|
Hiçbir sözcük “yeni” kadar heyecan verici
olamaz. Yeni, değişimin adıdır çünkü.
Tarih, iki kavramın mücadelesidir: Yeninin
ve geride kalanın.
Ve bu iki kavram, her 365 günde bir yan yana
gelir; kimi cümlelerin orta yerinde buluşan
nokta ile virgül gibi... Ama ne zaman durur,
ne cümle biter...
Yılbaşı, işte cümlenin ortasında verilen
küçük bir soluklanma molası gibidir. Geçen
bir yıla bakmak, gelecek olanı tasarlamak
için... Bütün bir yılın emeğini görmek için
en iyi zamandır yıl sonu. Bütün bir yılı
planlamak, beklentileri, olanakları,
tehlikeleri tartmak için bulunmaz bir
fırsat...
Çoğu kere, insan iradesinin tezahürüdür
yeni; var olanı değiştirmek için ortaya
koyulanın toplamı. Yeni olan, gelecek olan
eskisinden daha iyi olsun diye çabalar
insanoğlu. Çabalar ve umut eder. Miladi
takvimden de eski olan ve dünyanın dört bir
köşesinde karşımıza çıkan yeni yıl
gelenekleri hep bu çabayı ve umudu temsil
ediyor.
Babil’den Antik Yunan’a
Daha M.Ö. 4000 yıllarında Babil’de yeni yıl
kutlamalarına rastlıyoruz. Babilliler,
baharın ilk gününden sonra, yani ekinoksun
hemen ardından (gözle görülebilen) ilk
dolunayı, yeni yılın başlangıcı olarak kabul
ediyorlardı. Çünkü doğanın o büyük
enerjisiyle harekete geçtiği bahar,
bereketin, dolayısıyla beklentilerin
simgesiydi. Yeni yıl tatili, her gün ayrı
bir kutlamanın yapıldığı 11 günlük bir zaman
dilimiydi. İnsanların yeni yıldan en büyük
beklentileri ise ödünç verdikleri tarım
gereçlerinin geri dönmesiydi.
Daha sonra Roma İmparatorluğu’nda yeni yıl
kavramı karşımıza çıkıyor. Roma’da
belirlenen tarih, mart ayının sonlarıydı.
Ancak Romalıların kullandığı takvim ile
güneş-dünya ikilisinin hareketleri
uyumsuzluk gösteriyordu. Bu Julius Ceasar’ın
adıyla özdeşleşen Jüliyen takvimi ile
çözüldü: Yılın başlangıcı olarak 1 Ocak
kabul edilmeye başlandı. Hıristiyanlığın ilk
yıllarında yılbaşı kutlamaları, Katolik
Kilisesi tarafından “paganizm” olarak
görülüyordu. Ancak Avrupa halkları yine de
yer yer kutlamalar yapıyordu. Yılbaşı
döneminin dini bir tatil olarak görülmesinin
Batı’da sadece 400 yıl kadar bir geçmişi
var.
Yeni doğan bebeklerin yeni yılı simgelemesi
M.Ö. 600 civarı, antik Yunan kültürüne
dayanıyor. Şarap tanrısı Dionysus’un
sepetindeki bebek, doğanın yeniden doğuşunu
anlatıyordu. Eski Mısır’da da yeni doğan
bebekler, yeni yılı anlatıyordu. Kilise de
zaman içerisinde yeni yılın İsa’nın bebeklik
resimleriyle simgelenmesini kabul etmişti.
Yeni yıl, talihle ve “iyi şans” ile de
ilişkilendirildi her zaman. İşte bu noktada
“sevimli” sayılabilecek batıl inançlar
devreye giriyor. Yeni yılın ilk misafirinin
uzun boylu, siyah saçlı olmasının şans
getireceği, bir ABD inanışı. Birçok ülkede
geleneksel yemeklerin şans getireceğini
düşünülüyor. Örneğin Hollanda’da yerel bir
lokmanın uğuruna inanılıyor. ABD’nin birçok
bölgesinde lokmanın yerini börülce alıyor.
İspanya’da saatler 12’yi gösterdiğinde 12
adet üzüm tanesi ağza atılıyor. Herkes
birbirinin şiş yanaklarına gülüyor. Yine
12’de her yerde Puerto Del Sol çalıyor.
Uzakdoğu
Japonya’da “Soba” adı verilen bir tür noodle
yeniyor, kiliseler tam 12’de 108 kez çan
çalıyor, aileler yaş sırasına göre sake
içiyor. Kore’de hem ay hem de güneş
takvimine göre yeni yıl kutlamaları
yapılıyor ancak So-nal isimli güneş takvimi
kutlaması daha popüler. So-nal’da beş renkli
geleneksel giysiler giyiliyor, kötü talih
uzak dursun diye kapılara elekler asılıyor,
Ttok-kuk (yaş eklemek) isimli çorba
içiliyor, uçurtmalar uçuruluyor. Birçok Asya
ülkesinde miladi takvimin yanı sıra
geleneksel takvimlere göre de yılbaşı
kutlamaları yapılıyor. Mesela, Vietnamlılar
şubat ayında Ay Yeni Yılı kutlamaları
yapıyor.
Latin Amerika
Yeni yıl kutlamalarının en renkli olduğu
kıta Latin Amerika olsa gerek.
Arjantinliler, yeni yıl kutlamalarının
ertesi günü denize, nehre ya da göle giderek
yüzüyorlar. Brezilya’da 31 Aralık gecesi
beyaz giyinmenin şans getireceğine
inanılıyor. Burada insanlar yüzmek için
ertesi günü beklemiyor. Kumsallarda mumlar
ve fenerler yakılıyor. Kolombiya’da “Eski
Yıl Efendi”nin kuklaları yakılıyor.
Hazırlanan erkek bebeğin içine istenmeyen,
kötü hatıralar taşıyan ya da uğursuz
olduğuna inanılan ne varsa doldurularak
ailecek yakılıyor. Bebek, ailenin her
üyesinin eski bir parça giysisini giyiyor.
Meksika’da kırmızı iç çamaşırları, yeni
yılda aşkı bulmak için giyiliyor. İnsanlar
ellerinde valizlerle gece yarısında sokağa
çıkıyor: Yıl boyunca bol bol gezmek için!
Venezüella’da şans getiren iç çamaşırları
kırmızı değil, sarı. Valizlerle ise evin
içinde dolaşılıyor. İnsanlar dileklerini
kağıtlara yazıp sokaklarda yakıyorlar.
Ekvador’da bebek yerine ev maketleri
yapılıyor, içlerine uğursuzluklar doldurulup
yakılıyor.
Dünyanın yeni yıl gelenekleri böylece uzayıp
gidiyor. Bizde yeni yıl çeşitli eğlencelerle
ve büyük bir heyecanla karşılanıyor.
Kimileri evinde ailesiyle yeni yılı
beklerken kimileri gelen yılın coşkusunu
dışarıda yaşıyor. Ve görüldüğü gibi tüm
dünyaya yayılmış geleneklerin hepsi,
umutlara, beklentilere, yenilenmeye,
tazelenmeye işaret ediyor. Peki yılbaşında
kendinizi yenilenmiş hissetmek için siz ne
yapıyorsunuz? Daha da önemlisi, yeni yılda
ne yapıyorsunuz? Yeni yıldan neler
bekliyorsunuz? Artık bitmek üzere olan yılda
neleri hatırlamak canınızı sıkıyor? Neleri
hatırlamak yüzünüzü gülümsetiyor? Küçük bir
hesaplaşmaya hazır mısınız? Eskiyle
hesaplaşmaya ve güzel bir yıla?
|