SİTE İÇİ ARAMA

 

"Tamiri imkansız saat yoktur.”

 
“Zaman saniyenin peşinden koşar” diyor Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde. Bu söz, en çok Recep Gürgen’nin atölyesine yakışsa gerek. 45 yıldır, aralarında Topkapı ve Dolmabahçe sarayları saatlerinin de bulunduğu saatlerin saniyelerini işletmek için arı gibi çalışıyor.

Tamiri imkansız saat yoktur.”


Dolmabahçe’deki saatlerin küçük bir kısmı hediye. İmparatorluğa hediye edilenler daha çok Topkapı Sarayı’nda. Topkapı Sarayı ile ilgili büyük bir proje var. Sarayın geziye açık olması ancak saraydaki objelerin müze koşullarında başka bir yerde sergilenmesi düşünülüyor. Bu proje gerçekleşirse ayrı bir saat bölümü de olacak. Dünyadaki saat koleksiyonerlerinin görmek isteyecekleri saatler var orada. Koskoca bir imparatorluğa bir saat yapıp hediye ediyorsunuz. Ona gösterdiğiniz özeni ve verdiğiniz emek ile teknolojinizi orada yansıtmak durumundasınız. Şimdi de insanlar gelip o saatleri görmek, sizin gösterdiğiniz özene şahit olmak isteyecektir. Topkapı saatleri, dünya saatçilik tarihi açısından büyük önem taşıyor.


“Bir saate nasıl davranırsanız, o da size öyle cevap verir. Onun için ustadan çırağa aktarım, süreklilik çok önemlidir. Hiçbir saate onu ilk yapana saygısızlık olabilecek şekilde müdahale etmem. Ama eksik parçaları da kendim üretiyorum. Bugün bir saatçiye gittiğinizde parçası yoksa, ‘Bu olmaz’ diyerek kapağını kapatıp size geri verebiliyorlar.”

Böyle yazıyor Recep Gürgen’nin kartında. Saat tamiri dendiğinde ilk akla gelen isim Recep Gürgen. Kendisiyle Beyoğlu’nda, Fransız Konsolosluğu’nun hemen arkasındaki atölyesinde görüştük. Yüzlerce saatin kulağımızı okşayan tıkırtıları arasında, saatçiliğimizin dününü bugününü anlattı bize.
Recep Bey tam bir saat tutkunu… Biz söyleşi yaparken, bir saatin “çarkını oturtmak” için çağrıldığında konuşmaya ara verip nasıl bir heyecanla koştuğunu görmeliydiniz. Saatin hikayesi, aslında bir toplumsal tarih hikayesi.
İnsanların saatlerini bir zamanlar nasıl sevdiğini, saatin nasıl komşulardan öğrenildiğini, mekanik saatlerin sadece hayatı kolaylaştıran bir araç olmayıp mimariyi nasıl bütünlediğini Recep Gürgen’den dinledik.

Saatçiliğe başlamanızı bize anlatabilir misiniz?
1960’ta, dayımın yanında başladım. Dayımın dükkanı, o zamanlar saatçiliğin merkezi olan Sirkeci’de yeni açılan ve asla dolmayacağı tahmin edilen Doğubank İş Hanı’ndaydı. Bu mesleğin özü olan çıraklık dönemimi orada geçirdim. Gerçek anlamda bir eğitimdir çıraklık. İşi sevmeyi, işi kıskanmayı gerektirir. Çırak olarak sizin işiniz sadece gözlem yapmaktır. Bir, bir buçuk yıl onlara dokunma ehliyetine sahip olamazsınız. Bir saatin parçasına dokunmanın ne kadar önemli olduğunu öğrenirsiniz. Birgün “Oğlum gel buraya şu saati al” dendiği anki heyecan anlatılamaz. Bunun yanında insan münasebetlerini de gözlersiniz. Gelen insanlara nasıl davranacağınızı, hangi sınıftan insanların hangi saate sahip olduğunu görürsünüz. Hangi insanın hangi saate nasıl duygularla bağlı olduğunu görüyorsunuz. Sizin de o saate en az onun kadar değer vermeniz gerektiğini anlarsınız.

Çıraklıktan ustalığa geçişiniz nasıl oldu?
Dayımın dükkanı belli bir halk tabakasının günlük saatlerinin geldiği bir dükkandı. 1966 yılında Meyer’in yanında işe başladım. Meyer, Abdülhamid’e saatçi olarak gelmiş bir ailenin üçüncü nesilden, son ferdiydi. Orada başka bir hava vardı. Çünkü orada saat dahi üretilebiliyordu. Kol saati, duvar saati, uyandırıcı saat gibi basit saatlerin dışında sanat değeri, teknik değeri, makine değeri olan çok farklı saatlerle karşılaştım. Orada bir saray saatçiliği geleneği vardı. Orada meydanlardaki, okullardaki, fabrikalardaki saatler de yapılır, tamir edilirdi. Sanayi sahasında kullanılan, işçilerin işe giriş çıkışını düzenleyen saatler, bekçi saatleri, okul zillerini çalan saatler vardı. Çeşitli ürünlerin sayımını sağlayan saatler vardı. Kronometreler, kronograflar, takometreler...

Topkapı ve Dolmabahçe saatleri ile ilişkiniz nasıl başladı?
Meyer ile birlikte o dönemde birçok sarayın saatlerini restore ettik. Topkapı Sarayı’nın saatlerini sergiledik. O saatleri ayrı bir seksiyon haline getirdik. Bunu devamında da daha sonradan Dolmabahçe saatlerine aynı şeyi yaptım. Son sekiz yıl boyunca Dolmabahçe’nin saatlerini restore ettim. Saraydaki saat seksiyonundan sorumlu sanat tarihçisi Şule Gürgen ile birlikte çalıştık. Saatçi değildi ama o da saatçi oldu artık.
Bir işte bir süreklilik varsa orada bir gelenek oluşur. Düşünün, Dolmabahçe bir imparatorluk sarayı. Dolayısıyla orada bir saray saatçisi bulundurumak zorunluydu. Ama geçen dönem içinde bu saray saatçiliği kavramı kalkmış ortadan. Saatler olduğu gibi kalmış. Dışardan gelen saatçiler bir saray saati heyecanını yaşamamış ve onlara hoyratça davranmış. O saatler, sadece zamanı göstermiyorlar, birçok fonksiyonları var.
Eskiden insanlar saatlerine karşı neler hissederlerdi?
Saat bugünkü gibi marketten alınan bir şey değildi. Bu ülke “Oğlum, git komşuya sor, saat kaç?” denen bir dönem geçirdi. Saate ancak büyükler müdahale ederlerdi. Aile büyüğünün saati olurdu. İkinci kuşağın saate sahip olması ancak aile büyüğünün izniyle veya özel bir sebeple mümkün olurdu. Nişanda, düğünde, askere giderken saat alınırdı. Bu gelenekler halen devam ediyor ancak bugün maalesef çok kötü bir şey var: Durum çok ticari bir hale geldi.

İnsanların saatlerine duyduğu sevgide bir değişiklik var mı?
İnsanlar saatlerini para biriktirerek, fedakarlık yaparak almışlarsa seviyorlar. Ama rasgele alınmış saatler fazla bir şey ifade etmeyebiliyor. Yine de gelen kişi dedesinin, babasının bir saatini sandıkta, bir köşe bucakta bulmuşsa, yapılabilir mi yapılamaz mı heyecanıyla gelmişse, o ayrı bir şey.


Büyük saatçilerin birçoğu filozoftur, tarihçidir. Bizde birçok saatçi Mevlevidir. Daha çok içe kapanıktırlar ve duygularını yapım


Türkiye’de saat kullanımı konusunda nasıl bir değişim yaşandı?
Saat, evlerimizin iş yerlerimizin en önemli objelerinden biriydi. Elbisenize göre bir kravat alırsınız, eskiden saatler de aynı özenle seçilirdi. Bir banka şubesi ya da herhangi bir ticarethane kurulduğunda oraya gider, duvarına şekline, oranın mimari özelliğine göre bir saat yapar, takardık. Eski mimaride yapılmış binaları görün, ne kadar uyumludur bina ile saatin görünümü...
Bugün İstanbul’da 10-15 saat kulesi var. Bunlardan bugün sadece Dolmabahçe’deki çalışıyor.
İstanbul Limanı’nda, liman lokantasının üzerinde bir saat kulesi vardır. O bina, Cumhuriyetin ilk yapılarındadır. Onun üzerinde 3 metre çapında bir saat kulesi vardır. Sarayburnu’ndan dahi görülebilir. O saat de elektroniğin hışmına uğradı. İstanbul Modern’in yanında, eski gümrük sahası içerisinde çok güzel bir saat kulesi vardır ama bozuktur. Şişli Etfal’in içerisinde çok güzel bir saat kulesi vardır. Deniz hastanesinin üzerinde bir saat vardır. Hiçbiri çalışmıyor.
Beyoğlu belediyesinin üzerinde var o çalışmıyor. Beyoğlu Belediye Başkanı her sabah işine giderken o saatin çalışmadığını nasıl görmüyor, şaşırıyorum.
İstanbul Üniversitesi’ndeki saat çalışıyor. Hatta onlar bakımı için beni çağırdılar. Bugün yarın gidip bakımdan geçireceğim…


 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR