SİTE İÇİ ARAMA

 

Önce yandı... Sonra yıkıldı...
Neredeyse unutuldu. Ama neşesinden hiçbir şey kaybetmedi
Çiçek Pasajı. Ve bugün yine o eski neşesi fakat yeni çehresiyle
hizmetinizde. Çok emek harcandı, Beyoğlu
en güzel parçalarından birini kaybetmesin diye.
 

Hiçbir yapı, zamana karşı koyamaz. Ama ona meydan okuyabilir. Bugün dünyanın yedi harikası olarak bilinen yapılardan sadece ikisi ayaktadır. Bu binaların zamanın yıpratıcılığına görkemleriyle karşı çıktıklarını söyleyebiliriz. Kimileri ise uçsuz bucaksız görünen zamanın etkilerine güçleriyle direnir. Stonehenge bunlardan biridir. Ancak bir yapının sonu yıkıldığında, yandığında değil, kullanım değerini yitirdiğinde ve unutulduğunda gelir aslında.
İstanbul gibi köklü bir kentin sokaklarında dolaştığınızda, daha ayaktayken ölmüş birçok bina ile birlikte, yaşını başını almış, ancak halen yaşamaya devam eden yapılar da çıkar karşınıza. Sosyal hayatın değişimine öyle güzel uyum sağlamışlardır ki onlar, aslında yaşlarını hiç göstermediklerini belirtmek gerekir.
İşte böylesi binalardan biri Çiçek Pasajı. O da güzelliğin sırrını zamana ayak uydurmakta bulanlardan. Geçmişin şen kahkahaları hala duvarlarında çınlıyor. Ancak modern yaşamla da uyum içersinde...
Binanın gençlik yılları, Tanzimat dönemine, Abdülhamit ve Abdülaziz hükümdarlıklarına denk geliyor. O dönemde bugünkü yapının bulunduğu yerdeki Naum Tiyatrosu, saray tarafından şehre davet edilen İtalyan bestecilerin de etkisiyle, birçok Avrupa operasına evsahipliği etmiş. Ama sonra, 1870’te, Beyoğlu’nun çehresini bütünüyle değiştiren o büyük yangın...
Bugün kapısında “Cite de Pera” yazan bina da, yangının ardından, Beyoğlu’nun yeniden yapılandırılması sırasında inşa edilmiş. Sahibi, saraya dahi borç vermeleriyle ünlenen Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi, mimarı ise Cleanthy Zanno. Çarşı ve apartman olarak tasarlanmış. Moda rüzgarının Paris’ten estiği yıllar, o nedenle mimari de bu rüzgardan etkilenmiş. Pasaja mal sahibinin adı verilmiş. Binaya ise Cite de Pera denmiş. İstanbullular bu yeni ve farklı binayı sıcak karşılamışlar. Pastane, fırın, mücellithane, terzihane, kürkçü, meyhane, tütüncü; bilumum esnaf binayı doldurmuş.

Çiçekçiler geldi, çiçekçiler gitti...
Gelelim Çiçek Pasajı adına. 1908’de binayı satın alan Said Paşa, yapıya kendi adını vermiş. Ardından mütareke yılları. 1917 Ekim devriminin ardından Rusya’daki yeni yönetimden kaçan Rus baronesler, düşesler, pasajda çiçek satmaya başlamışlar. Bina bir süre çiçek mezat yeri olarak kullanılmış ve halk arasında Çiçekçiler Pasajı diye anılmaya başlanmış. Bir görüşe göre, İstanbul’u işgal eden İngiliz ve Fransız askerlerinden buraya sığınıyormuş kadınlar. Bugünkü meyhanelerin açılışı, 40’lı yıllara denk geliyor. İçkili yerler daha çok kar getirdiğinden diğer dükkanlarla birlikte çiçekçiler de bir bir kapanmaya başlamış. Ancak Çiçek Pasajı adı baki kalmış. İkinci kat ise o yıllarda pansiyon olarak hizmet veriyormuş.

Kapıdaki saat...
1978 yılıydı. 10 Mayıs’ı 11 Mayıs’a bağlayan geceydi. Pasajın İstiklal girişindeki şık saat 04:00’ı gösteriyordu. Hatırlayanlar vardır, binanın yorgun çatısı çöktü ve 10 yıl kadar virane bir vaziyette kaldı. Ardından Çiçek Pasajı’nı Yaşatma ve Güzelleştirme Derneği’nin de katkılarıyla restore edildi. Kısa sürede pek çok farklı kesimden insanın ilgisini çekmeye başladı. Diğer yerlerden farklı olarak öğle saati müdavimleri oluştu Çiçek Pasajı’nın. İstiklal Caddesi’ne bakan kapıda acelesi olanlara hizmet veren tek tekçi, bir fenomene dönüştü. Daha uzun sohbetleri paylaşmak isteyenlere çalgıcılar eşlik ediyordu. Bina bir kez daha yaşlılık sinyalleri vermeye başlamıştı ki, ülkemizin büyük alkollü içecek üreticilerinden biri taşın altına elini koyarak pasaja sponsor oldu. Ve güzel heykelli, çiçek bezeli pasaj geçmiş günlerin nezaketini bugünün hizmet kalitesiyle birleştiren bir mekana dönüştü. Beyoğlu mekanları arasındaki biricik konumunu da yeniden kazanmaya aday görünüyor.

Entelektüel Cavit,
Madam Anahit...

Bu şahsına münhasır bina, şahsına münhasır karakterler de barındırdı içinde. “Cavit içmez içirir” sözüyle nam yapan, “entelektüel Cavit” diye anılan mekan sahibi Cavit Güneş mesela... Pasajda açılan ilk meyhanede, “Sevinç”te çalışmaya 1943’te başlamış. 30 yıl sonra da “Huzur” adıyla kendi mekanını açmış. Gazetecilerin, üniversite hocalarının, okumuş yazmışların masalarından mezeler toplayarak kendisini geliştirmiş Cavit Bey. “Huzur”da bütün erkekler “ekselans”, bütün kadınlar “first lady.” Bir de Madam Anahit vardı tabii. Pasajdan tanımasanız, yıllar önce televizyonlarda dönen bir banka reklamından hatırlarsınız onu. Akordeonuyla kırılgan melodiler çalan güler yüzlü Madam Anahit, ara sıra Nevizade’ye uğrasa da daha çok Çiçek Pasajı’yla özdeşleşmişti. 2003 yılında aramızdan ayrılan, pasajın komşusu Üç Horan Kilisesi’nin Rahibi Sahak Maşalyan’ın “Ölümü Ermeni cemaati ve Beyoğlu için kayıp, cennet için kazanç oldu” sözleriyle uğurlanan Madam’ın hatırasına orada sanki pasajın bugünkü müzisyenleri. Keşke mezar taşına da İlhan Berk’in “Madam Anahit akordeonu, Balıkpazarı’nı, dört kocasını, dört kedisini sevdi” dizelerini yazsalardı.
Söz müzikten açılmışken, pasajda kimilerinin sevdiği, kimilerine de fazla gürültülü gelen kakofoniden eser yok artık. Müzisyenler, dışarıdaki masalarda çalmıyor. Ayrıca, klarnet gibi yüksek sesli çalgılar da fasıllarda yer almıyor.
Ve son söz. “Hey Gidi İstanbul” kitabında “bir akademik konuşma ve nezih espri yapma podyumu” diye tanımladığı pasaj ile ilgili olarak şöyle yazıyor İslam Çupi: “Orada rakı içmek, Pera okulu inceliği ve zarafetinden geçmiş olmanın zahmetli diplomasını gerektirirdi.”


Çiçek Pasajı yeni çehresiyle yeniden Beyoğlu’nun popüler mekanlarından biri haline geliyor. Yeni dekorasyon pasajın dillere sestan canlılığını yansıtmaya devam ediyor.
 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR