Bizde sohbetler çayla başlar, dostluklar çayla pekişir.
Çay milli içeceğimiz desek kuşkusuz yerinde bir ifade
olmaz ancak beş bin yıllık geçmişiyle kültürümüzün,
hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğu doğrudur.
Dünya kültüründe değişik anlamlar ve lezzetler olarak
yer edinebilmiş bir bitki çay. İngilizlerin meşhur beş
çayı demli içilirken, Çinliler için çay koku, tat ve
dostluğu ifade ediyor; yeşil çay mucizevi
özelliklerinden dolayı sağlıklı yaşamın ayrılmaz parçası
olarak kabul edilmiş. Japonlar için ise çay adeta bir
tür ibadet.
Çin’de çay
Çayın öyküsüne başlamak için en doğru yer Uzakdoğu olsa
gerek. Çin’de çayın demlenmesi ve sunulması kurallara
bağlı bir ritüel. Çay üstadı adı verilen, çay konusunda
tecrübeli kişiler etrafında toplanılıyor. Çay üstadı bir
kaptaki yeşil çayın üzerine taze kaynatılmış su döküyor.
Çayın demlenmesi bir iki dakikayı geçmiyor. Demlenmiş
çay kulbu olmayan küçük porselen fincanlarda servis
yapılıyor. İlk demi alınan çaya Çinliler “iyi koku çayı”
ismini veriyorlar. Bu çay içildikten sonra demlikte
ıslak kalan çayın üzerine yeniden sıcak su dökülüyor.
Çinlilere göre çayı demlemede kullanılan suyun taze
olması, uzun süre kaynatılmaması gerekiyor. İkinci defa
kulpsuz fincanlara dökülen çay misafirlere ikram
ediliyor. Buna da “iyi tat çayı” deniyor. Çay
yapraklarındaki maddeler demleme sırasında aynı anda
suya geçmediği için her demlenme aşamasında çay değişik
aromalar ve lezzetler taşıyor. Örneğin çay yapraklarında
bulunan ve uyarıcı etkisi olan kafein en son demlemede
suya geçiyor. Üçünü ve son kez demliğe eklenen suyla son
kez alınan çaya ise “uzun dostluk çayı” adı veriliyor.
İsimlerden de anlaşılacağı üzere Çin çay ritüelinde
koku, tat ve dostluk ön planda tutuluyor.

Japonya’da çay
Japonya’da çay adeta bir ibadet şekli gibi algılanıyor.
Geleneksel Japon evlerinin ortasında bulunan bahçede,
küçük bir çay evi bulunuyor. Çin’de olduğu gibi burada
da bir çay üstadı ritüelin merkezinde yer alıyor. Çay
seromonisi için hazırlıklarını bitiren üstat,
misafirlerini davet için beş kere gonga vuruyor. Gongun
sesini duyan misafirler çay evine geliyorlar. Çay evine
giriş kapısı oldukça alçak, içeri girenler eğilmek
zorunda kalıyor. Çay evine girildiğinde bütün unvanlar,
sosyal statüler kapının dışında kalıyor. Çay evinin
içinde Japon kültürüne uyum içerisinde çok basit birkaç
aksesuar bulunuyor: Bambudan yapılmış bir çırpma teli,
yine bambudan kaşık ve çayın içinde saklandığı bir kese.
Japonların bu seremonide kullandığı çay, pudra şekeri
kıvamında yeşil bir toz. Toz halindeki çay, çay üstadı
tarafından bambu kaşıkla alınarak karıştırılacağı kaba
konuyor. Üzerine sıcak su konup bambudan yapılan ve
tıraş fırçasını andıran bir çırpıcı ile köpürtülüyor.
Ardından tek bir kadehe koyulan çay ikram ediliyor. Aynı
bardaktan herkes küçük bir yudum alıyor ve dudağının
değdiği yeri kırmızı kadife ile silerek yanındakine
veriyor. Elden ele geçen kaseden çay içilirken genelde
pek konuşulmuyor. Çay içme ritüeli çay üstadının ayağa
kalkarak kapıyı açaması ve misafirlerin çay evinden
çıkması ile sona eriyor. Japon çay seremonisinde amaç
çay içmek için değil, toplumsal beraberlik ortamı
sağlamak (Meraklısına küçük bir not, İstanbul,
Beyoğlu’ndaki Cafe Bunka gibi Japon restoranlarında
geleneksel Japon çayı bulmak mümkün ancak kuşkusuz,
bardağınızı başkalarıyla paylaşmak zorunda değilsiniz).
İngiltere’de çay
İngilizler beş çayıyla ilk defa 1840 yılında Bedford
Düşesi ile tanışmış. “Asillerin” katı protokol kuraları
ile belirlenmiş yaşantılarında beş çayı, nispeten rahat
bir ortam sağlarmış. Yakın bir geçmişe değin, çay içilen
bir yere saat beşte gittiğinizde servislerin toplandığı
ve herkesin kalktığı söylenir. Anlatılan o ki garsonlar
da servis yapamayacaklarını kibar bir dille
iletirlermiş. Haksız da sayılmazlar, saat üç buçukta
oturduğunuzda, çayınız dörtte gelir. Dört buçukta da
seromoni biter. İngiliz beş çayı, iyi bir ön hazırlık,
planlama gerektirir. Çünkü çay servis edilirken sohbetin
bölünmemesi ve çayın ön plana çıkmaması gerekir.
İçilecek çayın seçimi ev sahibine aittir ve onun
beğenisini, zarafetinin göstergesidir. Çayın yanında
ikram edilen yiyeceklerin elle yenebilecek büyüklükte
olması kural gereğidir. Serviste çatal verilmez, sadece
koyu kıvamlı kremayı sürebilmeniz için küçük bir bıçak
olabilir. Kremanın yanında bir iki çeşit reçelle “scone”
isimli küçük çörekler olur ve bu çörekler de geleneksel
olarak elle yenilmelidir. İngiliz çay seremonisi mutlaka
şık bir servis atmosferinde olmalıdır.


İki
buçuk yaprak
Şimdi de çay bitkisinin, Anadolu’da kullanılan adıyla
çay otunun öyküsüne bir bakalım. Yeryüzünün en çok
tüketilen içeceklerinden olan çay, çaygiller
familyasından “Camellia sinensis”in dal ucundaki
yapraklarından elde ediliyor. Her mevsim yeşil bir bitki
olan çayın ideal toplama şekli, elle hasat. Dalın en
ucundaki iki yaprak ve filizin toplanmasına “iki buçuk
yaprak” deniyor. (Filiz “buçuk” olarak kabul ediliyor).

Dünya standardı da işte bu iki buçuk yapraktan elde
edilen çay. Ticari değeri olan üç ana çeşidi var çay
bitkisinin: Çin, Assam ve Kampuçya çayı. Üç ana çeşitten
bir çok melez tür oluşmuş. Çay, bahçelerden toplandıktan
sonra işlenme şekline göre de “mayalanmış” yani kara
çay, “mayalanmamış” ve yeşil rengini koruyan yeşil çay
ve “yarı mayalanmış” olmak üzere üç biçimde
çeşitlendiriliyor. Dalından koparılan çayın hemen
işlenmesi gerekiyor. Zaman yitirildikçe çayın kalitesi
düşüyor. Havayla temas eden çay, fermantasyona başlıyor.
Fabrikaya gelen çay önce kuru hava ile neminden
arındırılıyor. Daha sonra fermantasyon başlıyor. Çay
tipleri fermantasyon sırasında ortaya çıkıyor. Eğer
bizim bildiğimiz ve beğendiğimiz gibi siyah çay
isteniyorsa fermantasyon sonuna kadar devam ettiriliyor.
Fermantasyon yarım bırakılırsa ülkemizde pek bilinmeyen
“Oolog tipi” yeşil ile siyah arası bir çay elde
ediliyor. Daha çok Çin’de sevilen, dünya da en az
tüketilen çay tipi bu. Yeşil çay ise fermantasyonun
buhar ve nem verilerek durdurulması sonucu elde
ediliyor.
Ve ince belli…
Uzakdoğu’nun binlerce yıldır bildiği ve kullandığı çayı
Avrupa ilk kez 1500’lü yılların sonunda doğru Venedikli
bir yazarın seyahatnamesinde duyuyor. Lezzetini ise ilk
kez 1636 yılında Fransa’da tadıyor. Fransa’yı iki yıl
sonra Rusya takip ediyor. İngilizler ünlü beş çayı için
1650 yılına kadar beklemek zorunda kalıyor. Daha sonra
her ülke kendisine göre bir çay pişirme ve içme yöntemi
geliştiriyor. Çay içme denince akla başka bir yazı
konusu, çay bardakları geliyor. Yerimiz, çay
bardaklarına yetmeyecek gibi ama belirtmeden de
geçemeyceğiz, keyif açısından bizim ince bellilerin
benzeri yok gibi görünüyor.
 |