|
Tamiri imkansız saat yoktur.”
|

Dolmabahçe’deki saatlerin küçük bir kısmı
hediye. İmparatorluğa hediye edilenler daha çok
Topkapı Sarayı’nda. Topkapı Sarayı ile ilgili
büyük bir proje var. Sarayın geziye açık olması
ancak saraydaki objelerin müze koşullarında
başka bir yerde sergilenmesi düşünülüyor. Bu
proje gerçekleşirse ayrı bir saat bölümü de
olacak. Dünyadaki saat koleksiyonerlerinin
görmek isteyecekleri saatler var orada. Koskoca
bir imparatorluğa bir saat yapıp hediye
ediyorsunuz. Ona gösterdiğiniz özeni ve
verdiğiniz emek ile teknolojinizi orada
yansıtmak durumundasınız. Şimdi de insanlar
gelip o saatleri görmek, sizin gösterdiğiniz
özene şahit olmak isteyecektir. Topkapı
saatleri, dünya saatçilik tarihi açısından büyük
önem taşıyor.


“Bir saate nasıl davranırsanız, o da size
öyle cevap verir. Onun için ustadan çırağa
aktarım, süreklilik çok önemlidir. Hiçbir saate
onu ilk yapana saygısızlık olabilecek şekilde
müdahale etmem. Ama eksik parçaları da kendim
üretiyorum. Bugün bir saatçiye gittiğinizde
parçası yoksa, ‘Bu olmaz’ diyerek kapağını
kapatıp size geri verebiliyorlar.”
|
Böyle yazıyor Recep Gürgen’nin
kartında. Saat tamiri dendiğinde ilk akla gelen isim
Recep Gürgen. Kendisiyle Beyoğlu’nda, Fransız
Konsolosluğu’nun hemen arkasındaki atölyesinde görüştük.
Yüzlerce saatin kulağımızı okşayan tıkırtıları arasında,
saatçiliğimizin dününü bugününü anlattı bize.
Recep Bey tam bir saat tutkunu… Biz söyleşi yaparken,
bir saatin “çarkını oturtmak” için çağrıldığında
konuşmaya ara verip nasıl bir heyecanla koştuğunu
görmeliydiniz. Saatin hikayesi, aslında bir toplumsal
tarih hikayesi.
İnsanların saatlerini bir zamanlar nasıl sevdiğini,
saatin nasıl komşulardan öğrenildiğini, mekanik
saatlerin sadece hayatı kolaylaştıran bir araç olmayıp
mimariyi nasıl bütünlediğini Recep Gürgen’den dinledik.
Saatçiliğe
başlamanızı bize anlatabilir misiniz?
1960’ta, dayımın yanında başladım. Dayımın dükkanı, o
zamanlar saatçiliğin merkezi olan Sirkeci’de yeni açılan
ve asla dolmayacağı tahmin edilen Doğubank İş
Hanı’ndaydı. Bu mesleğin özü olan çıraklık dönemimi
orada geçirdim. Gerçek anlamda bir eğitimdir çıraklık.
İşi sevmeyi, işi kıskanmayı gerektirir. Çırak olarak
sizin işiniz sadece gözlem yapmaktır. Bir, bir buçuk yıl
onlara dokunma ehliyetine sahip olamazsınız. Bir saatin
parçasına dokunmanın ne kadar önemli olduğunu
öğrenirsiniz. Birgün “Oğlum gel buraya şu saati al”
dendiği anki heyecan anlatılamaz. Bunun yanında insan
münasebetlerini de gözlersiniz. Gelen insanlara nasıl
davranacağınızı, hangi sınıftan insanların hangi saate
sahip olduğunu görürsünüz. Hangi insanın hangi saate
nasıl duygularla bağlı olduğunu görüyorsunuz. Sizin de o
saate en az onun kadar değer vermeniz gerektiğini
anlarsınız.
Çıraklıktan ustalığa geçişiniz nasıl oldu?
Dayımın dükkanı belli bir halk tabakasının günlük
saatlerinin geldiği bir dükkandı. 1966 yılında Meyer’in
yanında işe başladım. Meyer, Abdülhamid’e saatçi olarak
gelmiş bir ailenin üçüncü nesilden, son ferdiydi. Orada
başka bir hava vardı. Çünkü orada saat dahi
üretilebiliyordu. Kol saati, duvar saati, uyandırıcı
saat gibi basit saatlerin dışında sanat değeri, teknik
değeri, makine değeri olan çok farklı saatlerle
karşılaştım. Orada bir saray saatçiliği geleneği vardı.
Orada meydanlardaki, okullardaki, fabrikalardaki saatler
de yapılır, tamir edilirdi. Sanayi sahasında kullanılan,
işçilerin işe giriş çıkışını düzenleyen saatler, bekçi
saatleri, okul zillerini çalan saatler vardı. Çeşitli
ürünlerin sayımını sağlayan saatler vardı.
Kronometreler, kronograflar, takometreler...
Topkapı ve Dolmabahçe saatleri ile ilişkiniz nasıl
başladı?
Meyer ile birlikte o dönemde birçok sarayın saatlerini
restore ettik. Topkapı Sarayı’nın saatlerini sergiledik.
O saatleri ayrı bir seksiyon haline getirdik. Bunu
devamında da daha sonradan Dolmabahçe saatlerine aynı
şeyi yaptım. Son sekiz yıl boyunca Dolmabahçe’nin
saatlerini restore ettim. Saraydaki saat seksiyonundan
sorumlu sanat tarihçisi Şule Gürgen ile birlikte
çalıştık. Saatçi değildi ama o da saatçi oldu artık.
Bir işte bir süreklilik varsa orada bir gelenek oluşur.
Düşünün, Dolmabahçe bir imparatorluk sarayı. Dolayısıyla
orada bir saray saatçisi bulundurumak zorunluydu. Ama
geçen dönem içinde bu saray saatçiliği kavramı kalkmış
ortadan. Saatler olduğu gibi kalmış. Dışardan gelen
saatçiler bir saray saati heyecanını yaşamamış ve onlara
hoyratça davranmış. O saatler, sadece zamanı
göstermiyorlar, birçok fonksiyonları var.
Eskiden insanlar saatlerine karşı neler
hissederlerdi?
Saat bugünkü gibi marketten alınan bir şey değildi. Bu
ülke “Oğlum, git komşuya sor, saat kaç?” denen bir dönem
geçirdi. Saate ancak büyükler müdahale ederlerdi. Aile
büyüğünün saati olurdu. İkinci kuşağın saate sahip
olması ancak aile büyüğünün izniyle veya özel bir
sebeple mümkün olurdu. Nişanda, düğünde, askere giderken
saat alınırdı. Bu gelenekler halen devam ediyor ancak
bugün maalesef çok kötü bir şey var: Durum çok ticari
bir hale geldi.
İnsanların saatlerine duyduğu sevgide bir değişiklik var
mı?
İnsanlar saatlerini para biriktirerek, fedakarlık
yaparak almışlarsa seviyorlar. Ama rasgele alınmış
saatler fazla bir şey ifade etmeyebiliyor. Yine de gelen
kişi dedesinin, babasının bir saatini sandıkta, bir köşe
bucakta bulmuşsa, yapılabilir mi yapılamaz mı
heyecanıyla gelmişse, o ayrı bir şey.
    
Büyük saatçilerin birçoğu filozoftur, tarihçidir.
Bizde birçok saatçi Mevlevidir. Daha çok içe
kapanıktırlar ve duygularını yapım
|

|
Türkiye’de saat kullanımı
konusunda nasıl bir değişim yaşandı?
Saat, evlerimizin iş yerlerimizin en önemli objelerinden
biriydi. Elbisenize göre bir kravat alırsınız, eskiden
saatler de aynı özenle seçilirdi. Bir banka şubesi ya da
herhangi bir ticarethane kurulduğunda oraya gider,
duvarına şekline, oranın mimari özelliğine göre bir saat
yapar, takardık. Eski mimaride yapılmış binaları görün,
ne kadar uyumludur bina ile saatin görünümü...
Bugün İstanbul’da 10-15 saat kulesi var. Bunlardan bugün
sadece Dolmabahçe’deki çalışıyor.
İstanbul Limanı’nda, liman lokantasının üzerinde bir
saat kulesi vardır. O bina, Cumhuriyetin ilk
yapılarındadır. Onun üzerinde 3 metre çapında bir saat
kulesi vardır. Sarayburnu’ndan dahi görülebilir. O saat
de elektroniğin hışmına uğradı. İstanbul Modern’in
yanında, eski gümrük sahası içerisinde çok güzel bir
saat kulesi vardır ama bozuktur. Şişli Etfal’in
içerisinde çok güzel bir saat kulesi vardır. Deniz
hastanesinin üzerinde bir saat vardır. Hiçbiri
çalışmıyor.
Beyoğlu belediyesinin üzerinde var o çalışmıyor. Beyoğlu
Belediye Başkanı her sabah işine giderken o saatin
çalışmadığını nasıl görmüyor, şaşırıyorum.
İstanbul Üniversitesi’ndeki saat çalışıyor. Hatta onlar
bakımı için beni çağırdılar. Bugün yarın gidip bakımdan
geçireceğim…

|