Hemen yanı
başlarında oturan; oturuşundan, edasından,
nargilesini fokurdatışından “yılların tiryakisi”
olduğu anlaşılan yaşlı adam, Medrese’nin son
günlerde giderek daha da aşina olduğu gençleri
selamlamakta gecikmedi...
Seyyar
satıcılar, hamallar, tramvay gürültüsü...
İstanbul'un temposu baş döndüren semtlerinden
Beyazıt, günlük koşuşturmasına gömülmüştü.
Yemekhane jetonlarında “Kuruluş 1453” yazan
üniversiteden Çemberlitaş’a inen Yeniçeri
Caddesi’nin kaldırımlarında güçlükle
ilerliyorlardı. Sol kolda uzayıp giden taş
duvarı delen küçük kapıya ulaştılar: Çorlulu Ali
Paşa Medresesi. Kapının girişi, yaz kış kömür
mangallarından yayılan ısıyla kavrulurdu. İçeri
girer girmez, sadece Beyazıt’ı değil, tüm
İstanbul’u dışarıda bırakan bir hava karşıladı
onları. Birden her şey yavaşladı, zamansızlaştı.
Girişe paralel, halıcılar sıralanmıştı ama
turistik mağazalara pek de benzemiyorlardı.
Duvarlarında el emeği, göz nuru antika halılar,
kilimler asılı dükkanların tezgahtarları, birer
evsahibi edasıyla karşıladıkları konuklarıyla
kahvelerini yudumluyor, halıların öykülerini
anlatıyorlardı.
“Şekerli Biiir” sesiyle başlarını sağa
çevirdiklerinde Medrese’nin avlusunun üzerini
eflatun bir bulut gibi kaplayan nargile dumanı
çarptı önce gözlerine. İki kişilik, küçük
masalarda oturanlar koyu bir sohbete
dalmışlardı. Tek başlarına tömbekilerini
fokurdatanlar, çaylarını yudumlayanlar...
Kimsenin acelesi yoktu. Şadırvanın kıyısında bir
yer buldular.
Hemen yanı başlarında oturan; oturuşundan,
edasından, nargilesini fokurdatışından “yılların
tiryakisi” olduğu anlaşılan yaşlı adam,
Medrese’nin son
günlerde giderek daha da aşina olduğu
gençleri selamlamakta gecikmedi:
- Okuyor musunuz?
- Evet...
- Nargile içmeye mi geldiniz?
- Evet...
- İlk kez mi geliyorsunuz?
-Evet...
Yaşlı adam, maşasıyla mangırını düzelttiği
nargilesinden bir nefes daha aldı ve
anlatmaya başladı:
- Sadece bir keyif aracı olarak
görmeyeceksiniz bu mereti. Bir hayata bakış
meselesidir nargile... Sabır vardır içinde.
Hayatın tadına ağır ağır varmayı öğretir.
Tiryaki yavaş yavaş konuşuyordu, tok fakat
alçak bir sesle...
- Tek başına içiyorsa insan, her nefeste
kendisiyle baş başa kalır. Ama nargilenin
sohbeti de başkadır. Birbirine muhabbet
besleyen iki kişinin nargile sohbeti
bambaşkadır. Sonra incelik ister... İnceliği
hazırlanışından, içme adabından gelir.
Kimine gereksiz kurallar gibi gelse de
tadına varabilmek için nargile adabı
şarttır. Mesela, nargile içerken mümkünse
bir duvara yaslanmak gerekir. Nargile
oturduğun yerden daha yükseğe konmaz.
Başkalarının nargilesini koyduğu yerden daha
yükseğe de konmaz...
Medresenin güngörmüş garsonu siparişleri
alıp uzaklaştı.
- Nargilenin yanında sigara içilmez.
Sigarayı közden yakmaksa büyük bir ayıp
olarak kabul edilir. Sipsi, sadece içerken
ağza götürülmelidir. Marpuç elden
bırakılmaz...
Yüzyıllar içinde yoğrulan nargile kültürünü
satır satır anlatan yaşlı adamı ilgiyle
dinleyen gençlerin nargileleri geldi.
- Eğer geçici bir süre
için masadan kalkıyorsan, marpucu oturduğun yere
koyarsın. “Kafidir, içmeyeceğim” demek
istiyorsan marpucu masaya bırakırsın.
Garson elinde maşasıyla geri geldi, meşe
közlerini tütünün üzerine koydu. Şişeler yavaş
yavaş fokurdamaya başladı. Uzun süren
sessizliğin ardından, yaşlı adam yeniden sözü
aldı:
- Nargile nereden gelir bilir misiniz? Nargil,
Arapça “hindistancevizi” demektir. İlk nargileyi
Hintler; hindistancevizinin içini boşaltıp
kabuğuna kamış takarak yapmışlar. Daha sonraları
nargile yapmak için kabak kullanılmış. Ve sıra
porselenden, camdan yapılmış nargilelere gelmiş.
dsdd
Bugün en güzel nargileleri
İzmir’de yapıyorlar. İranlılar ve Araplar
nargileyi çok sevmiş. Bize ulaşmasıysa 17.
yüzyılı buluyor. Fakat tütün kullanımı artınca
fetva gelmiş ve I. Ahmet tütün tüketimini
yasaklamış. Yine de arka arkaya nargile evleri
açılmış.
(...)
- Bir de Koca Sinan’ın nargilesi vardır. Bu
medresenin arkasındaki Süleymaniye Camii’nin
yapımını Kanuni Sultan Süleyman emretmiştir.
Kanuni, inşaatı görmeye geldiğinde, Mimar Sinan
caminin orta yerinde nargile içmektedir. Kanuni
manzara karşısında öfkelenir; “Bu ne
rezilliktir. Bu mübarek çatı altında nargileyle
keyif çatıyorsun?” diye sorar. Sinan hiç telaşa
kapılmaz, amacını açıklar. İnsan nefesinin,
kandillerin dumanının tavanları, süslemeleri
kirletmesini engellemek için kurduğu hava
tahliye aralığını kontrol etmektedir...
Nargile sohbeti böylece uzayıp gitti. Artık
neredeyse akşam olmuş, nargile evinin avludan
görünen kapalı salonunun ışıkları yanmıştı. İki
saatlik bir keyfi, bir nargile erbabıyla
paylaşan gençler, nargile fokurtularını geride
bırakarak kalktılar. O günden akıllarında kalan
iki şey olmuştu; evet, nargile sadece bir keyif
aracı değildi ve yüzlerce yıldır devam eden
nargile kültürü, işte o gün sohbet ettikleri
yaşlı adam gibi nargile tutkunları tarafından
kuşaktan kuşağa aktarılmıştı.
Nargile
terimleri
Tömbeki:
Nargile tütünü. Bugün, tömbekinin yanında
aromalı parça tütünler de rağbet görüyor.
Lüle:
İçine tütün yerleştirilen, üzerine közün konduğu
seramik kap.
Marpuç:
Gövdeden uca kadar uzanan hortumun bütünün adı.
Sipsi:
Nargilenin
yaygınlaşmasıyla eklenen hijyen amaçlı
parça.Marpucun ucuna takılıyor ve aynı marpucun
çok sayıda kişi tarafından kullanılmasını
sağlıyor.
Şişe:
Nargile dumanını süzen suyun bulunduğu bölüm.
Ser:
Şişenin dar ve uzun olan boyun kısmı.
Tepsi:
Külün yere düşmesini engelleyen, lülenin altında
yer alan kısım.
Mangır:
Dayanıklı nargile kömürü. Meşeden elde ediliyor.
Maşa:
Kömürü düzeltmek için tepsinin kenarında durur.
Meşe:
Nargile kömürünün diğer adı.
Ayşe:
Tiryakilere hizmet eden garsonların eski adı.