SİTE İÇİ ARAMA

 


“Bana bir at verin, size dünyayı fethedeyim” Satranç sözü /Anonim

Kral Richard “Bir ata krallığımı veririm” demişti... Bir zamanlar atlar orduları zaferlere taşıdı, kaşifler yeni topraklarda onun sırtında ilerledi. Atların işlevsel şöhreti çok gerilerde kalsa da, bu güzel hayvanlar asil görünüşleriyle insan hayatında kendilerine yer edinmeyi başarıyor.
Bugünlerde televizyonlarda yayınlanan oldukça çekici bir tanıtım filmi var, atlara ilgi duyuyorsanız mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Türkiye Jokey Kulübü’nün hazırladığı filmde bugün ülkemizde 9999 hara, 999 at çiftliği, 9999 binici, 999 dünya standardında hipodrom olduğundan söz ediliyor. Verilen rakamlara bakılırsa, tarihimizde büyük bir yere sahip olan atçılık, ikinci baharını yaşamanın eşiğinde. Yarışçılığın yanı sıra çok sayıda tesiste genç kuşaklar, atlarla ilişki kuruyor, bu büyülü hayvanların dünyasına adım atıyor. Ayrıca atlar, “Konkur” tabir edilen yarışlarda da izleyicileri büyülemeye devam ediyor.
Atların insanlarla kurdukları sıcak ve yakın ilişki, onları insanlar için vazgeçilmez kılıyor. Sporun yanı sıra sanatta da yoğun olarak rastlıyoruz atlara, özellikle de resim ve sinemada... Bir de Hipokrat’tan bu yana, atlar insanların sağlığı için çalışıyorlar. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında yaygınlaşan Hippotherapy, fiziksel engellilerin atlar yardımıyla hareket kabiliyetlerini geliştirmelerine olanak sağlıyor. Atlar, belki de sırf bu yüzden “insanın en iyi dostu” deyişini fazlasıyla hak ediyor. Bu “sıkı dostluğun” tarihi binlerce yıl önceye dayanıyor.

  
Balkan Turnuvası, geçtiğimiz ay ülkemizde yapıldı. Turnuvada, binicilerimiz önemli dereceler aldı.


Nesilleri tükeniyordu
Atların, 50 milyon yıl önce Amerika kıtasının kuzeyinde yaşayan, meyve ve bitkilerle beslenen, köpek boyutlarındaki atalarından evrildiği düşünülüyor. Tıpkı mamutlar gibi onların da 10 bin yıl kadar önce iklim koşullarının değişmesi ve avlanmaları sonucu neredeyse nesilleri tükenmişti. Kurtulanlar sadece Asya’daki atlar ile birkaç çeşit zebra olmuştu. Amerika kıtasından tamamen silinen atlar kıtanın keşfinden sonra İspanyolar’ın yanında getirdiği atların çeşitli sebeplerle başıboş kalmış olması sonucu yeniden geniş sürüler meydana geldi. Bugün ABD’de halen on binlerce vahşi at doğayla içi içe yaşıyor, vahşi at sürülerinin yaşam alanlarının korunması için her yıl yüzlerce at çiftliklerde alıkonuluyor. At tutkunlarına sorduğunuzda, vahşi bir ata binme şansı yakalamanın bir hayalin gerçekleşmesi olduğu yanıtını alıyorsunuz.


Profesyoneller, her atın farklı bir karaktere sahip olduğunu belirtiyor. Bazı atlar insanlara yakın davranıyor, bazıları ise hırçın...

Atlarla iç içe
5000 bin yıl önce insanlar ve atlar aynı platoları paylaşıyordu. İlk insanlar, atları avlayarak yiyecek olarak kullanmak için ona yaklaşırken onun gücünden ve güzelliğinden etkilenmiş ve mağarasının duvarına çizdiği resimlerde ata da yer vermişti. Bu zeki ve güçlü hayvan evcilleştirildiğinden beri, insan kültürünün ve tarihinin şekillenmesinde ayrılmaz bir parça oldu.
Atlar, sadece hızlı ulaşım ve iletişim aracı olmamış, askeri alanda da insanlarla işbirliği yapar olmuştu. Süvari birlikleri piyadelerden daha etkin olmuş ve atlı birliklere sahip devletler büyük avantaja kavuşmuştu. Hiksoslar atla çekilen savaş arabaları ile ulaşılması o zamanlar için imkansız olan Mısır’ı çölden geçerek ele geçirmiş, İspanyolar Güney Amerika’yı at sırtında keşif ve istila etmişti. Kısacası, insanlığın ayak izlerinin yanında mutlaka atın da ayak izleri görülür olmaya başlanmıştı.

Posta atları
Atların sürati Perslerin de hayranlığını uyandırdı. Bu süratten hızlı haberleşme için yararlanan Persler atlı posta memurlarını kullanmaya başladılar. Mesafeleri süratle aşan atlı postacı atı yorulduğunda dinlenmiş bir at ve binicinin beklediği istasyonda mesajı teslim ederek mesajın hiç durmadan hızlı bir şekilde istenilen yere gitmesini sağlıyorlardı. Atlı haberciler gece, gündüz, sıcak, yağmur, kar demeden değerli kargolarını istenilen uzak mesafelere ulaştırıyorlardı. Yüzyıllar sonra, 1800’lerde meşhur American Pony Express benzer bir yöntem kullanıyordu.
At dendiğinde pek çoğunun aklına savaşlar ve savaş atları geliyor. Oysa mütevazı ve çalışkan işçi atlar insanlık tarihine benzersiz bir katkı sağladılar. Ağır yükleri çeken, çiftliklerde çalışan atlar, insanların kaderini değiştirdiler. Dünyanın dört bir köşesinde yüzyıllarca tarımda kullanılan atlar üretilenleri kentlere taşıyarak endüstrinin filizlenmesine olanak verdiler. Endüstrileşen kentlerin kurulmasında da atların yararlarını göz ardı etmemek gerekir elbette.
 

 
Binicilik her geçen gün daha çok kişinin ilgisini çekiyor. Bircok kentimizdeki haralar, at tutkunlarının buluşma mekanı.


HP
Atları işsiz bırakan, daha da doğrusu ağır işlerden nispeten emekli eden şey teknoloji oldu. Madenlerde cevher taşıyan, derine inildikçe madenin koridorlarına dolan suyu dışarı atacak pompaları çeviren atlar buhar makinesinin icadından sonra yavaş yavaş geri çekilmeye başladılar. Ancak bu alanda da isimleri yadigar kaldı: İngiliz mühendis James Watt, buhar makinelerinin gücünü tarif etmek için “Horse Power - Beygir Gücü” terimini kullanmıştı.
Teknolojinin ilerlemesi ile atlara düşen işler azalmaya başlamış ama bu vefakar hayvanla insanın yolları ayrılmamıştı. Yarış atları sahiplerinin gurur kaynağı olmaya devam ettiler. 1900 yılında Paris Olimyipatı’nda engel atlama dalı müsabakalara kabul edildi. 1907’de ilk uluslararası engel atlama müsabakası Londra’da Olympia Arenası’nda gerçekleşti. Engel atlama, kısa sürede popülerleşti.
Bir atın üzerindeki binici ile engele doğru koşması ve zarif bir şekilde engeli uçarcasına aşarak iri gövdesinden umulmayacak bir nezaketle yere inivermesi, ilk kez görenleri kendilerine hayran bırakmaya yeterliydi.
Binicisi ile atın arasındaki duygusal bağ, burada gözle görülecek kadar fark edilebiliyor. İzleyiciler, binici atıyla konuşmadan anlaşıyormuş gibi bir izlenime kapılıyor. Çok küçük hareketlerle atını engele doğru yönlendiren binici engelin karşısına geldiğinde atına güven duyuyor. Haksız da sayılmaz, atlar binlerce yıldır bu güveni tazelemeye devam ediyor.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR