Ölçülemeyen, değerlendirilemeyen gelişme, güvenilir bir
gelişme değildir. Özdeğerlendirme,kurumsal öğrenme,
stratejik planlama gibi kavramlarla kurum yönetimlerinibilimsel bir çizgiye davet eden toplam
kalite yönetimini konunun uzmanlarıyla konuştuk.
Kalite,
yaşamın her alanında karşımıza çıkan bir kavram. Farklı
alanlardaki kalitenin toplamı, bir kente, bir ülkeye
yaşam kalitesinin artması olarak yansıyor. Günümüz
dünyasında üretim hızı, üretim sayısı ile birlikte ürün
kalitesi de ekonomiye damgasını vuran kavramlar
arasında. Kalite kavramı, sadece reel ekonomide değil,
insanların etkileşim haline girdikleri her alanda
kendisini hissetiriyor.
Dergimizin bu sayısında kalite kavramını, çağımızın
yönetim stratejisi toplam kalite yönetimini, ulusal ve
uluslararası kalite ödüllerini konunun Türkiye’deki
neferliğini üstlenmiş KalDer’den dostlarımızla ve KalDer
ödüllerini alarak artık faaliyetlerini birer kalite
gönüllüsü olarak sürdüren kurumlarımızın temsilcileriyle
konuştuk. Conrad Otel’de düzenlediğimiz yuvarlak masa
toplantısında KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Hasan
Subaşı, kalite kavramından ve kalite ödüllerinin gelişim
sürecinden söz etti. KalDer Yönetim Kurulu Üyesi ve
Kalite Ödülü Yürütme Kurulu (KÖYK) Başkanı Prof. Dr. Ali
Rıza Kaylan, kalite süreçlerinin en önemlilerinden
birini, öğrenme kavramını ele aldı. Ödül süreçlerinin
önemini ve firmalara sağladığı avantajları Ulusal Kalite
Ödül Sekreteri Dr. Aydın Kosova’dan dinledik. Büyük Ödül
alan kuruluşlarımızdan Emar A.Ş.’nin Genel Müdürü
Neslihan Yeşilyurt, Assan Alüminyum’un Kaynak Planlama
Müdürü Selami Güven Antal, Özen Mensucat’ın Genel Müdürü
Ahmet Temiroğlu firmalarının tecrübelerini aktardı.
Denetlenebilen
bir değer:
Kalite Hasan Subaşı
KalDer Yönetim Kurulu Başkanı
Kalite, bir ürün veya hizmetten beklentilerin
karşılanmasıdır. Kalite aslında hareketli bir hedeftir.
Bugün siz bir otomobilin saatte 100 km hızla gitmesini
istiyorsanız, gelecek yıl 200 gitmesini
isteyebilirsiniz. Kalite kişiden kişiye, kültürden
kültüre de değişiklik gösteren bir kavramdır. Toplam
kalite yönetimi de öncelikle bir “check-up” yani
özdeğerlendirme, bir kan tahlilidir. Önce kolesterol,
tansiyon, kilo gibi değerleriniz ortaya çıkar. Bunun
yanında dünyada bu değerlerin ne olması gerektiği
konusunda bilgiler alırsınız. Rakamlar gösteriyorsa,
benim kolesterolümü düşürmem lazım dersiniz. Güçlü
olduğunuz yerleri, dünya standardına yakın olduğunuz,
onun gerisinde kaldığınız yönleri tespit eder, bu
tespitten sonra yaptığınız değişikliklerin nasıl
sonuçlar verdiğini de görürsünüz.
İkinci Dünya Savaşı’ndan kötü bir yenilgiyle çıkan
Japonya tekrar rekabet gücü kazanabilmek için kendisine
araç olarak kaliteyi seçmişti. ABD’de görüşleri çok
fazla rağbet görmemiş uzmanları ülkelerine davet ettiler
ve onların tavsiyelerini hemen hemen harfiyen
uyguladılar. Eskiden Japon malı dendiğinde ucuz, çürük,
çabuk bozulan, taklit gibi sıfatlar akla gelirdi. 80’li
yıllara doğru ise Japonya teknolojiyle, yaratıcılıkla,
buluşlarla, kaliteyle anılmaya başladı. Bu, bütün
dünyanın ilgisini çekti. Amerikalılar en büyük şoku
otomotiv sektörünün Japon rekabeti karşısında sarsılmaya
başlamasıyla yaşadılar. 80’li yıllarda ABD’li
yöneticiler Japonya’ya gidip araştırmalara başladılar ve
Japonların yaptığı yeni bir şeyin olmadığını gördüler.
Toplam kalite yönetimi başta olmak üzere, ABD’liler
tarafından bulunan sistemleri disiplinli bir şekilde
uyguluyorlardı. Buradan hareket eden ABD’li yöneticiler,
toplam kalite yönetimi gibi sistemleri teşvik etmeye
başladılar. Şirketlerin toplam kalite yönetimini
uygulamalarını özendirmek için Malcolm Baldrige Kalite
Ödülü’nü kurdular. Malcolm Baldrige, o zamanki Ticaret
Bakanı’nın adı. Bu ödülü hala ABD Başkanı veriyor.
Avrupa da birçok zaman olduğu gibi ABD’nin on yıl
gerisinden gelerek EFQM (Europen Foundation of Quality
Management) mükemmellik ödülünü vermeye başladı. Bir yıl
sonra da KalDer tarafından Ulusal Kalite Ödülleri
verilmeye başlandı.
Türkiye’de toplam kalite yönetimi, Turgut Özal’ın
liberal ekonomiyi başlattığı yıllara ve onu takip eden
döneme denk geliyor. 1996’da gümrük birliği ile örneğin
yaklaşık % 45 oranında korunan dayanıklı tüketim
mallarının üzerindeki koruma kalktı. Firmalar, rekabeti
nasıl sürdüreceklerinin arayışı içine girdiler. İşte o
dönemde Arçelik, Beko, Ardem, Türk Elektrik Endüstrisi
gibi kuruluşlar toplam kalite yönetimini uygulamaya
başladılar. Önce Türkiye’de, sonra Avrupa’da ödüller
aldılar. Başlangıçta ödüller bir amaç, bir yarış olarak
değerlendirilse de daha sonra bu uygulamaların
şirketlerin verimliliğine de önemli katkılar sağladığı
görüldü. Bu uygulamaları önemsemeyen büyük şirketler ise
teker teker yabancı şirketlere satıldı. Türkiye bugün
Avrupa’da ödül alan ülkeler arasında İngiltere’nin
ardından ikinci sırada. Üstelik İngiltere’nin kamu
şirketleri birçok ödül alıyor. Bizde henüz Avrupa’da
ödül almış kamu şirketi yok.
Büyük ölçekli özel şirketlerle başlayan KalDer’in
ödülleri, KOBİ’lere, kamuya daha sonra sivil toplum
kuruluşlarına açılarak Avrupa’da ve hatta ABD’de olmayan
bir ödül yelpazesine ulaşıldı. KalDer’in Bursa,
Eskişehir, Ankara ve İzmir’de şubeleri var. Amacımız,
dünya rekabet sıralamasında Türkiye’nin daha üst
sıralara girmesine katkı sağlamak.
Her
yolculuk
bir adımla
başlar
Prof. Dr. Ali Rıza Kaylan
Kalite Ödülü Yürütme Kurulu Başkanı
Toplam kalite yönetimi, bir yönetim paradigması, bir
felsefe. Yaşam kalitesinin artması, biraz daha somuta
inersek kurumların sürdürülebilirlikleri ve rekabet
güçlerinin artışı için gerekli. İlkelerine ve özüne
baktığınızda toplam kalite yönetimine inanmamak, gönül
vermemek mümkün değil. Zaman zaman “Toplam kalite
yönetimi ölecek mi?” gibi tartışmalar gündeme geliyor.
Belki çehresi değişebilir ama müşteri odaklılık, sürekli
öğrenme gibi evrensel kavramları hiçbir zaman ölmeyecek.
Ben toplam kaliteden, farklı bir kavramla söz etmek
istiyorum: Öğrenme. Bireysel öğrenmenin yanı sıra,
kurumsal öğrenme de yeni bir kavram değil. Ayrıca toplam
kalite yönetimi konusunda ABD ve Japonya ilişkisine
baktığımızda ulusal öğrenme kavramı da çıkıyor
karşımıza. 1960’larda Japonya ulusal öğrenme sorununu
bir seferberlikle çözdü. Onların da ABD’lilerden
öğrendiğini görüyoruz. Uluslararası bir etkileşim söz
konusu.
Türkiye ödül yelpazesi açısından oldukça geniş. Örneğin
Avrupa’da Sivil Toplum Kuruluşları diye ayrı bir
kategori yok. Kamu sektörü ayrıştırılmamış. Biz
Amerika’da da önemli olan kamu sektörünü üç alt
kategoriye ayırdık. Burada Avrupa’da da Büyük Ödül alan
Kocaeli Sanayi Odası gibi bir kuruluşumuz var. Toplam 8
alt kategorili bir ödül yelpazemiz var. Bunun yanı sıra
2007 yılında Mükemmellikte Süreklilik Ödülü de vermeyi
planlıyoruz. Buradaki amacımız, bir üst lig yaratarak
kalitenin istikrarını da teşvik etmek.
Dünya Rekabet Forumu’nun yayınladığı değerlendirmede,
makro ekonomik göstergeler açısından 117 ülke arasında
116. sıradayız. Evet, Türkiye gelişiyor ama diğer
ülkeler ondan daha hızlı gelişiyorsa, orada bir sorun
var demektir.
KalDer’in ödüllerin yanı sıra, Ulusal Kalite Hareketi
ismini verdiği çok önemli bir yayılım alanı var. Bu
hareket ile ilgili olarak “seferberlik” sözcüğünü
kullanabiliriz. 1998 yılında başlayan bu sürece, ilk 4
yılda 155 kuruluş başvurdu. Bugün sayı 240’a ulaştı.
Ödül süreci, Ulusal Kalite Hareketi, yerel kalite ödülü
süreçleri, bunların hepsi birbirleriyle ilişkili. KalDer,
Ulusal Kalite Hareketi’ne giderek daha fazla enerji
harcıyor. KalDer’in bu süreçte öncelikle rehberlik rolü
var. Standart bir eğitim paketi değil, kurumun
ihtiyaçlarına yönelik bir öğrenme ortamı hazırlanıyor.
Eğitimini tamamlayan kuruluşlara özdeğerlendirme
konusunda da rehberlik hizmeti veriyoruz. Daha sonra da
kurum bu modeli benimsemiş, kültürüne yansıtmış olarak
kendi ayakları üzerinde devam ediyor.
Kuşkusuz toplam kalite yönetimi süreçleri belirli
zorluklar barındırıyor, ancak unutmamak gerek ki, her
yolculuk bir adımla başlar. Ödül sürecinde yer almanın
katma değeri bir gecelik bir katma değer değil. Ancak
uluslararası çalışmalar, bu yaklaşımın getirdiği parasal
katkıları da açıkça ortaya koyuyor.
Eğer bir kurum uzun vadede yaşamına devam etmek
istiyorsa, sürdürülebilir bir gelişim istiyorsa ve
topluma katkı sağlamak istiyorsa, toplam kalite yönetimi
kendisine yapılan yatırımı fazlasıyla geri ödeyen bir
yaklaşım.
Kalitenin somut getirileri
Dr. Aydın Kosova
Ulusal Kalite Ödülü Sekreteri
Kuruluşların toplam kalite yönetimine gereken ilgiyi
göstermeleri için, öncelikle bu yaklaşımın somut
yararlarını görmeleri gerekiyor. Georgia Teknoloji
Üniversitesi’nden Dr. Vinod Singhal ve Batı Ontario
Üniversitesi’nden Dr. Kevin Hendrics’in 2000 yılında
Kalite Ödülü kazanmış kuruluşlar üzerinde yaptıkları
araştırma, bu açıdan çarpıcı veriler içeriyor. Ödül
kazanmış 600 şirket ile 5 yıl boyunca sürdürülen
araştırma, söz konusu kuruluşların hisse değeri, işletme
gelirleri, satış karlılığı, istihdam ve aktiflerin
büyümesi açısından önemli iyileştirmeler yaşadığını
ortaya koyuyor. Araştırmanın bir çarpıcı yanı ise, ödüle
başvurmayan kuruluşlardan oluşan bir kontrol grubunun da
karşılaştırma yapmak amacıyla kullanılması. Ödül kazanan
kuruluşların rakiplerine göre avantajları, araştırma
sonuçlarında açıkça görülüyor. 2005 yılında yine Vinod
Singhal’un da dahil olduğu bir akademik grup tarafından
EFQM adına Avrupa’da yürütülen araştırma da benzer
sonuçlar içeriyor. Tüm veriler, toplam kalite yönetimi
yaklaşımının firmalara nasıl ne gibi katma değerler
sağladığını gösteriyor.
KalDer de içinde bulunduğumuz coğrafya nedeniyle de
Avrupa’daki mükemmelik modelini benimsedi. Ulusal alanın
yanı sıra uluslararası alanda da gerçektende iyi
örneklerimiz var. Bizde 93-95 arasında ödül alan
kuruluşlara baktığımızda, bunların genellikle yabancı
kuruluşlar ya da yabancı ortaklığı olan kuruluşlar
olduğunu görüyoruz; Amerikan şirketleri, Japon
şirketleri... Çünkü yabancı şirketler buraya yatırım
yaparken kendi sistemiyle geliyorlar. Ama bugün
geldiğimiz noktada gerçekten de farklı büyüklüklerde
kuruluşlarımız ödül başvurusunda bulunuyor, finale
kalıyor ve ödül alıyor. Başvuruda bulunan
kuruluşlarımızın hazırlıklı bir biçimde geldiğini
görüyoruz. İvme çok hızlı olmasa da genişlemeyi
gözlemleyebiliyoruz. Avrupa’da elde edilen başarı da
oldukça önemli. 2005 yılına kadar Avrupa’ya yapılan 18
başvurunun 17’si finalistlik, 15’i başarı ödülü, 5’i de
Büyük Ödül ile sonuçlanmış. Bu, oldukça anlamlı bir
performans seviyesi. Ancak burada ağırlıklı olarak iş
dünyasından, reel sektörden söz ediyoruz. Kamu
kuruluşları ve STK’lardan uluslararası boyutta
kendilerini kanıtlayabilecekleri iyi uygulama
örneklerinin çıkartılması gerekiyor. Uluslararası
düzlemde değerlendirdiğimizde, artık sadece
kuruluşlarımızın rekabet avantajını değil, ülkenin
imajını da göz önünde tutmak zorundayız.
Sıçramalı bir
ilerleme
Neslihan Yeşilyurt
Emar A. Ş. Genel Müdürü
Emar şirketi, Erginkan topluluğunun ürettiği ürünlerin
satış sonrası hizmetini veren bağımsız bir şirket olarak
faaliyet gösteriyor. Türkiye’de satış sonrası hizmet
alanında ayrı bir kuruluş hüviyetiyle çalışan iki
kuruluştan birisiyiz. Ulusal Kalite Ödülü’nü 96, 97
yıllarında stratejik planlama döneminin hedefi olarak
belirlemiştik. Mükemmellik modeli kapsamında
faaliyetlerimizi gözden geçirdik. Özdeğerlendirme
yaptık. 1999 yılında kendimizi değerlendirmek, modelin
neresinde olduğumuzu görmek, bağımsız bir gözle
değerlendirilmek amacıyla KalDer’in hazırlık sürecine
başvurduk. Ödüle başvururken veya bu sisteme girerken
“Biz ödül alacağız” düşüncesinde değildik. Sistemin
kendisi bizim için önemliydi. Bize eksiklerinizi
mükemmel bir şekilde gösteren şablon, dolayısıyla bir
matematiksel formül sunuyordu. Değerlendirme
sistemindeki radar çok önemliydi. Böyle bir sistemde
hiçbir nokta gözden kaçmıyor.
İlk yıl istediğimiz sonucu alamadık. Çok heyecanlı bir
biçimde fakat acemice çalışmıştık. KalDer’den aldığımız
geri besleme raporu bize çok iyi biçimde yön gösterdi ve
ertesi yıl heyecanla “Yeniden deneyelim” dedik. 2001
yılında Büyük Ödül’e layık görüldük. 2004 yılında da
Avrupa Kalite Başarı Ödülü’nü aldık.
Edindiğimiz tecrübelerden yola çıkarak modeli tanımak
isteyen firmalara şunları iletmek isterim: Bu bir
mükemmellik modeli. İyileştirmeye açık alanlarınızı,
kuvvetli yönlerinizi gösteriyor, gelişmelerinizi
sistematik olarak takip etmenizi sağlıyor. Toplam
kalitenin temel kavramlarının bir kuruluşa yerleşmesi
sonucunda sıçramalı bir ilerleme sağlanıyor. Müşteri
odaklılık ön planda, çünkü günümüzde müşteriye yönelik
olmayan hiçbir faaliyetin anlamlı olmadığını biliyoruz.
Model bunu o kadar çok önemsemiş ki bu konuya iki katı
puan veriyor.
Model statik bir yapıya sahip değil, günün şartlarına
bağlı olarak sürekli yenileniyor.
Ödül süreciyle birlikte şirketimde büyük değişimler
gözlemledim. Örneğin çalışanların özgüvenlerinde müthiş
bir artış oldu. Olaylara yukarıdan bakma alışkanlıkları
gelişti. Biz, 19 şirketi olan bir kuruluşun firmasıyız.
Bu şirketler arasında, çok daha farklı projelere imza
atan bir kuruluş olduğunu fark ettim. Müşteri
memnuniyeti konusunda ölçülebilir ve sıçramalı bir
ilerleme kaydettik.
Katıldığımız kalite panellerinde bize ödüle başvurmanın
pahalı olup olmadığı soruluyor. Bana göre bu yanlış bir
yaklaşım. Pek çok kuruluşun zaten modele yakın bir
yapılanması var. Geçmişten taşıdığınız birtakım
artılarınız oluyor. Özdeğerlendirme giderleri, eğitim
gibi birtakım temel harcamalarınız var ancak bunlar cüzi
miktarlar. Zaman zaman danışman desteklerine de ihtiyaç
duyuluyor ancak danışmandan kasıt, işin başına geçerek
her aşamayı organize edecek kişi değil, eğim verecek
kişi olmalı. Sistemi bütünüyle kendiniz yaratıyorsunuz.
Mevcut sistemleri iyileştirerek maliyeti düşürmeniz
gerekiyor.
Değerlendiricilik kuşkusuz önemli. Son olarak liderlik
konusuna da özel vurgu yapmak istiyorum. Ulu önder
Atatürk’ün bize gösterdiği liderlik örneklerinde hep
şunu gördük: Stratejiyi lider tayin ediyor.
Alüminyum
kuruluşunda
Bir düğün
Hazırlığı
Selami Güven Antal
Assan Alüminyum
Kalite Yönetim Sistemleri Yöneticisi
Assan Alüminyum, Kibar Holding bünyesinde yer alan, 578
çalışanı bulunan bir kuruluş. Kalite serüvenimiz, kalite
güvence sistemi kurma çalışmalarıyla başladı.
Sektörümüzde bir ilk olan, ISO 9002 kalite güvence
sistemi kurma çalışmaları ve 1994 yılında
belgelendirilmesi sürecinde, kuruluşumuzun
faaliyetlerine ilişkin prosedürleri oluşturduk. Assan
Alüminyum, KalDer’in öncülüğünü yaptığı, Ulusal Kalite
Hareketi’ne ilk müracaat eden kurumlar arasında yer
aldı.
90’lı yıllar, Türkiye’de kalitenin gelişimi açısından
önemli yıllardı. O yıllarda kalite güvence sistemini
kurmuş çok sayıda örnek kuruluş yoktu. 1995’te
aradıklarımızı bulabildiğimiz bir model olan EFQM
Mükemmellik Modeli’yle tanıştık. EFQM Mükemmellik
Modeli, kuruluşlar tarafından bu amaçla çeşitli
şekillerde kullanılabilecek pratik bir araç. Kuruluşumuz
Büyük Ölçekli İşletmeler dalında 2003 Yılı Ulusal Kalite
Başarı Ödülü almaya hak kazandı.
Ödüle başvuru kararını vermeden önce, Yönetim Kurulu
Başkanımız Sayın Asım Kibar’ın başkanlığında yaptığımız
bir toplantıda, kalitenin bizim için ne demek olduğundan
başlayarak bir dizi değerlendirme yapıldı. Sayın Kibar,
kuruluşumuzun böyle bir yarışta yer almasının bir
ayrıcalık olduğunu, kuruluşumuzun uyguluma ve kalite
yönetimi anlayışıyla bu süreçte başarılı olacağına olan
inancını belirtti. Bu tarihi toplantıda, Ulusal Kalite
Ödülü’ne başvuruda bulunma kararı hep birlikte verildi.
Başvurumuzu bir proje gibi ele aldık. Bir ekip
oluşturduk. Teknolojik altyapıya sahip olan, tecrübeli,
ödül sürecinde deneyimli olan ve KalDer bünyesinde ödül
değerlendiriciliği yapan çalışanları bir araya getirdik.
Çalışma planımızı oluşturduk.
Başvuru hazırlığımız esnasında yöneticilerimizle birer
gazeteci gibi, görüşmeler yaparak, nasıl bir yönetime
sahip olduğumuzu ortaya koyduk. Amacımız, toplam kalite
yönetim biçimimizi, iş mükemmelliği anlayışımızı en iyi
şekilde üçüncü taraflara anlatabilmekti. Başvuru
raporumuzun içine koyduğumuz bilgilerin, açık, anlaşılır
olması, önem verdiğimiz bir konuydu.
Başvuru süreci her kuruluşun yaşaması gereken önemli ve
öğreticiliği oldukça fazla bir süreç. Yaşadığımız her
gelişmeyi, çalışanların katılımını, kararların nasıl
alındığını, vizyonumuzu nasıl belirlediğimizi, bizi
vizyona götürecek stratejilerimizi nasıl belirlediğimizi
ve bunların yıllar itibariyle nelerden oluştuğunu bu
süreçte bir kez daha konuşmaya ve anlatabilmek için
ilişkilerini kurmaya başladık.
Başvuru raporumuz üzerine okuma ve değerlendirme
seansları düzenledik. Bizim için prova niteliğinde
olacak dış değerlendirmelerin yapılmasını sağladık. Bol
bol fotoğraf çektik.
Ödül sürecinde, aileleri de bilgilendirmek için, her yıl
düzenli olarak yaptığımız, ailelerimizin de katıldığı,
büyük iletişim toplantısında kuruluşumuzun toplam kalite
yönetimi anlayışını, yaşamızda kalitenin önemini, ödüle
başvurudaki amacımızı ve nasıl bir süreç içinde
olduğumuzu çalışanlarımıza ve ailelerine anlattık. Genel
müdürümüz, bu toplantıda, bir düğün hazırlığı içinde
olduğumuzu, bu konuda aile üyelerinden gelecek desteğe
çok ihtiyacımız olduğunu belirtti. Hazırlığın, bir düğün
telaşı gibi olması gerektiğini belirterek çalışmamızın
daha anlamlı olmasını ve hepsinden destek sözü
alınmasını sağladı.
Sürekli
iyileştirme
ve değişim
Ahmet Temuroğlu
Özen Mensucat Genel Müdürü
Toplam kalite yönetiminin en belirleyici yönü, yönetim
konusuna bilimsel bir yaklaşım getirmesi. KalDer’in
belki de en önemli misyonu da bu yaklaşımın
geliştirilmesi.
Taha Holding, aralarında LC Waikiki gibi markaları
üreten şirketlerin de bulunduğu 23 şirketten oluşan bir
grup. Şirketleri bilimsel yönetmekle ilgili olarak çok
büyük bir yazılı birikim var dünyada. Ancak bu bilgiler
genellikle çok dağınık. Biz bu araçlardan toplam kalite
yönetimi ile 1994’te tanıştık ama nasıl uygulayacağımızı
bilmiyorduk. Burada da sivil toplum örgütlerinin önemi
ortaya çıkıyor. Böyle bir arayış içerisindeyken KalDer’i
tanıdık. KalDer 1999 yılında Ulusal Kalite Hareketi’ni
başlattı. Harekete ilk müracaat eden şirket olduk. Çünkü
sadece atadan kalma araçlara, zekamıza, önsezilerimize,
deneyimlerimize güvenen bir yönetim şekli sürdürmek
istemiyorduk. 5 kişilik bir kadro ile KalDer’den
eğitimlerimizi aldık. Aldığımız eğitimi şeflerimize,
müdürlerimize, işçilerimize de taşıdık, böylece çok
güzel süreç başladı. Stratejik planlama yapmayı
öğrendik.
“Toplam kalite yönetimi nedir?” diye sorulacak olsa
benim vereceğim yanıt, sürekli iyileştirme ve
değiştirmedir. Dünya bu kadar değişir ve gelişirken
süreçleriniz yerinde kalamaz. Buna ölçümlemeyi,
özdeğerlendirmeyi de eklediğinizde ortaya çok önemli
sonuçlar çıkıyor.
Lider olarak sizin vizyonunuz genişliyor. Doğru yerde
olmayı öğrenmiş oluyorsunuz. Toplam kalite yönetimi size
bulunduğunuz yerde kalmamayı aşılıyor. Diyelim ki biz
1000 puan üzerinden 600-650 arasında bir puanla ödül
aldık. Artık şunu soruyorsunuz: Geri kalan 350 puana ne
oldu? Eksiğimiz nerede?
Toplam kalite yönetiminin şirketimizde iki türlü sonucu
oldu. Bunlardan biri maddi sonuçlar. İkincisi ise
insanlar arasındaki etkileşim ve motivasyon. Bu,
fabrikamıza girdiğiniz anda göze çarpıyor. Herkes
müşteri odaklı olmayı öğrendi. Çalışanlarımızın sosyal
hayat içerisindeki kredileri arttı. Çalışan
sirkülasyonumuz artık neredeyse askere gidenlerle
kısıtlı. Bu da bize süreklilik kazandırdı. Bunlar
çalışanları mutlu ediyor ve onlara güven veriyor. Çünkü
insanlar maddi olanakların dışındaki faktörlerle de
mutlu olabiliyor.
Tekstil dendiğinde akla emek yoğun bir sektör gelir. Bu
nedenle tekstil sektöründe toplam kalite yönetiminin
önemi daha da büyüktür. Ancak bizde 1980 yılından sonra
hızlı bir gelişim gösteren bu sektör, altyapıdan yoksun
bir büyüme yaşadı. Çok karlı bir sektördü ve birçok
kuruluş başarılı olduğunu düşünüyordu. Evet, önemli
başarılar sağlandı ancak rekabet koşulları değiştiğinde
ciddi sıkıntılar baş gösterdi. Toplam kalite yönetimi,
hem stratejik planlama hem de gerçekçi bir başarı
değerlendirmesi getirerek bu tür zorlukların aşılmasına
katkı sağlıyor. KalDer’in bize verdiği Trakya bölgesi
kalite odağı sorumluluğumuzdan yola çıkarak özellikle
tekstil sektöründeki dostlarımıza bir kez daha toplam
kalite yönetimi ile tanışmalarını tavsiye ediyorum.
Çünkü ancak bilimsel yöntemler kullanarak kriz
dönemlerini birer felaket olmaktan çıkarıp bir fırsatlar
dönemine dönüştürebiliriz. Henüz tanışmamış olanlar
kuşkusuz ki geç kaldılar. Ancak zararın neresinden
dönersek dönelim, kardır.