|
Geçtiğimiz yıl Hatay’da gerçekleşen “Medeniyetler
Buluşması” dikkatlerinizden kaçmamıştır. Üç semavi
inanışın temsilcilerini aynı sıralarda buluşturan
etkinliğin amblemi, güzel bir yaz gününde yapılan
toplantının amacını, sadelikten aldığı bir güçle
anlatıyordu. Sahnenin hemen arkasında yer alan hilal,
haç ve yıldız, ne de yakışmıştı Hatay’a.
İnsanlık tarihi, biraz da insanların inanışlarının
tarihidir. Bu fikirden yola çıkan bir buluşma, kendisine
zemin olarak Hatay’dan daha şık bir yer bulamazdı
herhalde. Daha yolun başında söyleyelim; Hatay dünyanın
en eski kentlerinden biri ve bu parlak tarihin
kanıtlarını birer iz değil, yaşayan mekanlar olarak
bünyesinde taşımaya devam ediyor. Peki, Hatay’ın haklı
ününe şahitlik etmek için nelere gitmek gerekir?

 Tarihi
doku
Hatay, Müslümanlığın Anadolu’ya yayılmaya başladığı yer
olarak kabul ediliyor. Nitekim Habib-i Neccar,
Anadolu’da inşa edilen ilk cami. M.S. 636 yılında, Hz.
Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde bin Cerrah tarafından
yapılmış. Hatay’ın çokkültürlülüğüne dair
sürprizlerinden biri burada. Camiye adını veren Habib-i
Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanlardan biri.
Kuran’da da Yasin suresinde bir şehit olarak adı
anılıyor. Camide Habib-i Neccar ile birlikte İsa
tarafından Antakya’ya gönderilen Yuhanna, Pavlos ve
Şemun Safa’nın mezarları da caminin içinde yer alıyor.
Habib Neccar Dağı’nın yakınlarında, Antakya-Reyhanlı
yolu üzerinde ise St. Pierre Kilisesi yer alıyor. Bir
mağaraya yapılan eklemelerle yapılan kiliseye adını
veren St. Pierre, Aziz Petros adıyla da bilinen havari.
Hıristiyan cemaati, “Hıristiyan” adını, burada yapılan
ilk toplantıdan almış. İlk Hıristiyan kilisesi olan
yapı, M.S. 4 ve 5. yüzyıllara ait mozaik kalıntılar
taşıyor. 12 ve 13. yüzyıllarda Haçlı Seferleri sırasında
gotik bir yapıya büründürülen kilisede muhtemel bir
saldırı esnasında cemaatin kaçmasına yardımcı olması
amacıylaa yapılan bir tünel sistemi de var.
Hürriyet Caddesi’ndeki Ortodoks, Kurtuluş Caddesi’ndeki
Katolik kiliseleri kentin mutlaka görülmesi gereken
yapılarından. Hatay merkezindeki havranın 1700’lü
yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Ancak havrada
bulunan, ceylan derisi üzerine işlenmiş Tevrat’ın en az
500 yıl öncesine ait olduğu belirtiliyor. M.Ö. 6.
yüzyılda yapılan St. Simeon Stilit Manastırı,
Antakya’daki tüm yapılar gibi, bir efsaneyle anılıyor.
Manastırın isim babası St. Simeon Stilit’in 45 yıl
boyunca korunaklı bir bölümü de bulunan bir sütunun
üzerinde yaşadığı rivayet ediliyor. Ayrıca, Ulu Cami,
Barleam Manastırı, Darbısak Kalesi ve Bayezid Bestami
Makamı, Şeyh Ahmet Kuseyri Camii ve Türbesi, kent ve
çevresindeki önemli dini yapılar. Hızır Türbesi’nde ise
Hz. Musa ile Hızır Aleyhisselam’ın bir araya geldiğine
inanılıyor. Kentin bir başka zenginliği ise Hatay
Arkeoloji Müzesi. Müze, mozaik koleksiyonu açısından
dünyada ikinci, para koleksiyonu ile de üçüncü sırada
yer alıyor. Harbiye, Antakya, Atçana, Çevlik, ve
İskenderun’da yapılan kazılarda bulunan çeşitli süs
eşyaları, heykeller, mezarlar burada sergileniyor.
Hatay mutfağı
Hatay, tarihi ile olduğu gibi, yemekleri ile de ün
sahibi. Kentin köklü geçmişi, çeşitli kültürlerin
birbirleriyle kaynaşması, ortaya son derece zengin bir
mutfak çıkarmış.
Kağıt kebabı, oruk, dövme (aşşur), semirsek, tepsi
kebabı, humus, zahter salatası, künefe, peynirli irmik
helvası, kabak tatlısı, cevizli biber, küflü çökelek
salatası, turplu tarator, humus, patlıcanlı yoğurtlama,
sarmaiçi, yumurta öccesi Hatay adıyla özdeşleşmiş
yemeklerden bazıları. Bu güzel yemeklerin bir kısmı
Hatay’dan tüm Türkiye’ye yayılırken, bazılarını denemek
için dahi Hatay’a gitmek şart. Ancak belirtmekte yarar
var, künefe, kağıt kebabı, humus, kabak tatlısı gibi tüm
ülkeye mal olmuş tatlı ve yemeklerin lezzeti de Hatay’da
bambaşka. Harbiye beldesi, su kıyısındaki doğayla iç
içe, geniş kapasiteli restoranlarıyla, bu lezzetleri
denemek için en uygun yerlerden biri. Küçük bir uyarı:
Rejim dönemlerinde Hatay’da bulunmamak, yararlı
olacaktır. Hatay’ın renkliliği, adeta sokaklara taşıyor.
Çok dinli ve çok mezhepli bir nüfus yapısı var Hatay’ın.
Ayrıca, yılın her döneminde çok farklı ülkelerden
ziyaretçilerin akınına uğruyor. Asi Nehri’nin ve diğer
akarsuların beslediği bereketli topraklar, Antakya ve
çevresini yeşilden yeşile boyuyor. El sanatları
açısından da geleneksel bir dokuya sahip Hatay. Sadece
bakırcıları izlemek dahi insanın ruhunu dinlendiriyor.
Son bir tavsiye; defne sabunu, doğal ipek, biber
salçası, nar ekşisi Hatay’ın çarşılarında karşınıza
çıkacak. İpek işlerinden gözünüzü alamayacaksınız.
|