SİTE İÇİ ARAMA

 

Bir radyo, bin radyo

Tek tek toplandılar. Onarılabilenler onarıldı. Temizlendiler, cilalandılar. Radyolar, pikaplar, projeksiyon cihazları, bant çalarlarlar, mikrofonlar... 1970 yılına kadar üretilen birçok iletişim cihazı, Kültür Üniversitesi’nde sergilenmeye hazır, her kuşaktan ziyaretçilerini bekliyor.

Yakında Kodak Filmcilik’ten bir zarf alırsanız şaşırmayın. 70’li yıllarda, sinema filmlerinin banyoları yurtdışında yapılırdı. Firmaya yollanan filmler, Kodak’ın sarı zarflarının içinde banyo edilmiş olarak geri gönderilirdi. Doç. Dr. Bülent Küçükerdoğan, artık neredeyse antika kabul edilebilecek bu zarflardan bir miktar temin etmiş. Zarfların tıpkıbasımlarını, Kültür Üniversitesi bünyesinde kuruluş hazırlıkları tamamlanmak üzere olan iletişim tarihi müzesinin açılış davetiyelerini postalamak için kullanacak.
Aslında her şey eşinin anneannesinden aldığı 1948 model bir radyoyla başlamış. Alıp okula getirmiş radyoyu. Ama bilirsiniz, eski eşyalar tek başlarına yaşayamazlar, kendilerini unutulmuş, bir kenara atılmış gibi hissederler. Birer birer birikmeye başlamış radyolar. Küçükerdoğan da toplanmakta olan malzemeye bakarak, iletişim tarihini ele alan bir müze oluşturulabileceğini düşünmeye başlamış. Okul yönetimi de projeye sıcak bakınca, bugünkü birikim ortaya çıkmış.


Eski radyoları her yerde görmek mümkündür. Bazen bir restoranda dekorasyon unsuru olarak çıkar karşınıza, bazen bir akraba ziyaretinde bir konsolun üzerinde görürsünüz. Eskiciler sokaklarını şöyle bir gezseniz, birçoğuyla karşılaşabilirsiniz. Ancak açılacak müzedeki cihazların tamamı bağış yoluyla toplanmış. Radyodan mikrofona, slayt makinesinden projektöre, kıyıda köşede kalmış cihazınız varsa müzeye bağışlayabilirsiniz. Böylelikle hem artık bir kullanım değeri kalmayan cihazınızı o nihai sondan kurtarmış hem de Ataköy’deki kampüste oluşan küçük bir canlı tarih ortamına katkı sağlamış olursunuz.
Kurgu cihazları, farklı tip ve modellerde fotoğraf makineleri, polaroid makineler... Birçok iletişim cihazı yer alacak müzede. Tek kural, 1970’ten öncesine ait olmaları gibi görünüyor. Bülent Küçükerdoğan, ellerindeki cihazlar arasında koleksiyoncuların iştahını kabartacak parçalar da olduğunu söylüyor. Cihazların bir kısmı çalışır vaziyette, kimileri maalesef arızalı. Okulun hocalarından Öğretim Görevlisi Turhan Yavuz, cihazların bakımı ve tamiriyle bizzat ilgileniyor. Buradaki namına bakılırsa tamir edemeyeceği cihaz yok gibi görünüyor.
Müzenin oluşması için büyük bir kişisel çaba harcayan Bülent Küçükerdoğan biriken malzemenin iletişim öğrencilerinin eğitimi açısından da önemine dikkat çekiyor. “Dijital çağı yaşıyoruz. 1980 sonrası doğumlu gençlere eğitim veriyoruz. Onlara çağımızın iletişim alanındaki gelişmeleri canlı olarak göstermek bizim görevimiz. Onlar radyo cızırtısının, kanal aramanın tadına varmadılar çünkü” diyor. Öğrenciler, okula gelen malzemelerin Küçükerdoğan tarafından nasıl karşılandığını çok iyi hatırlıyorlar: “Aman aslanım dikkat et. Bunlar kırılacak şeyler. Hani insanın kalbi kırıldığında yerine başka bir şey nasıl konulamazsa, bunlardan birinin kırılması da aynı öyledir. Yani yerine bir daha koyamazsın, onaramazsın.”
Bülent Küçükerdoğan’ın radyo ile ilişkisi müze fikrinin çok öncesine dayanıyor. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeyken bir radyo kurmuşlar. Programları öğrencilerle birlikte yapıyorlarmış. Ancak Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin radyosu kapatılınca, aynı şeyin başlarına gelmemesi için radyoyu kendileri kapamış. Gölcük’te askerlik yaparken de Poyraz FM’de görev almış. Poyraz FM, depremde yıkılan donanma binasının içinde yer alan, o acı deprem günlerinde çadırdan yayın yapmaya devam eden askeri bir radyo. Yani, müzenin arkasında pratik bir radyoculuk deneyimi de var.
Yazımızın başında sarı zarflardan söz etmiştik ama bize kalırsa siz müzeyi görmek için zarf beklemeyin. Açılış haberi yakında basında yer alacaktır. Biz gördüğümüz cihazlar karşısında heyecan duyduk. Sizlerin de paylaşacağından eminiz.


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR