Ana Sayfa | Site Haritası  

   

Ekonomi ve politika açısından son derece renkli bir yılı geride bıraktık.
2005, şimdiden Türkiye için pek çok yeniliğin yaşandığı bir yıl olarak
anılmaya aday. Dergimizin bu ilk 2006 sayısında geçtiğimiz yılı bazı temel alan ve sektörlere bakarak değerlendirmek ve bu değerlendirmelerin
arasında, içinde bulunduğumuz yıla dair ipuçları aramak istedik.
 

YTL
2005 yılı, Türkiye’nin yeni bir para birimine geçişi ile başlamıştı. 31 Aralık 2004 gecesi bankalarımız büyük bir esneklik göstererek, ATM’lerinden YTL vermeye başladı. Gerçi yılın hemen başında para birimi geçişi ile ilgili kimi güçlükler yaşandı ancak sonuçta bunların tümü geride kaldı ve daha az sıfırlı, imajı daha güçlü bir para birimine kavuştuk. 2006 yılı için yapılan yılbaşı alışverişlerine damgasını vuran, yine para birimi oldu. Pek çok işletmeci, artık eski banknotları kabul etmiyordu... Para biriminin macerası, takas sorunlarıyla da devam edecek gibi görünüyor. Ancak bu ikincil konuyu bir kenara bırakıp paranın geçtiğimiz yıl nasıl hareket ettiğine ve önünüzdeki dönem için neler beklenebileceğine baktığımızda karşımıza daha iç açıcı bir tablo çıkıyor.

BÜYÜME VE ENFLASYON
2005 ile ilgili en çarpıcı ekonomik göstergelerden biri, büyüme oranı. Türkiye, 1950-1953 döneminden beri ilk kez dört kez üst üste yılda yüzde 5’lik büyüme oranın üzerine çıktı. 2006’da da hedeflenen yüzde 5’lik büyümenin gerçekleşmesi durumunda yarım asır önceki rekor da kırılmış olacak. Devlet Planlama Teşkilatı’nın açıkladığı rakamlara göre, 2005 yılı GSYH ve kişi başına düşen gelir açılarından da ilerlemelerin kaydedildiği bir yıl oldu. GSYH 2005 yılında 359,1 milyar dolar olarak açıklanırken, bu rakamın 2006’da 382 milyar dolara çıkması hedefleniyor. Kişi başına düşen yıllık gelirin ise 2006’da 4982 dolardan 5235 dolara çıkması hedefleniyor.
Bir başka iyimser gösterge ise enflasyon oranlarına baktığımızda karşımıza çıkıyor. TÜFE enflasyonu 2005’te yüzde 8 civarında gerçekleşirken, 2006 hedefi olarak yüzde 5’lik bir oran gösterildi. Uluslararası kuruluşlar yüzde 5’i “fazla iyimser” bulsalar da bu rakama yakın tahminlerde bulunuyorlar.
Gerek 2005 rakamlarına gerekse 2006 tahminlerine baktığımızda, işsizlik oranı ve istihdam konularında parlak bir tabloya sahip değiliz. Ancak faiz oranlarının giderek düşmesinin de etkisiyle reel sektörde meydana gelecek güçlü bir hareketlilik bu durumu da tersine çevirebilir.
2005 yılında ihracattaki büyüme oranı artış göstermedi ancak yüzde 10’luk artış oranı korundu. Bu da hızlı büyüme tahminlerini destekleyen bir etken olarak görülüyor.
Bu yöndeki bir başka gösterge ise 2005’te gözlenen yabancı sermaye girişindeki artış. 2006 yılında da bu artışın sürmesi bekleniyor.

 

MÜZAKERE SÜRECİNİN ETKİLERİ
2005’in son döneminde, 3 Ekim’de başlayan Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakere süreci, 2006 yılını hareketli kılacak en önemli faktörlerden biri. AB Komisyonu tarafından yayınlanan Katılım Ortaklığı belgesinin politika ile ilgili maddelerinde Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini karşıladığı belirtiliyor. Ancak AB kurumları 2005 yılında, özellikle de yılın son döneminde reformların yavaşladığına dikkat çekiyorlar. Ekonomiye dair ifadelere bakıldığında ise “reform ve istikrar programına uyulduğu sürece Türkiye ekonomisinin işleyen bir pazar ekonomisi olarak değerlendirildiği” görülüyor.
Avrupa Birliği ile müzakerelerin fiilen başlayabilmesi için öncelikle “tarama” olarak adlandırılan sürecin tamamlanması ya da yeteri kadar ilerlemesi gerekiyor. Türkiye’nin mevzuatının AB mevzuat ile ne derece uyum gösterdiğinin incelendiği bu sürecin 2006 yılı içinde tamamlanması bekleniyor.
Bunu takip edecek aşama ise müzakere pozisyonlarının hazırlanması, yani Türkiye’nin mevzuatının uyumlu hale getirilmesi, uygulamaların gerçekleştirilmesi ve söz konusu uygulamalar için gereken kurumların oluşturulması. Bu süreç, AB ile sıkı bir işbirliği içinde yaşanacak ve müktesebatın her başlığı ayrı ayrı alanlar olarak ele alınacak. Öte yandan, yılın ilk aylarında tüm süreçlere paralel olarak, “basit” denebilecek bir düzlemde müzakereler de başlayacak. Müzakereler konusundaki en önemli sıkıntımız, müzakere kadrosu. Örneğin, hukuk müzakereleri için ileri derecede İngilizce bilen 500 kadar iyi hukukçuya ihtiyacımız var. Fakat bu sorunlara rağmen, müzakere sürecinde iyi bir başlangıç yapmak zorundayız.


 
 

TEKSTİL
Ülkemizin lokomotif sektörlerinden tekstil, Çin gibi Uzakdoğu rekabet faktörlerinden giderek daha fazla etkileniyor. 2005 yılında kotaların kalkması bu alandaki rekabeti daha da şiddetlendirmişti. Tekstilcilerimiz, bu rekabette kalite kavramını ön planda tutarak var olma çabasında. Ancak böyle bir rekabet ortamında firmaların başka sektörlerden de güç alması verimli bir seçenek olarak görülüyor. Bazı büyük tekstil firmalarımız, mağazalaşma ve markalaşma yatırımlarına ağırlık verirken, azımsanamayacak sayıda firmanın da pazar payı genişleyen inşaat sektörüne yatırım yaptığı gözleniyor. İnşaat sektöründeki atak çimento, yapı malzemesi gibi yan sektörlere de canlılık getirdi ve bu canlılığın 2006’da daha da artacağı belirtiliyor.
Tekstil sektörünü bekleyen bir başka gelişme ise müzakere süreciyle yabancı kuruluşların ortaklık taleplerinin artması. Ayrıca ABD ve AB merkezli uluslararası anlaşmalar nedeniyle Çin’in rekabet gücünün görece de olsa 2006’da zayıflayacağı ifade ediliyor.

 

EMLAK
2005 gözde konularından biri, mortgage sistemiydi. Konu ile ilgili yasa henüz tamamlanmamış olsa da bankacılık sektörü emlak piyasasındaki talep artışında zamanında refleks gösterdi ve kullanılan konut kredilerinin toplam miktarı kısa sürede 11 milyar YTL’yi geçti. Uzmanlar, kredi alımında faiz oranı ile birlikte diğer faktörlerin de dikkatle incelenmesinin tüketicinin yararına olacağını belirtiyorlar.
 

OTOMOTİV
Türkiye’nin gelişen sektörlerinin başında kuşkusuz otomotiv geliyor. Otomotivdeki 1 milyon araç hedefine giderek daha fazla yaklaşılıyor. Üretilen araç sayısı artıyor, ancak 2005 yılında ülke içi satışların bu artışa ayak uyduramadığı görülüyor. AB faktörünün bu alandaki yatırımları da olumlu etkileyeceği, özellikle yan sanayinin önemli bir gelişime açık olduğu, öngörüler arasında.
Nitekim AB üyeliği sürecinin en önemli ekonomik katkısının KOBİ’ler üzerinde izlenebileceği belirtiliyor. KOBİ’lere yönelik düzenleme ve destekler 2006 yılında da sürecek. AB projelerinden KOBİ’lere kaynak aktarılması konusunda çalışmalar sürüyor. 2007 ile birlikte uygulamaya girecek olan Basel III Kriterleri ile KOBİ’lere rating notları verilecek ve bu notlar kredi kullanımında etkili olacak.
Tüm bunlara ek olarak, 2006 yılından başlayarak AB sürecinin etkilerinin tarım, hayvancılık, turizm, hizmet, perakende gibi sektörlerde artık daha somut olarak görüleceği belirtiliyor. Ancak tüm sektörlerde, istikrarın yakalanması ve verimliliğin artması için AB süreçleri kadar firmalarımızın göstereceği performansın da etkili olacağı, yadsınamayacak bir gerçek.
 

 












 
 


Kültür ve Sanat Yayınıdır. Tüm Hakları Saklıdır.
Güvenlik Politikası