|
Bugünkü
resim anlayışınızdan ve bu anlayışa gelene kadar
resminizin yaşadığı değişimlerden söz eder misiniz?
Hakkımda yazılmış otobiyografik bir kaynaktan da
anlaşılacağı üzere (Bkz. Ahmet Oktay, Adem Genç / Post
Dada ve Pop Sürecinde Yeni Soyut Yaklaşımlar, Bilim
Sanat Galerisi yayınları İstanbul 2004) benim
çalışmalarım, zamana bağlı olarak oldukça büyük
değişiklikler ortaya koyuyor. Şöyle ki:
l Gazi Eğiitim Enstitüsü’nde (1962-1968) ve Adana’daki
öğretmenlik yıllarımda (1962-67) Dışavurumculuk ve Soyut
Dışavurumcuk;
İngiltere’deki öğrencilik yıllarımda (1969-1974) “Ressam Sonrası Soyut”
(“Post Painterly Abstraction”);
-
1970-1980 yılları arasında
eleştirel gerçekçilik;
-
1980-1986 dönemi, geometrik
soyut;
-
1988-1998 dönemi: mozaik
resimler ve lirik soyut;
-
1998’den bu yana da
“Felsefe soruları dönemi” gibi...
Gerçeklik hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Eğer sanatsal “gerçeklik” bağlamında bir
tanım istiyorsanız, böyle bir gerçeklik yoktur. Sanat
bir yanılsamadan (illüzyondan) ibarettir. Bir nesnenin
veya bir insanın şöyle ya da böyle yanılsamalı resmini
yapamayan bir kimse ressam olamaz. Konuya kuramsal
açıdan bakınca sanatsal “gerçekliğin” tanımı biraz daha
farklıdır. Örneğin, bir resmin gerçekliği salt maddi
öğelerinden yani plastiğinden ibaret olamaz; her şeyden
önce resmi, kendini gerçekleştirme süreci (“self
realization”) ya da evrensel ölçü ve bütünlüğün tümel
bir anlatımı biçiminde algılamak gerekir. Çünkü resim
üretme sürecinde sanatçının düşünceleri ve aklı evrende
var olan birçok fenomeni absorbe ettikten sonra
karmakarışık, kaotik bir burgaç (“vortex”) gibi kendi
içinde patlar. (Bkz. Social Function of Abstract
Painting, Uluslararası sempozyum metni, www.ademgenc.com)
Sizin eğitim yıllarınızda nasıl
bir kültürel yapı vardı?
Ben önce Türkiye’de daha sonra İngiltere’de
okudum. Her iki eğitim dönemimi de büyük bir kültürel
coşku ve araştırma bilinciyle tamamladım. Öyle ki
1960’ların başında Türkiye, biraz da 27 Mayıs’ın
etkisiyle görece de olsa, bir nevi özgürlük sürecine
girdi. Kabuk değiştirdi. “Fikirlerin top ve tüfekle
durdurulamayacağı, mefkureye dayanan heyecanların
söndürülemeyeceği vaat edilmişti (C. Gürsel). 1968’den
sonra İngiltere’de de ters yönde de olsa, toplumsal bir
devinim yaşandı. Muhafazakarlar iktidara geldi vs.
Bugün nasıl bir sanat eğitimi ortamı ve kültürel yapı
var? Teorik altyapı konusunda bir gerileme var mı?
Bana göre ülkemizde hâlâ Batı’da 1970’li yılların
başında ortaya çıkan çoğulcu toplumsal gelişmelerin
etkisindedir. Bu yapı kültürel bağlamda kendi
sürekliliği içinde olgunlaşmak yerine birbirlerinden
kopuk birtakım parametreler üretmektedir. Oysa kültür ve
sanatta süreklilik esastır.

| Adem Genç, Şeyler Niçin
Oldukları Gibidirler? VI, 2000, Akrilik,
159x145.5 cm. |
|
Adem Genç, Adsız, 1995 tuval
üzerine yağlıboya, 109x85 cm. |
Eğer
sanatsal “gerçeklik” bağlamında bir tanım istiyorsanız,
böyle bir gerçeklik yoktur. Sanat bir yanılsamadan
(illüzyondan) ibarettir. Bir
nesnenin veya bir insanın şöyle ya da böyle yanılsamalı
resmini yapamayan bir kimse ressam olamaz.

Adsız, 1990 tuval üzerine akri
ADEM GENÇ
1944 yılında
Ardeşen’de doğdu. 1965’te Ankara Gazi
Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü
bitirdi. 1969’da “Avrupa Konkuru”nu
kazandı ve ihtisas yapmak üzere kendi
tercihiyle İngiltere’ye gönderildi.
1969-74 yılları arasında Bounremouth
Collage of Art ve Londra-Saint Martin’s
School of Art’ın “Andvanced Painting”
programında resim ihtisası yaptı.
1974 yılında Türkiye’ye dönerek Samsun
Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne
atandı. 1978 yılında Ege
Üniversitesi’nde asistan oldu ve
çalışmalarına daha sonra Dokuz Eylül
Üniversitesi’nde devam etti. 1980’de
master, 1983’te doktora derecelerini
aldı. 1987’de doçent, 1992’de profesör
oldu. Geliştirdiği projeyle 1991’de
Fullbright Doktora Sonrası Araştırma
Bursu kazandı. 1991/1992 öğretim yılında
California State University / Cico’da
öğretim üyeliği yaptı. 1994’te
Türkiye’nin Onur Konuğu olduğu Houston
International Festival’a katıldı.
Çeşitli ulusal ve uluslararası kurum ve
kuruluşların düzenlediği grup ve karma
sergilere katılan sanatçı üçü
yurtdışında olmak üzere çok sayıda
kişisel sergi açtı. Adem Genç,
yayınlanmış iki kitabının yanı sıra
birçok mesleki bildiri ve makale sahibi.
Adem Genç, halen bir dönem dekanlık
görevini de üstlendiği Beykent
Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak
çalışmakta.
|
 |
Sanat
eğitimi veren kurumlar uluslararası gelişmeleri
yeterince takip ediyor mu?
Bugün, uluslararası gelişmeleri, belki de her
zamankinden daha yakın ve daha kısa bir süre içinde
takip edebilme olanağı var. Ancak, gelişmeleri uzaktan
izlemekle bir yere varmak olası değil. Bana göre,
sanatta ortaya çıkan her köklü dönüşüm ya da bunalımın
ardında sürekli olarak toplumsal, siyasal ve ekonomik
nedenler bulunmaktadır. Önemli olan şey, oluşum
süreciyle birlikte tümel bir olgu olarak kavramaktır.
Sizi İzmir’den İstanbul'a çeken
şey ne oldu?
Gürültülü kentlerden hoşlanan bir sanatçıyım.
5 yıl Londra’da, 1 yıl California’da, 3 yıl Ankara’da,
20 yıl İzmir’de, 2 yıl Adana’da 15 yıl Samsun’da, 10 yıl
Rize’de yaşadım. Son 6 yıldan bu yana İstanbul’dayım.
Kısaca, ömrümün büyük bir bölümü kalabalık kentlerde
geçti. Her şeyi kent kültürü bağlamında öğrendim.
Çocukluğumdan kalma “tabiat romantizmi” dışında sanatsal
kişiliğimi mekanik reprodüksiyon (yenidenüretim) çağına,
makine uygarlığına borçluyum.
İzmir, daha çok ticaret burjuvazisinin öne çıktığı bir
kent. Bir zamanlar, kendi kendime “Acaba ben de
‘gürültücü’ (brütalist) bir futurist miyim?” diyordum.
Hâlâ, İstanbul’un, Avrupa yakasını; İkitelli,
Bayrampaşa, Mahmutbey, Beylikdüzü, Hadımköy ya da sanayi
siteleri gibi gürültülü üretim merkezlerini seviyorum.
(Sanatçının söyleşi yaptığımız atölyesi de Mahmutbey’de
bir seramik / elmas fabrikasına ait kapalı ve açık
mekanlardan ibarettir). Tabii, sanat adına bir şeyler
üretmiş olmanın mutluluğu İzmir’de Körfez’le Istanbul’da
da Boğaz’la paylaşılıyor.
Sanat etkinlikleri açısından
nasıl bir değişim yaşanıyor?
Bence, hangi toplumsal sınıfa dahil olurlarsa
olsunlar, insanlar, ayakta kalabilmek için kişiliklerini
içinde yaşadıkları günümüz toplumunun gelişmekte olan,
devingen, açık (saydam) ve değişim paradigmalarına
uydurmak zorundadırlar. Modern insan, kendi kendini
değiştirmeyi arzu eden, yeniliklere açık olan insandır.
Bu da, onun gelişmeler karşısında kendini ayakta
tutabilmesi demektir. Çağdaşlık, yenilikçi olmaktır;
yaşamla, pasif değil, aktif bir boyut içinde
yüzleşmektir. Hayatı tüm boyutları ile kavramak için
çağdaş insan aktüel zamanı bütünüyle, (topyekün)
kavramak zorundadır. Çağdaş bireyin, kendini çağın
ruhuna yansıtmadan kendini oluşturan kültürel değerlere
meydan okuması, dünyayı değiştirmeye kalkışması
düşünülemez.
Bize göre, bugünkü sanat eğitiminde ve genç sanat
etkinliklerde öğrenciler ya da genç sanatçılar bireysel
olarak veya grup halinde hep önceden tasarlanmış durum
ya da “konsept”lerle, karşı karşıya getirilmektedirler.
Tartışılması gereken en güncel sorun budur.
Çünkü, edinilmesi gereken temel bilgi ve deneyimlerle
sanatsal altyapıdan yoksun olarak, böyle bir durumla
karşı karşıya gelmeleri, onları rastlantısal ve pek de
bilinçli olmayan bir yola sürüklemektedir. Öğrenciler,
öncelikle düşüncelerini biçimlendirme teknikleriyle,
metodoloji, zaman yönetimi ya da karar verme yöntemleri
konularında belli bir aşamaya gelmiş olmak
zorundadırlar. Bu, lisans düzeyinde genel bir sanat
eğitimidir. Bu bağlamda en hayati yanlışlık sorunun bir
“kavramsal sanatçı kuşağı yetiştirmek” sorunu biçiminde
algılanmasıdır. Ne ki, bu trajedinin aktörlerinin
birçoğunun, bir kavramsal sanat projesini veya
uygulamasını yürütmek ya da yorumlamak yolunda yeterli
düzeyde kuramsal ve uygulamalı sanatsal kültür
birikimi/deneyimine sahip oldukları da söylenemez. Sanat
eğitiminde, kavramsal uygulamaları tek başına bir değer
olarak görmek pek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak
kavramsal çalışmalar, öğrencilerin içinde yaşadığımız
çağda, sanatın ne olduğu, bir işe yarayıp yaramadığı
veya bir anlamının olup olmadığı konusundaki geleneksel
düşünceler üzerinde odaklanmasında bir mercek işlevi
görür. Öğrenci, tabure üzerine tepe taklak monte edilmiş
bisiklet tekerleğinin, (Mercel Duchamp) “bir bisiklet
tekerleği” olmadığını bir kez anladıktan sonra,
sorgulayıcı işlerin nasıl yapılabileceği sorusunu da
sormaya başlar. Bu diyalektik süreç öğrenciyi “bilgiyi
biçimlendirme” olgusunda “arkitektonik düşünme”ye sevk
eder. Başka bir anlatımla, nesnelerin alışılagelmiş
düzenini bozmakla başlayan bu serüven, öğrenciyi,
pragmatik bir yönü bulunmayan düşünsel ve entelektüel
bir çalışma moduna sokar.
Sizin bundan sonrası için ne
gibi projeleriniz var?
Bundan sonraki çalışmalarım sanırım daha
büyük boyutlu (monumental) olacak. Büyük boyutlu
çalışmalarda kendimi daha özgür hissediyor; duygularımı
ve düşüncelerimi daha ektili bir biçimde
ifadelendirebiliyorum.
|