|

Salondan
içeri girdiğimde fark etmemiştim; boyu daha o kadar kısa
ki… Yanındaki babası sanırım, ara sıra bu salonda
görüyorum, tahminimce beden eğitimi öğretmeni.
Istakasının altını yere sürte sürte yürüyor; toplara
dikkatle bakıyor. Masaya eğildi şimdi; duruşu oldukça
düzgün. Istakayı da doğru tutuyor. Yaşı 10 ya var, ya
yok. Vuruşunu yaptı, morali bozuldu; “Bu klepsleri niye
yapamıyorum ya?” diyor… Dedim ya, daha küçücük, ama oyun
oynar gibi değil, ciddi bir iş yapar gibi yatıyor
masaya. İnanın, bana kalırsa birçok yetişkinden de iyi.
Bir bilardo salonunda sıra beklerken izlediğim afacan,
aklımı karıştırdı. Birçoğumuzun bilardoyla ilişkisi bu
kadar bilinçli bir biçimde başlamamıştı. Atışların
isimlerini biliyor; bir profesyonel gibi şimdiden
oyununu ilerletmeyi düşünüyor, boyu izin verse doğru
duruş, vuruş ve tutuş tekniklerine de sahip olacak.
Amatör-profesyonel, her oyuncunun başka bir macerası var
bu güzel oyunla. İlk acemilikler, masadan yükselen kötü
vuruş sesleri, arkadaşlarla yapılan keyfine doyum olmaz
maçlar, iddialı maçlar, sonra daha ileri gidenler için
turnuvalar, hakemli-izleyicili karşılaşmalar…
Tuhaf bir cazibesi var bu oyunun; çocuk da olsanız,
yıllardır oynuyor da olsanız, gündüz bilardoyu biraz
fazla kaçırmışsanız yatağınıza uzandığınızda aklınızda
kurduğunuz hayali masada toplar yuvarlanmaya başlar. Her
zaman keşfedilecek yeni bir vuruş vardır. Her oyuncunun
unutamadığı galibiyetleri vardır; unutamadığı
malubiyetleri de. Fen bilgisi öğretmeni, “Aynı
ağırlıktaki iki toptan hareketli olan, durmakta olana
tam ortasından çarptığında, hareketli olan top durur,
duran top onun sahip olduğu hızla hareket etmeye başlar”
derken aslında sınıfın bilardocularını deşifre etmek
istemektedir: Bir anda itirazlar yükselir. Burada
bilardo toplarının mekaniği, dolayısıyla vuruş tekniği
devreye girer: Birincisi, topun tam ortası yoktur, top
yuvarlaktır! Bir top diğerine “aynı çizgisel doğrultuda”
çarptığında, birinci top durabilir, ileri doğru
gidebilir, geriye gelebilir, ya da masanın üzerinde
garip kavisler çizmeye başlayabilir; bütün bunlar topa
vuranın elindedir. Duvarda duran posterdeki şişman
adamın adının Ceulemans olduğunu etrafınızdakiler
bilmiyordur. Oysa ki, Blomdahl ile yaptığı maçın videosu
evinizdedir. Ceulemans da mı kim? Anlamalıydım, siz
Amerikancısınız. Yıllar içersinde sizin masalarınız da
nasıl gelişti değil mi? Eskiden kanallı masalar vardı,
giren her top masanın altında patırdıya patırdıya
yuvarlanır, açılış tarafındaki haznede toplanırdı.
Bazen deliğe düşen bir smoke günlerce kanalda kalırdı.
Kimisi mavi, kimisi yeşil çuhaların. Gözü en az yoran
renkler bunlar çünkü; tıpkı ormanlarla okyanuslar gibi.
Dikkatli olun, incelikli bir oyundur bilardo, bu yüzden
yeşil çuhalarda yeşil, mavi çuhalarda mavi smoke
kullanmak yeğdir. Böylelikle ıstakanın ucundan düşen
tozlar, o güzel manzarayı bozmaz ya da en azından iyi
salonlar (kir göstermesin diye) böylesini tercih eder.

Tahta toplardan bugüne
Bilardo, özellikle yetişkinler arasında ülkemizin en
yaygın sporlarından biri. Buna rağmen, kurumsallaşma
açısından vardığı nokta pek de iç açıcı değil. Oldukça
aktif bir federasyonumuz var. Her yıl dünya
şampiyonalarında yarışan sporculara sahibiz.
Ülkemizde önemli turnuvalar düzenleniyor. Ancak tüm bu
gelişmeler bir avuç insanın olağanüstü çabası ve
inanılmaz yetenekli sporcularımızın bilardoya duyduğu
sevgi sonucu yaşandı. Öncelikli olarak bu güzel oyunun
daha fazla tanınmasına ihtiyacımız var.
Bilardo, aslında ıstakayla, topla oynanan bir dizi
oyunun ortak adı. Kökleri, tahta masaların üzerinde
oynanan 16. yüzyıl oyunlarına kadar gidiyor. Daha sonra
tekniğin gelişmesiyle bilardonun araçları ve kuralları
da gelişmiş. Özellikle 19. yüzyılın sonunda fiziğin ve
pozitivizmin ilerlemesi sonucu, bilardonun da giderek
daha renkli bir hal aldığını söyleyebiliriz.

Amerikan
Dünyanın pek çok ülkesinde, sekiz top oldukça yaygın.
Bizde “Amerikan” adıyla biliniyor. Kendi içlerinde
türleri var. Bizde en yaygın “Amerikan” türü olan sekiz
top, kendinize ait 7 topun ardından “siyah sekiz” isimli
bilardo masası vezirinin doğru deliğe yollanması ile
sonuçlanıyor. Yani aslında 7 adet kendi topunuz, 7 rakip
top, 1 siyah ve bir beyaz top ile oynanıyor. Ayrıca
topların baklava biçiminde dizildiği dokuz top gibi
türler de var.
Üç top
Bilardonun en kompleks hali “3 bant” olsa gerek. Çok
ciddi bir antrenman ritmi, teknik bilgi ve öngörünün
yanı sıra diğer tüm türlerde olduğu gibi güçlü bir sinir
sistemi talep ediyor. Deliksiz masada 1 rakip top, 1
kendinize ait top ve bir “hedef” kırmızı topla
oynanıyor. Kuralları son derece basit. Oyuncular sırayla
oynuyor. Vuruş yapan oyuncunun topu, üçüncü topa (rakip
top ya da hedef top) çarpmadan önce masanın en az üç
kenarına yani bandına çarpmak zorunda.
Deliksiz masada oynanan oyunların genel adı olan
“karambol” ülkemizde genellikle, bant zorunluluğu
olmayan 3 top oyunu için kullanılan isim. Ve tabii bir
de dört top var, usta oyuncuların asla oynamadığı.
Ancak, haksızlık etmeyelim, belirli salonlarda çok iyi
dört top oyuncuları ile karşılaşmak mümkün.
Snooker
Bilardonun son yıllardaki en popüler türü snooker.
Britanya adası merkezli oyun, yine delikli ancak
standart Amerikan masasından daha büyük bir masada
oynanıyor. Oyuncular, karşılığında farklı puanlar
aldıkları renkli topları dekliklere yollamadan önce, 15
kırmızı toptan birini deliğe atmak zorunda. Küçük bir
futbol sahası görünümündeki masada (183 cm x 366 cm)
hücum vuruşları gibi kaliteli savunma vuruşları da büyük
alkış alıyor.
|
SNOOKER
Snooker, altı delikli masada 15 kırmızı, 6
renkli ve 1 beyaz topla oynanıyor. Renkli
topların puanları şöyle: Sarı: 2, yeşil: 3,
kahverengi 4, mavi: 6, pembe 6, siyah 7. Kırmızı
toplar ise 1 puan değerinde. Oyuncular kırmızı
toplardan birini attıktan sonra bir tane renkli
top atma hakkını kazanıyor. Bu süreçte atılan
renkli toplar çıkarılarak başlangıç noktalarına
konuyor. Resmi karşılaşmalarda karışıklık
durumunda (başlangıç noktasının başka bir top
tarafından işgali gibi) hakem karar veriyor.
Kırmızı toplar bittiğinde oyunun ikinci aşaması
başlıyor. Bu aşamada renkli toplar küçükten
büyüğe sırayla atılmak zorunda. Tüm kırmızı ve
renkli toplar atıldığında daha çok puanı alan
oyuncu kazanıyor. Toplar bitmeden de toplam
sayının yarısını geçen oyuncu galip sayılıyor.
Özellikle İngiltere, İrlanda, Kanada,
Avustralya. Hindistan ve Güney Afrika gibi
İngilizce konuşulan ülkelerde yaygın. Ayrıca son
yıllarda Çin ve Hong Konglu sporcuların
başarıları dikkat çekiyor. |
Malzemeler
Ve, gelelim bilardonun malzemelerine.
Masaların tamamının zemininde iki parça
mermer var. Sürtünmenin etkilerini azaltmak
amacıyla masalar, doğru sıcaklıklarda
ısıtılıyor. Bantlar, kauçuktan yapılıyor.
Sadece bant üretimi yapan sayısız firma var.
Masa, çuha denen kumaşla kaplı. Bu kumaşın
kalitesi en az masanın dengesi kadar önemli.
Genellikle yüzde 90 yün, yüzde 10 naylon
oranlı kumaşlar kullanılıyor. Böylelikle
istenmeyen kaymaların oluşmaması sağlanıyor.
Istakalar dayanıklılıkları, esneklikleri,
refleksleri göz önünde tutularak üretiliyor.
Bir dönem çok kırmalı, yani çok parçalı
ıstakalar oldukça popülerdi. Özellikle
Amerikan bilardosu sporcuları farklı
şekillerde ağırlıklandırılabilen ıstakalar
kullanırdı. Ancak ustalar, tek kırmalı (iki
parça) ıstakaların tek seçenek olduğu
konusunda hemfikir. Üç bant ıstakaları
genellikle akça ağaçtan, diğer türlerinkiler
ise üvez ağacından üretiliyor. Istaka uçları
deriden. Smoke ise, tebeşir adıyla da
anılıyor. Bilardo ile sıkı bir ilişkisi
olmayanların en merak ettikleri konulardan
biri de topların malzemesi. Dilerseniz
yazımızı bu deyatla bitirelim. Bilardo
tarihinde ahşaptan toplar dahi var. Ancak
bugünkü oyunların topları önceleri
fildişinden yapılırdı. Fakat, fildişi
kısıtlı bir kaynak olmanın yanı sıra
böylesine centilmen bir oyuna yakışmayan bir
malzemeydi. Sayısız icada imza atan John
Wesley Hyatt, bilardo topları için
alternatif malzeme ararken, daha basit
yollardan selüloz kullanma yolunu buldu ve
toplar, tabiri caizse, kağıttan üretildi. Bu
malzemenin yeteri kadar dengeli olmaması
nedeniyle bakalit gibi sentetik malzemeler
devreye girdi. Bugün bütün toplar fenollü
sentetik reçineden üretiliyor. Yani
bilardonun fillere bir zarar vermediğinden
emin olabilirsiniz…
NOT:
Sözlüklerde ve TDK’nın Yazım ve Dilbilgisi
Kılavuzu’nda “isteka” adıyla anılan sözcük,
yazı boyunca yaygın biçimiyle, “ıstaka”
şeklinde kullanılmıştır. Anlayışınıza ve dil
özelliklerimizden biri olan “galat-ı
meşru”ya, yani sık yapılan yanlışların doğru
kabul edilmesine sığınıyoruz. |