SİTE İÇİ ARAMA

 

Dünyanın en iyi bilinen kenti burası. Fakat yine de hakkında binlerce efsane var. Çünkü New York, sadece sakinlerinin değil, neredeyse tüm dünyanın  hayallerini besleyebilecek kadar büyük ve zengin.

Tartışmasız, dünyanın en tanınmış kenti New York. Televizyon kanalları arasında birkaç dakika dolaştığınızda, modern çağın ikonları gibi yükselen gökdelenleriyle New York’tan görüntülere, haber programlarında ya da muhtemel bir Hollywood filminde rastlamanız işten bile değil. Ancak Özgürlük Anıtı’ndan tutun da Queens’in kendine özgü apartmanlarına kadar onlarca simgesi olan kent, aynı zamanda bir efsaneler diyarı. Modern bir mitolojinin merkezi adeta. Belki de dünyanın dört bir köşesinde, herkesin aklında farklı bir New York imgelemi var. Kent, herkesin hayallerini besleyebilecek kadar zengin. İşte bu yüzden, kendisini bu denli dünyaya duyurmuş kent, karşı konmaz ve gizemli bir merak unsuru olmaya devam ediyor. Bu merakın da standart bir New York gezisiyle giderilebileceğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü New York gerçekten çok büyük ve daha da önemlisi her gün kendisini yeniliyor…
Fakat biz yine de şansımızı bir deneyelim: Havaalanına indiğiniz anda sizi “Big Apple” dedikleri ve New York’un sloganı olmuş figürle birlikte, benzersiz bir atmosfer karşılıyor. Evet bir yerlerde I LOVE NY yazıyor ama bunun ne demek olduğunu anlamak için bir an önce harekete geçmeniz gerekiyor.


Fransa
hattında
düzenli
olarak
ihracat
ve ithalat
seferleri düzenlen-mektedir.

(212) 411 44 44
logilife@marslogistics.com


Bir New York akşamı!
New York, beş belediyeden oluşuyor: Manhattan, Queens, The Bronx, Staten Island ve Brooklyn. İlk rotamız, Manhattan’ın Bronx’a bakan ucundaki Harlem’den geçiyor. Koca evler ve apartmanlar zincirlenmiş, binaların kapılarına tahtalar çakılmış. Ev sahiplerinin yasadışı kiracılardan kendilerini korumak için bu yola başvurduğunu taksi şoförümüzden öğreniyoruz. Taksi şoförü demişken, etraf biraz karardığından mıdır yoksa metrodan yükselen ağır havadan mı, Martin Scorsese’in unutulmaz filmi Taxi Driver, şimdi gözümüze bir kez daha canlanıyor. Şoförümüz, filmde Robert De Niro’nun canlandırdığı Travis Bickle’a giderek daha çok benziyor. Taksinin farları, bir çift şaşkın göz gibi sokakları tarıyor. Kaldırımlarda dans eden insanlar, ışıklı tabelalar, otostopçular…
İlk gün için bu kadarı yeterli. Malum, yol yorgunluğu… Yarın için bizi güneşli bir gün ve çok daha farklı bir New York bekliyor.


Manhattan; New York’un
ta kendisi…

Meşhur New York metrosu ile tanıştıktan sonra, Manhattan’ın merkezindeyiz. Kimilerine göre Manhattan, New York’un ta kendisi. Burada şık giyimli çalışan insanlar büyük bir koşuşturmaca içinde. Manhattan’daki McDonalds’da canlı piyano çalınıyor. Dünyanın en lüks McDonalds’ı burası olsa gerek, bir fast-food dükkanından çok elit bir restorana benziyor. Ancak New York’ta fast-food satan yerler oldukça fazla. Her iki dükkandan biri fast-foodçu diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Manhattan’ın güney ucu, The Financial District. O korkunç saldırı ile yıkılan Dünya Ticaret Merkezi’nin de bir zamanlar yer aldığı bölge Amerikan ekonomisinin en önemli merkezlerinden biri. Gündüzün o büyük temposu, akşam saatlerinde şaşırtıcı bir şekilde yavaşlıyor. The Financial District’te, adından da anlaşılacağı üzere, sadece iş dünyası var. Meşhur Wall Street de bu bölgede yer alıyor. Broadway Street, SoHo, TriBeCa, Greenwich Village, Manhattan’ın mutlaka görülmesi gereken yerleri.
100 bin sakini, 12 Çince gazetesi, 12 Budist tapınağı, 150 kadar restoranı ve 300’ün üzerinde tekstil fabrikasıyla Chinatown, Manhattan’daki en büyük etnik bölge. Chinatown’un sınırları son yıllarda Little Italy’e kadar uzanmış. Little Italy ismi sizi yanıltmasın. Francis Ford Copolla’nın God Father II filminde, (yine Robert De Niro’nun canlandırdığı) Don Corleone’yi sıradan bir göçmenlikten mafya babalığına taşıyan sokaklarda sadece birkaç İtalyan lokantası ve çok az sayıda İtalyan kökenli aile kalmış artık. New York’ta İtalyan kültürünün etkileriyle karşılaşmak, iyi bir İtalyan mönüsü görmek için Brooklyn’deki Carrol Gardens ya da Bronx’taki Belmont gibi bölgelere yol almanız gerekiyor. Nitekim, Martin Scorcese de sıra Mean Streets’e geldiğinde Little Italy ile ilgili filmini Belmont’ta çekmiş. Bronx gerilerde kaldı. Ama Brooklyn Köprüsü hemen önümüzde uzanıyor.
Brooklyn ve Queens
Brooklyn, bölgenin ilk Batılı sakinleri olan Hollandalıların izlerini halen taşıyor.


Ancak aynı zamanda Queens ile birlikte New York’un en kozmopolit bölgesi. Manhattan’ın inşasından önce, New York’un en canlı bölgesiymiş Brooklyn. Bugün sokaklarında dolaşırken o günlerin şaşaasını görmek mümkün. Botanik bahçesi, müzik akademisi, müzesi, çocuk müzesi ile Brooklyn gerçekten de “şahsına münhasır” bir bölge…
 

Ve Queens… Adını Portekiz Kralı II. Charles’ın eşi Kraliçe Catherine’den alıyor. Jamaica, sadece bir ülke değil, aynı zamanda Queens’de daha çok Afro-Amerikalıların ve Karayiplilerin yaşadığı bir belediye ismi. Astoria denen bölgenin ise Yunanistan dışında en çok Yunan’ın yaşadığı bölge olduğu belirtiliyor. Jackson Heights, Elmhurst ve Corona’da özellikle Hispanikler ve Asyalılar var. Flushing, Koreliler ve Çinlilerin ticaret merkezi. Kew Gardens’da Yahudiler ağırlıkta. Richmond Hill’da büyük bir Hindistanlı popülasyonu yaşıyor. Bu etnik çeşitliliğiyle Queens, kentin en renkli bölgesi ilan edilebilir. Queens’in önemli bir özelliği de, burada yaşayanların birer göçmen gibi görünmemesi, daha çok kendinizi Jamaika’da, Meksika’da, İspanya’da, Çin’de vs. gibi hissetmeniz. Hal böyle olunca, turizm Queens’in ekonomisinde önemli bir yer tutuyor. LaGuardia Havaalanı da burada yer alıyor.
Kısa New York gezimiz, New York’tan biraz uzak duran Staten Island’da noktalanacak gibi. Ancak yazımıza son noktayı koymadan önce üç önemli New York müzesini anmadan geçemeyeceğiz gibi görünüyor:

The Metropolitan Museum of Art:
ABD’deki yaygın adıyla Met’te sergilenen 3.5 milyonun üzerindeki eser, sadece Amerika’nın değil, bütün bir dünya kültürüne ışık tutuyor. Grek ve Roma galerileri, İslam Eserleri galerisi gerçekten çarpıcı.
The Museum of Modern Art:
Cezanne, Gauguin, Van Gogh, Picasso, Braque, Kandinsky… Müzede eserlerini görebileceğiniz sanatçılardan sadece bazıları.


The American Museum of
National History:

Vaktiniz kısıtlıysa, kapısından bile girmeyin! 34 milyon parçayla canlı tarihinin canlı bir şahidi adeta.
 

               


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR