından baktığınızda arka taraftaki iki
vanayı fark edeceksiniz. Bu vanalardan
verilen azot ve oksijen yanma sağlayarak
ışık üretiyor. Sinemayla tanışan devrin
insanını şaşkınlıklara sürükleyen makine,
halen çalışabilecek durumda.
1940'lı yıllarla birlikte ise çok daha büyük
boyutlardaki film gösterme makineleri
kullanılmaya başlanmış. Sinema Televizyon
Müzesi'nde biri Century biri Zeiss-Erneman
marka olmak üzere iki örneğini
görebileceğiniz bu makinelerin makinistleri
birer "ateşçi" gibi çalışırmış. Işık,
makinenin yandan beslenen kazanında yakılan
kömür ile sağlanırmış. Makinenin iki kritik
"Makiniiiiist" noktası var: Ateş
cılızlaştığında görüntü soluklaşır, fazla
yandığında ise ısınmadan dolayı film
koparmış.
Atatürk ve sinema
"Sinema öyle bir keşiftir ki bir gün
gelecek, barutun, elektriğin ve kıtaların
keşfinden çok dünya medeniyetinin veçhesini
değiştireceği görülecektir. Sinema insanlar
arasındaki görüş, düşünüş farklarını
silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en
büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık
olduğu ehemmiyeti vermeliyiz."
Mustafa Kemal Atatürk
Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren,
Mustafa Kemal Atatürk sinemaya büyük önem
verdi. Atatürk, Kurtuluş Savaşı filmlerinde
kadınların oynamasını teşvik etti, İzmir'i
ziyareti sırasında Cemil Filmer tarafından
işletilen Ankara Sineması'na daha önceden
sipariş ettiği filmleri izlemeye gittiğinde
ilk defa kadınların ve erkeklerin bir arada
film izlemesini sağladı. Kendi
görüntüleriyle de görüntü kaydını teşvik
eden Atütürk'ün Onuncu Yıl Nutku'nu kaydeden
mikrofonun bir eşi müzedeki yerini almış.
Müzedeki mikrofon, bir aksilik olasılığına
karşı yedek bekletiliyormuş ancak orijinal
mikrofonunun nerede olduğu yine bilinmiyor.
|
 |
Yeşilçam
Atatürk'ün sinemaya büyük katkılarından biri
de sinema salonlarından alınan vergilerin
düşürülmesi olmuştu. Ancak Atatürk'ün
ölümünden sonra vergilerin büyük oranlarda
artırılmasına rağmen, 40'lı yılların
sonlarına doğru sinemada büyük bir canlanma
yaşandı. 50'li yıllar ise bugün Yeşilçam
olarak bilinen olgunun ortaya çıktığı
yıllardı. 1954'te getirilen Siemens marka
bir montaj cihazı, o dönemde film montajının
ne büyük bir el emeği olduğunu da
gösteriyor. Mikserin iki ses, iki de görüntü
kanalı var. Ses kanallarından biri, kuş
sesi, kapı sesi gibi çeşitli efektlerin elle
verilmesini sağlıyor. Montaj makinelerinde,
filmler birbirlerine elle yapıştırıyor. Ses
ve görüntünün eş zamanlı olmasını sağlamak
için kullanılan cihazlar, hep elle kontrol
edilen, mekanik aksamlardan oluşuyor.
Hatıralarımızdan silinmeyen binlerce
Yeşilçam filminin aralarında dolaştığımız bu
makinelerle montajlanıp kurgulandığını
düşündükçe duvarları süsleyen film afişleri
bambaşka anlamlar kazanıyor.
1970'li yıllardan kalma cihazlar ise
televizyon dünyasına taşıyor bizi. Kimi
cihazların üzerinde, kullanım kolaylığı
sağlamak amacıyla yazılmış olan program
isimleri halen duruyor. Adlarını
duyduğunuzda muhakkak hatırlayacağınız bütün
bu programlar, işte artık görüp
dokunabileceğiniz bu cihazlarla üretilmiş.
Sinema Televizyon Müzesi, sadece
cihazlarıyla ve fotoğraflarıyla değil,
sergilenen belgeleriyle de sinema denen
tutkunun bir kalesi adeta; Kavacık'ta,
TÜRVAK Kültür Merkezi'nde ziyaretçilerini
bekliyor.
|