|
Basınımızın bugünkü temel sorunları nelerdir?
Basınımızın tarihi 1831’e kadar gidiyor. O tarihten
bugüne kadar, çözülmemiş sorunların başında istihdam ve
istihdam politikası sorunu gelir. Bununla kastım şu:
İşveren basın dünyasında çalışanların kalitesine değil
istihdamın kendisine ne kadar ucuza mal olacağına
bakmıştır. Bu, bugün de devam eden bir gerçek. Bunun
ikinci sonucu da çalışanların istismara uğraması.
Gazetecilik aslında çok cazip bir meslek. Bu nedenle
birçok değeri içine çekmesine rağmen o insanlar koşa
koşa katıldıkları bu dünyadan bir süre sonra ayrılarak
yaşamın başka alanlarına giderler. Çünkü genç bir adam
aynı yeteneklerle dışarıda çok daha iyi bir hayat
kurabileceğini gördüğü zaman başka bir mesleği tercih
eder. Bu doğal bir olaydır. Burada sadece bu işin
delicesine sevdalıları kalır. Tabii ki kalanlar içinde
de yetenekli insanlar vardır. Ancak bu durum yine de
genel kalitenin hiçbir zaman istenen düzeye ulaşmaması
sonucunu vermiştir. Bu, basınımızın diğer sorunlarının
da kesiştiği temel sorunudur.
|

|
“Son zamanlarda haber dünyamıza giren en
önemli katkı, dünya
haberlerinin gazetelerde
daha çok
yer alması.
Bunda Türkiye’nin dış ilişkilerde
meydana gelen çeşitlenme ve boyutlanma etkili.”
Basın Konseyi
“Basın Konseyi bir
centilmenler kulübüdür. Yani belirli bir
anlayışın yaşatılmasını sağlamaya
çalışır. Oradaki arkadaşlarımın hepsinin
centilmen olduğunu da hemen ifade
edeyim. Basın Konseyi’nin centilmenler
kulübü olduğun söylediğim zaman şunu
kastediyorum: Bazı asgari değerlerin
korunmasını gerekli gören insanların
oluşturduğu bir kulüptür. Bunun
formülünü, basın meslek ilkelerini
meslektaşlarımızla konuşarak, eski
deneyimleri ve uluslararası belgeleri
inceleyerek şekillendirdik. Basın
Konseyi, Basın Meslek İlkeleri dediğimiz
16 maddelik bir ilkeler dizisinin
çiğnenip çiğnenmediğini tartan bir
kurum. Kendisine gelen şikayetleri
değerlendirir ve kanaatini kamuoyuna
açıklar.
İletişim özgürlüğünün çağdaş
demokrasilerde kabul gören kriterlerinin
gereğince geniş olarak uygulanması için
kavga veririz. O mücadele konusunda
kimseden bir uyarı beklemeyiz. Gereğini
ilgillerle konuşarak, protesto mesajları
yayınlayarak, proje ve öneriler
hazırlayarak, kamuoyunu yanımıza çekmeye
çalışarak mücadele ederiz.
İkinci bir sorumluluğumuz ise özgürlüğün
birilerine zarar verebilecek şekilde,
haksız bir yaklaşımla kullanılmaması
için üzerimize düşeni yapmaktır.
Sorumsuzca kullandığınız hiçbir
özgürlüğü yaşatamazsınız. ‘Ben gezi
özgürlüğüne sahibim, istediğim yere
istediğim şekilde giderim’ derseniz,
ikinci köşeyi döndüğünüz sırada birisi
“Dur” diyebilir.
Özgürlüğümüz en geniş halinde olsun, o
özgürlük en üst düzeyde sorumlulukla
kullanılsın diye çalışırız.”
|
|
Bu istihdam politikası okur
üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?
Dışarıdan alışveriş yaparsınız, değil mi? Elektrik
malzemesi, gömlek, ayakkabı... Buna karşılık
bir bedel verirsiniz. Onun
karşılığını görmediğiniz zaman rahatsız olursunuz. Aynı
şey burada da geçerli. Okuyucuya onun beklentilerine
uygun kalitede bir ürün sunmazsanız, hayal kırıklığı
yaratırsınız. Sonuç olarak gerçeğe tam bağlı olmayan
haber, eksik haber, anlamsız sansasyonlar, dil bozukluğu
ve etik değerleri göz önünde tutmayan bir yapı ortaya
çıkar.
Peki basınımızdaki olumlu gelişmeler nelerdir?
Teknolojik açıdan Türk basını dünyadaki eşdeğer
yayınlarla aynı düzeyde. Ofset tekniği Türk basınına
60’lı yılların başlarında İzmir’den girdi. Sonra Haldun
Simavi bu tekniği İstanbul’a getirdi. Hürriyet büyük bir
atılım yaptı. Ofset tekniğiyle büyük tirajlı gazete
çıkarma hamlesini Hürriyet yaptı. O dönemde Hürriyet’in
kullandığı baskı makineleri ve ofset teknolojisi ABD ve
Avrupa’da ancak birkaç cesur sayılabilecek baskı
işvereninde vardı. Genel bir eşitlenme içinde şimdi
herkes aynı noktaya ulaştı. Ancak insan malzemesi
açısından istediğimiz kadar iyi olduğunu söylemiyorum.
Ayrıca, dünyanın uğradığı değişim, Türkiye’nin dış
ilişkilerinde meydana gelen çeşitlenme ve boyutlanma
insanımızı dış dünyada neler olduğu konusuyla
ilgilenmeye yönlendirdi. Bu, son zamanlarda haber
dünyamıza giren en önemli katkıdır diye düşünüyorum.
Zaman içersinde okur kitlelerinin haberden
beklentilerinde bir değişiklik gözleniyor mu?
Bu konuda söyleyeceklerimin sağlıklı bir değerlendirme
oluşturacağını iddia etmiyorum. Ancak konjonktürel
değişimler olabilir. Dönem dönem farklı türde haberler
ön plana çıkabilir. Bizde, 1946’dan, yani çok partili
ortamın başlangıcından 1960’a kadar olan dönem, siyasi
haberlere dayalı bir habercilik anlayışı egemen oldu.
1961’den itibaren, Anayasa’nın etkisiyle Türk kamuoyu
daha önce hiç karşılaşmadığı konularla karşı karşıya
geldi: Sosyal güvenlik, kültürel ve sosyal sorunlar,
örgütlenme özgürlüğünün sağladığı yeni anlayış ve
meseleler gibi... Türkiye, 12 Eylül askeri darbesiyle
bir depolitizasyon sürecine girdi. Bu bizde magazin
ağırlıklı bir gazetecilik sürecini başlattı. Bu süreç
maalesef henüz tamamlanmadı. Son derece cıvımış,
seviyesizleşmiş bir habercilik anlayışı, hâlâ
egemenliğini sürdürüyor. Buna belki bir aşamada oturacak
ve daha düzeyli bir noktaya ulaşacak diye bakabiliriz.
Bu seviyesizleştirme belirli bir okuyucu kesiminde alıcı
buluyor. Alıcısı olan malın satıcısı da var. Magazin
dünyanın her yerinde var ve gerekli de. Çünkü hayatın
renkleri var onun içinde. Ama seviyesizliği pazara
düşmüş insanların baş tacı eder gibi sunulması, bana
rahatsızlık veriyor.
Basın ve iktidar arasındaki ilişkiler hakkında neler
düşünüyorsunuz?
Bir ülkede medya dünyası ile kamu otoriteleri, fazla
iyi ilişkiler içindeyse biliniz ki orada medya okuruna
ya da izleyicisine karşı dürüst davranmıyordur. Basın
orada hizmeti okura değil, o kamu otoritesine veya
siyasi iktidara sunmaya başlamıştır. Böyle bir basın
beni korkutur. Bu, birbirlerine düşman olmalarını talep
ettiğim değil, karşılıklı olarak birbirlerine bağımlı
olmadan ilişki kurmak zorunda oldukları anlamına gelir.
Ancak o suretle basın diğeri hakkındaki gerçekleri
ortaya koyabilir ve ancak o suretle okura sağlıklı
hizmet verebilir. Türkiye’ye baktığımızda, basınımızın
Takvim-i Vekayi ile başlayan tarihinden bugüne kadar çok
uzun bir zaman diliminde, okura değil, geniş ifadeyle
söyleyecek olursak güç odaklarına hizmet sunduğunu
görüyoruz. Bu bizim meslek tarihimizin temel gerçeğidir.
Buna istisna teşkil eden, demokratik sistemin yaşamımıza
girdiği tarih bölümünde karşılaştığımız ufak zaman
parçalarıdır. Baştan bugüne kadar bireysel olarak
kendisini bağımsız tutan gazeteciler olmuştur.

|
“Bir
ülkede medya dünyası ve kamu otoriteleri, fazla
iyi ilişkiler içindeyse, biliniz ki orada medya
okuruna ya da izleyicisine karşı dürüst
davranmıyordur.” |
|
Siyasi iktidar güçlerin toplandığı nokta. En büyük güç
odağı. Buna karşın basın da kamuoyu oluşturma gücü
nedeniyle kendine özgü bir güç odağını oluşturuyor. İki
güç odağının birbiriyle geçinmesi için, ya birinin
otoritesini diğerinin kabul etmesi, ya kavga etmeleri ya
da birbirlerinin varlığını kabul edilebilir bir varlık
olarak görmeleri ve barış içinde birlikte yaşamanın da
mümkün olduğun idrak ederek yaşamaları lazım. Basın
dünyası, siyasi iktidarla iyi geçinme gereğini duyar. Bu
sadece Türkiye değil, demokratik sistem diyeceğimiz
sistemlerin uygulandığı her ülke için geçerli. Medya
dünyasının başındaki kadroların iktidarlarla hem yakın
hem de çıkara dayalı ilişki içinde olduklarını ve bunun
da normal olduğunu görmemiz lazım. Mesele, bu gerçeğe
rağmen medya dünyasındaki sesin bağımsızlığını nasıl
sağlayabilirsiniz meselesidir. Bir ülkede bir seçim
olduktan sonra iki taraf birbirini yoklar. O sırada
ikisi çok iyi ilişki içindedir. Siyasi iktidarın
hataları sokaktaki adamı rahatsız edecek boyuta
geldiğinde basın artık çıkarlarını siyasi iktidarda
değil, asıl hizmet edeceği okuyucu dünyasında aramaya,
ondan güç alma ihtiyacı duymaya başlar. Bu dönemde de
artık basının sesi daha bağımsız olur. Bu süreç de bir
sonraki seçime kadar devam eder. Siyasi iktidar
sokaktaki adamı memnuniyetsizliğe itiyorsa, basın da
muhalefetin sesi haline dönüşür.
Genç gazetecilerden neler bekliyorsunuz?
Dünya küçüldü. Bilgi açısından tam donanımlı olmalarını
isterim. Birkaç dili meslek platformunda kullanabilecek,
yabancı dilde haber yazabilecek, soru sorabilecek
düzeyde bilmelerini isterim. Anadillerini iyi
kullanmalarını isterim. Gazeteciliğin sorumluluk isteyen
bir iş olduğuna kaniyim. Özel yaşamları da dahil olmak
üzere her platformda kamuya hesap verecek konumda
olmalarını, kendilerine ve okurlarına saygılı olmalarını
isterim. |