SİTE İÇİ ARAMA

 

Teneke itfaiye arabaları, plastik atlar, tahta kuşlar, pilli trenler, minik uçaklar. Hepsi büyüklerin dünyasından çocukların hayal havuzuna dolan minyatür gerçekler….

Jean Pierre-Jaunet’in yazıp yönettiği, Yann Tiersen’in müthiş müzikleriyle bezediği Amelie filmi, hayatını anlamlandırmaya çalışan bir genç kızın öyküsünü anlatıyor. Ameli’nin hayatını bütünüyle değiştiren şey, evinde (saklanmış halde) bulduğu yaklaşık 50 yıllık bir kutu oluyor. Filmi izleyenler hatırlayacaktır, kutunun içinde birkaç parça oyuncak çıkıyor, Amelie uzun bir çabadan sonra kutunun sahibini buluyor. İşte o an, oyuncakların artık torun sahibi olan sahibine ulaştığı o an, insan ile oyuncak arasındaki ilişkinin mümkün olan en iyi tarifi belki de.

Büyükler ve küçükler...
Oyuncaklar kırılgandır. Oyuncak hikayeleri de. Tıpkı Amelie’nin oyuncaklarını ulaştırdığı yaşlı adamın başına geldiği gibi, aniden karşınıza çıkan bir oyuncak, sizi tarifsiz, kaynağı meçhul bir hüzne boğabilir. Oyuncakların dramatik etkisi bir başka özelliklerinden de kaynaklanır: Büyüklerin dünyasında ne varsa, çocukların oyuncak sepetinde de o vardır. İşte bu yüzden, oyuncak tarihi, biraz da insanın tarihidir. Ve yine yüzden bir oyuncak müzesi, bir insan müzesidir.
Logilife’in ikinci sayısını hazırlarken yolumuz Çukurcuma’ya düştüğünde, kulağımıza bir fısıltı çalınmıştı: Şair-yazar Sunay Akın, bir oyuncak müzesi açma hazırlığındaydı. Ankara’da küçük bir müze olduğundan haberdardık, ama 70’li ve 80’li yılların objelerini satan dostumuzun dediğine bakılırsa, bu yeni proje gerçekten kapsamlı olacaktı…
İstanbul Oyuncak Müzesi’nin hikayesi bundan 11 yıl önceye dayanıyor. Sunay Akın, bir davet üzerine gittiği Almanya’da ilk kez bir oyuncak müzesi görmüş. Müze ziyareti bittiğinde kararını vermiş: Ülkesinde de böyle bir müze kurulmalıymış.

Berlin’de bir antikacıya uğramış, bir oyuncak at satın almış, bu atın süvarisi olarak hayaline doğru koşmaya başlamış. Yeri gelmişken söyleyelim, tahta at bugün hayat bulan oyuncak müzesinin de sembolü.
Bundan sonra ülke ülke, şehir şehir her gittiği yerde eski oyuncakların peşine düşmüş Sunay Akın. Bir gün dönüp baktığında kolleksiyonunun bir yaklaşık dört bin parçaya ulaştığını görmüştü…
1817 yılına ait Fransa üretimi oyuncak bir keman, 1820 yılında Amerika’da yapılan bir bebek, yine bu ülkeden 1860 yılı yapımı misketler, Almanya’da yapılan yüz yaşında teneke ve porselen bebekler koleksiyonun en eski parçaları.

Her salonda ayrı bir konsept
Bu koleksiyonu sergilenecek mekan konusunda hiç tereddüt etmeden ailesine ait olan Göztepe semtindeki köşkü tahsis etmiş Sunay Akın. Bugün, o güzel köşkü, 500 metrekarelik kapalı alanda yaklaşık iki bin adet oyuncak renklendiriyor. Oyuncaklar konularına göre özel olarak düzenlenmiş sergi alanlarında ziyaretçileriyle buluşuyor.
Müzeye girdiğinizde sizi ilk önce bir oyuncakçı dükkanı karşılıyor, sonra bir camekan içindeki gerilmiş Karagöz ve Hacivat perdesi. İleriden tam tam sesleri geliyor kulağınıza. Kapısında filmlerde gördüğümüz Kızılderili çadırlarının önünde kurumaya bırakılmış sığır derisi ile vahşi batının küçülmüş, oyuncak olmuş hali sizleri bekliyor. Bir kovboy kasabası, atlı posta arabasını çeken atlar birden hareketleniverecek ve tozlar dumanlar içerisinde yoluna devam edecekmiş gibi… Belki de az ötede atını şahlandırmış Kızılderili reisinden çekindiğinden kıpırdamıyor! Oyuncak trenlerin sergilendiği bölüme girdiğinizde kendinizi bir tren kompartımanında buluyorsunuz. Trenin penceresinden dışarı baktığınızda sizi oyuncak bir istasyon karşılıyor. “Uzay çağı” fikrinin herkesin başını döndürdüğü 60’lı yıllar, oyuncakçı-çocuk çetesinin de ilgisini çekmiş. Ay’a seyahat hayalleri kuran çocuklara uzay araçları, füzeler, astronot maskları ve tabii ki bilim kurgu filmlerin en ünlülerinden biri olan Star Wars oyuncakları üretilmeye başlanmış. Müzenin uzay konulu oyuncaklara ayrılan bölümü ışık oyunlarıyla gelenleri şaşırtıyor. Uzayın sonsuz karanlığı yavaş yavaş yerini loşluğa bırakıyor. Sonra fosforlu yüzeyleri aydınlatan özel ışıkla astronot maskları karanlığın içinden sıyrılıp kendilerini gösteriyorlar. Sonunda ortam tamamen aydınlanıyor ve Star Wars’ın bilindik melodisi kulaklarınıza geliyor. Birden fark ediyorsunuz, bu oyuncakların birçoğunu kendi çocukluğunuzda arkadaşlarınızda görmüş, hatta birkaç tanesine sahip olmuştunuz bile.
Bir başka odada, bütün çocukların hayali kırmızı renkli, merdivenli itfaiye arabaları. Sadece itfaiye arabaları mı? Tuğla duvarları, ilk katta büyük kapıları içersinde park etmiş kocaman arabaları ile itfaiye binası da orada işte.
 

Sizin oyuncaklarınız da orada!
Müzede yok yok sanki; hastane binası ve önünde bekleyen ambulanslar, bir köşede polisler sıkışan trafiği açmaya uğraşıyorlar, gemiler ve denizaltılar...
Müzeyi gezen öğrenci gruplarının şaşkın bakışlarını üzerine çeken oyuncaklar, belki de onların hayatlarında ilk kez gördükleri şeyler. Oysa gittiğinizde teneke yarış arabasının, plastik uçakların size hiç de yabancı olmadığını fark edeceksiniz.
Kuşkusuz çok keyifli müzeyi dolaşmak. Ama yer yer omuzlarınıza ağır bir yük de yüklüyor. Savaşın çirkin yüzü oyuncakların dünyasında kendisine yer bulmuş. Üstelik yıllarca. Olmasaydı, keşke hiç olmasaydı, ne savaşlar, ne savaş oyuncakları.
Ama oradalar işte, oyuncak müzesinde. Sadece birer oyuncak değil onlar, tabiri caizse birer ibret belgesiler. Ve bir daha çocukların dünyasına girmesinler.
 

  

 

 

Adres:
Ömerpaşa Caddesi,
Dr. Zeki Zeren Sokağı No:17
Göztepe / İstanbul
Tel: 0 216 359 45 50-51

Ziyaret saatleri:
Haftaiçi: 09:30-18:00
(Pazartesi hariç)
Haftasonu: 09.30-19.00
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR