|


“Bir ülkede
“Köpekbalığı Hikayesi”
oynamaya
başladığında bir fast food
zincirinde
oyuncakları,
tişörtleri,
kitapları satılır.
Ancak öncelikli olarak büyükleri sinema
salonuna getirmek
gerekir. Film beni ikna edecek ki çocuğumu
sinemaya götüreyim…” |
Dilerseniz, dünyada çizgi sinemanın durumuyla
başlayalım…
Son on yılda animasyon filmlerine ilgi büyük.
Bu, bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle
bağlantılı. İnternet ve bilgisayarlardaki
programlar dolayısıyla daha çok sayıda insan
animasyonla tanıştı. Artık isteyen çok basit
animasyonları yapabiliyor. Bu teknoloji
insanların animasyonları izlemelerine de yol
açıyor. Teknolojinin gelişmesi, ortaya çıkan
ürünlerin kalitesini de artırdı. Örneğin,
“İnanılmaz Aile” filmini izlerken, onun gerçek
bir aksiyon filmi olduğunu düşünebilirsiniz. Bu,
sadece üç boyutlu yapımlarda değil, tüm
animasyonlarda böyle.
Çizgi sinema ile
yetişkinler arasında nasıl bir ilişki var?
Tüm dünyada genel kanı şudur: Çizgi film çocuk
içindir. Oysa bugün çizgi sinemada çocuklar bir
araç. Asıl hedef ise yetişkinler. Bir örnek:
“Köpekbalığı Hikayesi” Türkiye’de oynamaya
başladığında bir fast food zincirinde
oyuncakları satılmaya başlar, tişörtleri
piyasaya çıkar, kitapları yayınlanır. Ancak
öncelikli olarak büyükleri sinema salonuna
getirmek gerekir. Film beni ikna edecek ki
çocuğumu sinemaya götüreyim… Ben bu süreci
gerçekleştirdikten sonra çocuk, mesela oyuncak
isteyecek. Orada da ben önemliyim. Çocuğa
oyuncağı seçecek olan benim.
4 yaşında bir çocuğun uzun metrajlı bir filmi
sonuna kadar takip etmesine imkan yok. Onun
içinden detayları yakalar, komik sahneler tespit
eder, oradaki karakterlerinin birinin iyi
diğerinin kötü olduğunu anlar ama tamamını
kavrayamaz. Önemli olan büyüktür. Eğer büyük
sıkılmadan oturur izlerse, film başarılıdır.
Öte yandan, bir de sadece büyüklere yönelik
filmler var. O filmleri çocukların izlememesi
gerekir. Bunların çeşitli örneklerini
televizyonlarda görüyoruz.

|

“Sinema teknolojisi çok hızlı gelişiyor.
Ve bu gelişim animasyonun çok işine
yarıyor.
Animasyon
geleceğin
ve bugünün
sineması için vazgeçilmez
bir unsur.” |
Gerçek
çekimli sinema ile animasyon birbirlerini
destekliyorlar mı?
Sinema teknolojisi çok hızlı gelişiyor. Ve bu
gelişim animasyonun çok işine yarıyor. Animasyon
geleceğin ve bugünün sineması için vazgeçilmez
bir unsur. Efektler hep animasyon teknikleriyle
gerçekleşiyor. Örneğin artık bir otopark
patlatmak için onlarca araca ihtiyacınız yok.
Çektiğiniz bir filmin sonuna doğru oyuncunuz
bıraktı, ne yapacaksınız? 3 boyutlu modelleme
yaparak filmi bitirebilirsiniz. Animasyon
karakterinin kaprisi yok.
Yüzüklerin Efendisi filmlerini düşünün, Gollum
karakteri bir animasyon karakter.
Sizin favori
yönetmenleriniz kimlerdir?
Tim Burton’ın ciddi bir hayranıyım. Uğraştığı teknik,
stop motion denen çok zor bir teknik. Miyazaki en
beğendiğim yönetmenlerden biri. Bunun dışında firmaların
da belirli ekoller yarattığını görüyoruz. Pixar’ın üç
boyutlu animasyon alanında yaptığı filmler benim
favorim. Üç boyutlu bilgisayar animasyonuna farklı bir
sıcaklık getirdiler. Ben aynı sıcaklığı “Shrek”
filmlerinde göremiyorum.
“Nemo”daki sıcak yapıyı
“Köpekbalığı Hikayesi”nde göremiyorum. Bu, Disney’in
etkisinden kaynaklanabilir. Dreamworks aynı yolda
gitmiyor. Onlar biçimsel olarak hayvanları
insanlaştırıyorlar. O zaman yabancılaştırma faktörü daha
fazla devreye giriyor. Tabii bu tamamen kişisel bir
tercih.
Animasyon başka hangi alanlarda
karşımıza çıkıyor?
Bir arkadaşım kumar makinelerindeki animasyonları
yapıyor. Cep telefonlarında animasyon kullanılıyor.
Bilgisayar oyunları aslında etkileşimli birer film.
İnternette animasyon kullanımı inanılmaz boyutta.
Kısacası animasyon birçok iletişim alanında karşımıza
çıkıyor.
Türkiye’de çizgi sinemanın nasıl bir geçmişi var?
Nasreddin Hoca, Dede Korkut, Aesop masalları
uyarlamaları gibi pek çok örnek var. Örneğin Yalçın
Çetin bence gelmiş geçmiş en iyi canlandırma sineması
sanatçılarındandır. Tonguç Yaşar’ın “Amentü Gemisi Nasıl
Yürüdü” filmi Türk sinemasının yüz yılının en iyi
animasyon filmi seçildi. Türkiye’de canlandırma
sinemasıyla ilgili bir potansiyel var fakat bu alan
henüz ekonomik düzlemde oturmamış durumda. Daha doğrusu
sinema içersinde bir alan, henüz bir sektör haline
gelememiş. Tarihte yaşanan birtakım sıkıntılar
yatırımcıyı korkutmuş. Özellikle 1980 sonrasında
yatırımlar olduğunu görüyoruz ama biraz hoyratça
harcanmış bu destekler. Ürünler gerekli aksiyona ve
akışkanlığa sahip değil. Sinema dilinin öğelerinden
yeteri kadar iyi yararlanılmamış. Türk sinemasında
canlandırma şöyle bir sorun yaşıyor: Canlandırmada daha
çok karikatürcüler yer almış. Karikatürcüler elbette
çizgi anlamında iyiler ama onlar sinemacılara bu işi pek
yanaştırmamışlar.


Siz eğer bir çizgi film yapıyorsanız, bunun sinema
anlatımı için bir yönetmenle çalışmak zorundasınız. Tüm dünyanın izleyeceği bir film yapacaksanız, öykünüzün
evrensel değerler taşıması lazım. Bu evrensel değerler
içerisinde, kendi kültürünüzden bugüne yansıyan unsurlar
olabilir. Bugün bir şeyler yapmaya başlarsak 10 yıl
içinde iyi ürünler çıkarabiliriz diye düşünüyorum.
Bugünkü durumumuz nedir?
Son zamanlarda birtakım kıpırdanmalar dikkat çekiyor.
Uzun metrajlı çalışmalar yapılmaya çalışılıyor. Uzun
metraj çekmek biraz tehlikeli henüz. Çünkü daha kısa
film geleneğini oluşturabilmiş bir ülke değiliz. Yakında
uygulamaya girecek bir kanunla çizgi film yayınlayan
kanalların belirli bir oranda yerli yapımlara yer
vermeleri zorunlu kılınıyor. 1990’ın başından beri
Anadolu Üniversitesi’nde çizgi film bölümü var. Kültür
Üniversitesi’nde İletişim Tasarımı bölümünde çizgi
sinema eğitimi veriliyor.
Sizin bölümünüzde nasıl bir
eğitim veriliyor?
Modüler bir sistem olarak çizgi sinema eğitimi
veriliyor. Biz animasyonun önemli bir iletişim aracı
olduğunu düşünüyoruz. Buradan çıkan öğrenci çizmeyi
bilecek, sinema yapmayı bilecek ve iletişimi bilecek,
çok daha donanımlı biri olarak karşımıza çıkacak.
Buradaki eğitim klasik animasyonla başlayarak tüm
tekniklere eğiliyor. Ama hep sinemayla birlikte
ilerliyor. Öğrenciler, sinema yönetmenliği dersleri
alıyorlar. Bu işin sinemadan ayrı bir dal olmadığını
öğreniyorlar. Son yıllarında bir dakikalık bir film
çekiyorlar. Ancak daha önce de hemen hemen tüm
öğrencilerimizle birlikte ortak projelerle çizgi film
üretiyoruz.

|

“Dısney,
ilk uzun metrajlı animasyon olan ve halen
ilgiyle izlenen “Pamuk Prenses ve Yedi
Cüceler”i 1937’de çekmiş. “Bambi” filmi 1942’de
çekilmiş. Bu filmleri öğrencilerime
izletilyorum, şok oluyorlar.”
|
Sizi ayrıca kitap
çalışmalarınızla da tanıyoruz…
İlk kitabım, Es yayınlarından çıkan “Canlandırma
Sineması Üzerine.” Bu kitapta, canlandırma sinemasının
tarihinden bahsettim. Türkiye’deki örnekleri de dahil
ederek ilk örneklerden son döneme kadar geliyor. Ama
asıl amacım tarihi vermekten çok canlandırmanın
sinemayla olan bağlantısını kurmaktı. Canlandırma
tarihine baktığınızda bu alandaki çalışmalar başlıyor,
sonra fotoğraf bulunuyor ve sinema başlıyor. Benim için
sinema böylelikle ikiye ayrılıyor. Bir noktadan sonra
bunlar tekrar kesişiyorlar. 1970’lerin sonunda “Star
Wars” ile başlayan bir süreç bu.
Bir sonraki çalışmam da baskı aşamasında. Canlandırma
sinemasında erotizm kavramı ile ilgili. Erotizmin
canlandırma sineması içindeki anlatım araçlarından biri
olduğunu göstermek istedim. Canlandırma sineması biraz
yetişkin işidir. Konunun genel çerçevesini tartıştıktan
sonra, kötü bir kedinin hayatını anlatan “Fritz The Cat”
gibi eserleri bulunan Ralph Bukshi isimli yönetmenle
ilgilendim. Türkiye’de canlandırma sinemasının önemli
bir yere geleceğini düşünürsek, yetişkinlerin onore
edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
|