SİTE İÇİ ARAMA

 

LDosya

İstanbul kongre ve fuarcılık merkezi olabilir

Logilife’in bu sayısında dosya konusu, kongre ve fuar turizmi oldu. Konunun uzmanları ile Mars Lojistik sponsorluğunda İstanbul Conrad Otel’de bir araya geldik.

Her ülkenin sorunları, olanaklarıyla sınırlıdır. Yeni açılımlara açık alanlarda yaşanan sorunlar, aslında çoğu kere gelişimin yönünü belirler. Ülkemizde turizm konusunun sık sık gündem olarak tartışılması da bu alandaki olanaklarının genişliği ve beklentilerin yüksekliği ile ilgili. Doğal güzellikleri, tarihi zenginliği ve kültürel dokusuyla tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çeken Türkiye, son yıllarda tanıtım ve tesisleşme konusunda da önemli adımlar attı. Ancak bu noktada uzmanların önemli bir uyarısı devreye giriyor: Turizmde çeşitlilik yakalanmalıdır. İşte bu noktada, kongre ve fuar turizmi en belirleyici seçenek. İstatistikler, kongre ve fuar turizminin ülke için kum-deniz-güneş turizmine oranla çok daha büyük bir getiri sağladığını ortaya koyuyor. Bu bilgilerden yola çıkarak lojistik sektörünü de doğrudan ilgilendiren kongre ve fuar turizmi konularını Ekim sayımızda dosya konusu olarak ele aldık.
İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu Genel Müdürü Handan Boyce,
İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı Genel Müdürü Orhan Sanus, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Yalçın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar, Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği Başkanı Timur Bayındır ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ertuğrul Karaoğlu’nun katılımıyla İstanbul Conrad Otel’de gerçekleştirdiğimiz toplantıda uzmanlarımız konuyu enine boyuna tartıştı.
Ortaya çıkan sonuçlardan en çarpıcı olanı, bugüne dek Avrupa merkezli bir seyir izleyen kongre ve fuar turizminin giderek doğuya hareket ettiği oldu. Bu gelişme Türkiye’nin her zaman vurgulanan jeo-politik konumunu da bir kez daha gündeme taşıyor.
Bir başka belirleyici nokta ise ülkemizin, özellikle de İstanbul kentinin tanıtımı oldu. Turizm sektörünün farklı alanlarından gelen katılımcılarımız, kentin tanıtım ve pazarlamasının tek bir elden ve belirli bir stratejiyle gerçekleştirilmesi konusunda birleşiyor.
 


Sektörel
Konsensus
şart

 

Handan Boyce

 

İstanbul Kongre ve
Ziyaretçi Bürosu (ICVB)
Genel Müdürü

Dünyada kongre turizmi, son on yıldır çok ivme gösteren bir turizm dalı. Ekonomik girdilerinin fark edilmesiyle herkes bu turizm dalına daha çok önem vermeye başladı. Dünyada 5000’in üzerinde “Kongre ve Ziyaretçi Bürosu” var ve her gün yenileri açılıyor. ABD ve Avrupa gibi doymuş pazarların yanı sıra Asya Pasifik’te ve eski Doğu Bloku ülkelerinde kongre destinasyonu olma yolunda çok ciddi çalışmalar devam ediyor.
Bu alandaki uluslararası örgüt ICCA’nın (International Congress and Convention Association) istatistiklerine göre, 2004’te 4400 toplantı ve kongre yapılmış. 3 milyon 150 kişi kongre amaçlı delege olarak dolaşmış. İstanbul, kongre sayısı düşük bir şehir. Ancak ortalama 2500 katılımcıyla, İstanbul’daki kongrelerin yüksek katılımlı kategorisinde olduğunu söyleyebiliriz. 2004 yılında, katılımcı sayısı açısından İstanbul dünya sıralamasında 23. sırada. Chicago, New York gibi kentleri geride bıraktık. Türkiye de ülkeler sıralamasında 26. sırada. Ziyaretçilerin 31.700’ü İstanbul’a gelmiş. Paris 153 bin kişiyle bir numara. ABD, 365 bin kişiyle ülke bazında bir numara. Burada, bizim elimizdeki istatistiklerin, sadece bize ulaşan bilgilerle kısıtlı olduğunu belirtmek gerekir. Gerçek rakamlarımızın bunun üzerindedir. Bu rakamları iyileştirmek de bizim elimizde.
Kongre ve ziyaretçi büroları bu alandaki rekabetin en belirleyici unsurlarından. Çünkü uluslararası kurumlar, doğrudan ticari kurumlarla değil, kongre ve ziyaretçi büroları aracılığıyla organizasyonlar gerçekleştirme eğilimindedir.
Bu bürolar ticari fayda gözetmeden, herkese eşit mesafede durarak şehri tanıtmakla yükümlüdür. Şehre alınan bir iş, tarafsızlığınız net bir biçimde ortaya koyularak dağıtılmalıdır. ICVB bu konuda özel tebrikler alacak kadar başarılı olmuştur. Ancak bizim önemli bütçe problemlerimiz var. Bütün bütçemiz, 600 bin dolar. Bunun 350-400 bin dolarlık bir kısmı pazarlamaya ayrılıyor. ABD’de bu rakam 20 milyon, Kanada’da 60 milyon dolar. Uluslararası alanda başarılı ülkelerde bu bütçe demiryolları, havayolları, dışişleri bakanlığı, ekonomi bakanlığı, belediyeler gibi kurumların da dahil olduğu konsorsiyumlar tarafından oluşturuluyor. Biz de İstanbul Ticaret Odası, Odalar Birliği, Tanıtma Fonu ve en önemlisi Turizmi Bakanlığı’nın desteği ile yüzde 23 oranında özel sektör katkısıyla bütçemizi oluşturuyoruz.

İstanbul’da 8 yıldır kongre sektöründe bir hareketlilik varsa, ICVB’nin çalışmalarının bunda çok büyük bir payı vardır. Türkiye’nin tanıtımı için uluslararası organizasyonlar düzenliyoruz. İstanbul e-bülten gibi bir bülten yayınlıyoruz. İki yılda bir yayınladığımız Meeting Planners Guide kenti tanıtmamıza katkı sağlıyor. Rotasyondaki tüm kongreleri izliyoruz. Alıcıları ülkemize çekebilmek için geziler düzenliyoruz.

Tüm bunlara ek olarak, mesleki birlik ve derneklerimizin uluslararası alanda etkili olması gerekiyor. Bugün Türkiye’ye gelebilecek 2000 kongre varsa, bunların içinde Türkiye’de key contact sahibi kurum sayısı 350. Örneğin medikal alanda akademisyenlerimiz çok güçlü olduğu için tıp kongreleri İstanbul’a geliyor. Ancak diğer sektörlerde böyle değil.
Bu alanda daha başarılı olmamız için, rakip ülkelerin yaptığı gibi bizim de lobi faaliyetleri yürütmemiz gerekiyor. Fakat hepsinden önemlisi, sektörel bir birlik sağlanması gerekiyor. ICVB, acentelere rakip değil, kentin pazarlanmasında bir çatı örgüt olarak görülmeli. Bir gün bu konsensus sağlanacak ve biz bu şehri bir bütün olarak pazarlayabileceğiz diye umuyorum.
 


Atıl alanları
Değerlendirmeliyiz
 

Orhan Sanus

 

İstanbul Lütfi Kırdar
Uluslararası
Kongre ve Sergi Sarayı
Genel Müdürü


1996 yılında yapılan Habitat, Türkiye’de kongre turizmi açısından bir milat olma özelliği taşıyor. Daha önce küçük çaplı uluslararası kongreler, otellerin balo solanlarında ve belirli şartlar altında yapılabilirdi. Lütfi Kırdar’ın bir uluslararası kongre ve sergi merkezline dönüştürülmesiyle birlikte daha büyük çapta uluslararası kongreler ülkemize gelmeye başladı. Normal koşullar altında bir şehrin önce altyapısını tamamlaması, ardından organizasyonlara talip olması gerekir. Bizde bu süreç biraz tersine işledi. Önce organizasyonlar alınıp sonra altyapı eksiklikleri giderildi.
İstanbul ne yazık ki henüz bir uluslararası fuar ve kongre şehri olamadı. Her yıl yapılan binlerce kongrenin sadece 27-28 tanesini alabiliyoruz, bunların büyük bir çoğunluğu Lütfi Kırdar’da yapılıyor. Lütfi Kırdar’da kısıtlı bir fuar mekanımız var. Toplam 7000 metrekarelik fuar alanımız, daha çok kongrelere destek olan bir sergi salonu olarak işlev görüyor.
Geçtiğimiz yıl, üzücü sinagog bombalamalarının ardından her şey kötüye gidebilirdi. Ancak önce Dünya Gazeteciler Birliği’nin toplantısı gerçekleşti ki bu toplantıya dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinden en üst düzey köşe yazarları ve medya patronları geldi. Bunun akabinde İslam Konferansı Örgütü toplantısı, NATO Zirvesi gibi büyük etkinlikler iptal edilmeyerek başarıyla tamamlandı ve bir trend yakalandı. Şampiyonlar Ligi Finali ve Formula 1 gibi herkesin takip ettiği etkinlikler de İstanbul’u bir anda uluslararası platformda konuşulan bir şehir haline getirdi. İnanıyorum ki İstanbul senede rahatlıkla 100 kongreye evsahipliği yapabilecek altyapıya sahip. Bugün 25 adet 5 yıldızlı otelle faaliyet verir hale geldik. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nın şehrin merkezinde, dünyanın belli başlı zincirlerinin 5 yıldızlı otellerinin birçoğuna yürüme mesafesinde olması büyük avantaj. Yeni havaalanımız da bir avantaj.
Genel Müdürlük görevini üstlendiğim UKTAŞ (Uluslararası Kongre Tesisleri A.Ş. ) Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nı işleten kurum. Hedefimiz, İstanbul’u, dolayısıyla Türkiye’yi bir kongre destinasyonu haline getirebilmek. UKTAŞ’ın en büyük ortağı, yüzde 25 hisseyle Turizm Bakanlığı. Ayırca 90 kadar büyüklü küçüklü ortağı var.

İstanbul’a daha büyük kongrelerin getirilebilmesi ve buranın bir çekim merkezi haline gelebilmesi için bazı yapıların atıl yapıların kongre turizminin hizmetine sunulması gerektiğini düşünüyoruz. Birinci derecede düşündüğümüz yer Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu. Açıkhava Tiyatrosu, yılda toplam 30-35 gün kullanılıyor. Şehrin tam merkezinde, 5000’in üzerinde kapasiteli dev bir oditoryum. 5 yıldızlı otellerin birçoğuna yürüme mesafesinde. Bizim düşüncemiz, oranın üstünün açılır kapanır hale getirilerek kongre ve dolayısıyla kültür turizminin hizmetine sokulması. Bunun projeleri hazırlandı, sunumları yapıldı. Başbakan, Turizm ve Kültür Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı dahil, tüm mercilere iletildi. Proje gerçekleşirse, birkaç dakikada çatısının açılıp kapanabilecek, 365 gün kullanılabilir bir yer haline getirilecek. Ses, ışık, görüntü ve sahne sistemleri, oturma grupları yenilenebilecek. Bir anda İstanbul’u 8-10 bin kişilik kongrelerin yapılabileceği bir altyapıya sahip olacak. Bu proje ile ilgili olarak herkesin desteğini bekliyoruz.
Kongre turizminin gelişmesindeki en kritik nokta, pazarlama. Pazarlamanın iyi işleyebilmesi için pazarlama konseptlerinin doğru kaynaklarının belirlenip, o kaynaklara yatırım yapılıp şehrin tek elden pazarlanması gerekiyor. Bu da ICVB gibi kurumlara ayrılan bütçe ile ilgili.
 


Fuarcılığın merkezi
Doğu’ya
Kayıyor

Serdar Yalçın

 

TÜYAP Tüm Fuarcılık
Yapım A.Ş.
Yönetim Kurulu Üyesi


Batı dünyasında fuarcılık tarihi 1700’lü yıllara dayanıyor. Bugüne gelen süreç içerisinde ileri ülkelerde fuar turizminin katma değerleri kavranmış ve mantıklı bir yaklaşımla devletler fuar turizminin gelişmesi için gereken teşvikleri sağlamışlar. Almanya bu konuda çok açık bir örnek. Almanya şehirleri art arda öyle fuarlar yapılıyor ki belirli bir konuyla ilgili olan insan, yaklaşık 10-15 gün Almanya’da tutulabiliyor. Şehrin ulaşım altyapısı yenileniyor, fiyat politikaları belirleniyor. İngiltere, Fransa, İtalya bu alanda ileri ülkeler. Amerika başlı başına bir dev. Dünya üzerinde 33 şehirde tek başına 100 bin metrekarenin üzerinde fuar alanı var. Bunlardan 8 tanesi Almanya’da 7 tanesi ABD’de. Türkiye’de tek başına 100 bin metrekare yok. TÜYAP, ancak Dünya Ticaret Merkezi ile birlikte toplam 100 bin metrekarenin üzerinde bir rakamı telaffuz edebiliyor.
Ancak Türkiye’de yapılacak çok şey olduğuna inanıyorum. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da dünyanın doğusuna karşı büyük bir tepki oluştu. Bu da Batı’daki fuar ziyaretçileri sayısında önemli bir düşüşe neden oluyor. Ayrıca Uzakdoğu’daki ekonomik gelişme de fuarcılığın merkezini Batı’dan Doğu’ya kaydırıyor.
Burada üç kritik şehir gündeme geliyor: Moskova, Dubai ve İstanbul. Yapılan analizler, fuarlara katılanların yüzde 10’luk bir kısmının şirket patronları olduğunu ortaya koyuyor. Geri kalanlar, ağırlıklı olarak şirketlerin alımdan, pazarlamadan sorumlu yetkili kişileri. Daha genç olan bu nüfus, fuar bitiminde de kentle bütünleşmek istiyor. İşte bu noktada İstanbul’un önemli avantajları var ve bu avantajların daha da geliştirilmesi gerekiyor.
Fuarlarda üç önemli ayak olduğuna inanıyorum. Birinci ayak fuar organizatörleri ve fuar merkezi işleten firmalar, ikincisi sanayi kollarında mal ve ürününü, hizmetini pazarlamak için varolan katılımcılar, üçüncüsü ise sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, bilge insanlar, dernekler, vakıflar, odalar. Bu üç ayak birden çalıştığı zaman büyüme oluyor. Tek başına büyüme söz konusu değil.
TUYAP, 360 çalışanıyla İstanbul, Bursa ve Konya fuar ve kongre merkezlerini işletiyor. Konya için henüz kongre merkezi tanımını kullanmamız çok doğru olmayacaktır. İşleticilik anlamında deneyimli olduğumuzu, merkezi anlamda bu işi yapabilecek insan gücünü elinde bulundurmanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. 150 kadar üniversite mezunu arkadaşımız var, 15 kadar yüksek lisans ve doktora düzeyinde çalışanımız var. Sadece kendi mesleğimizi dünya ölçeğinde incelemek ve araştırmak üzerine çalışan 20 kişilik bir ekibe sahibiz. Pek çok fuarcılık şirketinin toplam kadrosu bu kadar. Özellikle Türkiye’nin güçlü olduğu sanayi sektörlerinde büyük ölçekte fuarlar yapma stratejisini benimsedik. Bu tür fuarların ziyaretçileri çok büyük rakamlara ulaşmaz ancak nitelikli, alım gücü yüksek, bilinçli insanlar gelir. Yurtiçinde harekete geçirdiğiniz pazar da çok önemli. Bu kitlelerin Türkiye ve İstanbul’a belirli parasal değerleri bırakabileceğini düşünüyoruz. Nitelikli alıcıların gelmesi için gerektiğinde uçak biletlerini alıyoruz. İki gece konaklayacaklarsa birini biz karşılıyoruz. İstanbul içindeki ulaşımlarını kolaylaştırıyoruz. Yanlarında birkaç kişi getiriyorlarsa, çok özel kişilerin masraflarını karşılıyoruz. Ünlü dergilerin haber editörlerinin masraflarını karşılıyoruz.
Önemli bir fuarda 850 bin dolar civarında bir tanıtım harcaması yapabiliyoruz. 1 milyon dolarlık bir fuarın 300-400 bin dolarlık tanıtım harcaması olabiliyor.
 


Öğreniyoruz!r

İbrahim Yazar

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı
Tanıtma Genel Müdürlüğü
Genel Müdür Yardımcısı

Üretim ve hizmet sektörünün pazarlama ve sergi, iş dünyasının buluşma, tanışma, gelişmeleri izleme, partnerler bulma, bilim dünyasının kendi alanlarında meydana gelen gelişmeleri sunma, yayma, takip ihtiyacı kongre ve fuar turizm kültürünün gelişmesine ortam sağlamıştır. Bu gelişmenin boyutu şöyle ifade edilebilir: Fuar ve kongre turizminin dünya çapında büyüklüğünün 170 milyar dolar olduğu ifade edilmekte.
Fuarların gelişim ve organizasyon konseptlerindeki değişimlerin de turizm sektöründeki gelişmelere paralel olarak seyrettiği gözlemlenmektedir. Başlangıçta turizm fuarları olarak bilinen fuarlar gittikçe bu alanda meydana gelen türleri de içinde barındıracak şekilde gelişme göstermiştir. Örneğin turizm fuarı, daha sonra boş zaman, macera vb. türleri de içerecek şekilde konseptini genişletmiştir. Ya da başlangıçta turizm veya seyahat fuarları adı altında faaliyet gösteren, kongre ve insentif, yatçılık, sağlık, sualtı sporları, av, macera gibi türler şimdilerde doğrudan kendi alanlarında fuarlar oluşturmaktadır.
Fuar ve kongre turizmi sektörünün dünyadaki gelişme düzeyine bakıldığında ülkemizin bu alandaki düzeyi elbette yeterli görülmemektedir. Ancak şunu itiraf etmek gerekir ki biz bu sektörün boyutlarını yeni yeni kavrıyoruz, anlamaya öğrenmeye çalışıyoruz. Türkiye bu pastadan çok küçük bir pay alıyor. Fuar ve kongre turizminden elde edilen gelirin 200 milyon dolar olduğu ileri sürülüyor. Bu rakamın, Türkiye’nin toplam turizm gelirleri içindeki payı %1’in biraz üzerindedir.
Eğer rakamlar doğru ise Türkiye’de, günümüz itibariyle 650-700 arasında fuar düzenlendiği iddia edilmektedir. Her ne kadar bu, rakamsal bir büyüklüğü ifade etse de etkinlik, yaygınlık, elde edilen gelir ve uluslararası düzey bakımından yeterli olmadığı biliniyor.
Kongre ve insentif turizmi alanında İstanbul, İzmir ve Ankara şehirlerinin bu alandaki potansiyellerini tanıtmak ve pazarlamalarına yardımcı olmak amacıyla organize olmuş ziyaretçi büroları mevcut. Yine insentif turizmi alanında ülkemizi bir destinasyon olarak pazarlayan pek çok profesyonel seyahat acentesi var.
Bunun yanı sıra, fuar turizmi profesyonel anlamda dünyada nasıl işliyor? Uluslararası düzeyde fuarlar nasıl organize ediliyor? Ya da bazı büyük çaplı fuarlar bazı ülkelere nasıl kaydırılabiliyor? Bu konuda önerilebilecek en kalıcı yol şu olabilir? Bu işi profesyonellerden oluşacak bir organizasyonla gerekli araştırmalar yapılarak elde edilen bilgi ve tespitler ve ülkemiz potansiyeli, alt ve üst yapı yatırımları göz önünde bulundurularak bir strateji belirlenmeli, ülke düzeyinde tüm fuar ve kongre turizmi faaliyetleri bu strateji doğrultusunda yürütülmelidir.
Turizmde övüneceğimiz çok şey var. Ama yapılması gereken de çok şey var. Devlet olarak yapmamız gereken en önemli şey çeşitlenmeyi sağlamak ve mevsimselliği aşabilmek. Turizm ürünlerinde bir yaşam eğrisi vardır. Her ülke başlangıç, gelişme, olgunlaşma ve yaşlanma aşamasına sahiptir. Avrupa’da bazı ülkeler yaşlanma aşamasını yaşıyor. Bizim bu noktada çok önemli bir avantajımız var. Ürünümüz henüz gelişme aşamasında. Kriz dönemlerinde bile gelişmede yüzde 15’in altına inmedik. Bu durum bize umut veriyor.


Potansiyelimizi
kullanalım

Timur Bayındır

 

Turistik Otelciler,
İşletmeciler
ve Yatırımcılar
Birliği Başkanı

Her şehrin, her ülkenin insanları kendisine çekebilmek için birtakım nedenler yaratması lazım. Mesela verdikleri kararlara, mantalitelerine kızmama rağmen, ben Fransa’yı çok severim. Her yıl da giderim. Bunun çeşitli nedenleri var. Bunlardan biri; eşim Fransız, aile bağlarım var. Bir diğer neden ise Paris’te her yıl çok güzel bir turizm ekipmanları fuarı yapılması. Ayrıca, Paris’teki kitapçıları severim, yollarda yürümeyi severim çünkü tertemizdir, muhakkak genç bir çift el ele yürüyordur, muhakkak dertli bir adam bir köşede oturmuştur... Yani beni çeken birçok şey var orada ve bunlardan bir tanesi için Paris’e giderim.
Paris’e bir yılda 50-55 milyon kişi gidiyor. Fransa’ya gidenler 70-80 milyon civarında. Türkiye’yi böyle ülkelerle kıyasladığımızda, henüz geride olduğumuzu düşünüyoruz. Ancak komşu ülkelerimiz, örneğin bir Suriye, bu kadar çok insanın Türkiye’ye gelmesini şaşkınlıkla izliyor. Ayrıca buna seviniyorlar da; “İstanbul bizi desteklemezse biz yaşayamayız” diyorlar. İstanbul bana göre muhteşem bir şehir.
Kongre ve fuarcılığa gelince, kongre ve fuarların yüzde 90’ı İstanbul’da yapılıyor. Kongre ve fuarlara gelenler, neticede birer insan. Saat 6’da etkinlik sona erdikten sonra çıkıp kenti görmek, iyi bir lokantada yemek yemek, burada gece hayatı nasılmış, onu görmek istiyorlar. Bunların çoğuna İstanbul’da cevap vermek mümkün. Ama bu olanakların gelişmesi lazım. Kaliteli ve şık mekanların sayısının artması lazım. İnsanlar üç gün kaldıklarında farklı mekanlara gitmek istiyorlar. Kongre ve fuarlar için gelenlerin İstanbul’da kalış süresi yaklaşık 4.35 gece. Bu rakam, normal yolla gelen turistlerin kalış süresinden yüksek. Kongre ve fuarların sadece bir şehre değil, ülkeye de çok büyük bir faydası. Ayrıca post-tour dediğimiz, kongreden sonraya taşan turlar var. Pre-tour dediğimiz, kongre öncesinde kenti görmek için gelenlerin oluşturduğu bir hareketlilik var.
“Turizm patladı” sözünü sık sık duyarız. Bu yıl İstanbul’da turizm üç gün için patladı. Bu da üç önemli etkinliğin üst üste gelmesiyle oldu. Bu yıl ayrıca Formula 1, Şampiyonlar Ligi finali gibi önemli etkinliklere ev sahipliği yaptık. Bunlar bizim için aynı zamanda önemli tecrübeler oldu. Öğrendik ki, Formula 1’in 10 bin fanatiği varmış. Sabah gelip, finalleri izleyip dönüyorlar. Onların turizme büyük bir katkısı yok. Ancak her araç için 70 kişilik bir ekip geliyormuş. Ayrıca “Hem yarış izlerim hem de birkaç gün tatil yaparım” diyerek gelenler var. Bunlar, çok önemli. Ama İstanbul’da her hafta büyük bir olay, bir “bum” olması lazım.

Otelciler Birliği olarak üzerimize düşeni yaptığımızı düşünüyorum. 25 ila 28 fuara katılıp İstanbul’un tanıtımını yapıyoruz. Ancak biz neticede tüccarız, pazarlarken, “Gelin biraz paranızı alalım” diyoruz. İstanbul’da 10 otel 1000 ila 1600 kişilik salona sahip. 9 otel 600-900 kişilik kongre kapasitesine sahip. 7 tanesini de 200 ila 550 kişi kapasiteye sahip. Büyük salonlarımızın dışında her gün 23 bin 113 kişilik küçük kongreler yapabiliriz. Artık komşu ülkelerimiz de buraya gelip kongre yapabilecek kadar gelişti. Bu kapasiteyi kullanmamız gerekiyor. Kamu kuruluşları, özel kurumlar, vakıflar, basın el ele tutuşarak bu şehri en iyi şekilde pazarlamalıyız. Şu anda kongre turizminden 200 milyon dolar gibi bir gelir temin ediliyor. Bunun 1.5, 2 milyar dolara çıkması işten bile değil. Bizim buna ülke olarak, şehir olarak, fert olarak ihtiyacımız var.

 

 

 

 

Yakın pazarlar
önemli

Ertuğrul Karaoğlu

Turistik Otelciler,
İşletmeciler
ve Yatırımcılar
Birliği Başkanı

 

Seyahat acenteleri olarak fuarlar, kongreler, toplantılar bizim günlük ekmeğimiz.
Bu konuda bizi Türkiye’ye gelenler gibi, Türkiye’den gidenler de ilgilendiriyor.
Türkiye’ye gelenlerin sayısında büyük bir artış var, ancak bu artışın büyük bir kısmı deniz-kum-güneş turizmi ile ilgili. Fuar ve kongre turizminde bir gelişme sağlamış olmamıza rağmen, alacağımız çok yol var daha. Bir ülke kendisini bir bütün olarak sunmalıdır. Ancak yurtdışında Türkiye ile ilgili belirli önyargıların olduğunun altını çizmeliyiz. Halen “Türkiye” adını duyduğunda tedirgin olan kesimler var. Bunun önüne geçmeliyiz.
Evet, tanıtım açısından çok önemli adımlar atıldı. Bu vesileyle Kültür ve Turizm Bakanlığımızı kutlamak isterim. Ama bu tanıtımın sadece turistik bir tanıtım olmaması gerekiyor. Büyük bir tabloyu, bütünüyle şekillendirmemiz gerekiyor.
Bunun yanı sıra, Türkiye’deki altyapının gelişmesi konusunda yalnız İstanbul’u düşünmemeliyiz. İstanbul dışında da gözden kaçmaması gereken bir potansiyel var.
Örneğin, Antalya’daki fuar alanımız bugün için küçük olabilir. Otellerimizin kaliteleri yüksek olmasına rağmen toplantı veya kongre hizmeti konusunda sıkıntılar yaşıyor olabiliriz. Fakat orada çok büyük bir yatırım kapasitesi var. Havanın daha az sıcak olduğu altı aylık dilim de kongre ve fuarların daha sık olduğu zaman dilimine denk geliyor. Çapraz kullanımla oradaki yatırımlarımızdan yararlanabiliriz.
Bunun yanı sıra, biz Antalya, Kuşadası gibi bölgelerimizi de ön plana çıkarmaya çalışsak da İstanbul kongre ve fuarcılığın merkezi olmaya devam edecektir. Özellikle Avrupa’dan bakıldığında semi-egzotik bir bölgedeyiz. Ülkemizin ziyaretçileri kendisine çekecek birçok özelliği var. Ancak Avrupalı rakiplerimizin ulaşım avantajlarını gözardı etmemeliyiz. Karayolu ulaşımı önemli bir faktör ve özellikle Almanya gibi ülkelere Avrupa fuar ve kongrelerinin karayolu ile de ulaşabiliyor olması onları bir adım öne çıkarıyor. Öte yandan, Formula 1 ile gördük ki bize de Bulgaristan gibi komşularımızdan karayolu ile ulaşan gruplar oluyor. Ayrıca Doğu’daki ülkeler için Avrupa’ya ulaşmaktansa Türkiye gibi bir seçenek daha cazip olabilir. Tüm bunlardan yola çıkarak “yakın pazarlar” gibi bir konsept oluşturduk, bu alanda çalışıyoruz. THY de yolcu olduğu sürece seferlerini yeniden düzenleyerek avantaj sağlıyor.
Son olarak şunu söylemek istiyorum ki, turizm çok hassas. Bugün size geliyor gibi görünen turistler, yarın başka bir ülkede. Kongre ve fuar turizmi, bu açıdan daha da hassas.
 

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR