SİTE İÇİ ARAMA

 


Bir kentin kalbi nerededir? Nereden başlanır bir kenti anlatmaya? Tarihinden mi? Ama ya o kentin tarihi sokaklara dökülmüşse... Yoksa kentin anılarından mı? Anıları binalarının duvarlarına sinmiş bir kentse anlatacağınız, bunu denemek bile boşunadır oysa. Doğal güzelliklerinden mi başlamalı? Hangi sözcük, hangi cümle bir kenti ikiye bölen nehrin pırıltısıyla yarışabilir? Eğlence yerleri, özel restoranlar, kafeler?.. Paris’se eğer sözünü ettiğiniz kent, sözcükler yine yetersiz kalmaz mı? Paris tarihi, kent planı, müzeleri, sanat ve moda dünyasındaki yerinin yanı sıra sosyal hayatıyla da dünyanın en dikkat çeken kentlerinden biri. İşte tüm bu nedenlerle olsa gerek, Paris’i anlatan 6600’ün üzerinde film çekildi bugüne kadar. Paris’in sinematografisi sadece Fransızları değil, birçok ülkeden büyük yönetmenleri cazibesiyle esir aldı.

Müziğin Paris’i
Polonyalı yönetmen Krzystof Keislovski, Fransız bayrağının üç renginden yola çıkarak adlandırdığı Üç Renk: Mavi, Kırmızı, Beyaz üçlemesinde yer verdiği ortak oyuncu ve sahnelerle bütün bir kıtaya yayılan ortak bir kültürden söz etmektedir adeta. Bugün Paris, pek çoklarına göre sadece Fransa’nın değil, tüm Avrupa’nın başkentidir. Keislovski de üçlemenin ilk filmi Mavi’de Avrupa Birliği marşının besteleneceği kent olarak Paris’i seçer. Bestecinin ölümüyle yarım kalan marşın tamamlanması bir aşkı beklemektedir...

Işığın Paris’i
Gökyüzünde patlayan havai fişekler... Fransız İhtilali’nin 200. yıl dönümü, 200. Bastille Günü... Lacivert-siyah bir nehir... Sokakta yaşayan Alex’in dümen tuttuğu tekne... Su kayağı yapan sevgilisi Michelle... Leos Carax’in unutulmaz filmi Les Amants du Pont Neuf (Köprü Üstü Aşıkları), evini terk eden ve gözleri artık neredeyse hiç görmeyen ressam Michelle (Juliet Binoche) ile Paris’in en eski köprüsü olarak bilinen Port Neuf’da (9. Köprü) yaşayan Alex’in (Denis Lavant) sıradışı aşk öyküsünü anlatır. Filmin ilham kaynaklarından biri aşksa, diğeri de kentin kendisidir. Michelle artık görmeyecektir. Artık resim yoktur, ışık da... Işığını yitirmeden önce görmek istediği tek bir şey vardır: Rembrandt’ın otoportresi. Işığın ressamı olarak bilinir Rembrandt ve belki de sırf bu yüzden Paris kenti, tüm dünyada Işığın Kenti adıyla anılır...


Eğlencenin Paris’i
Paris’in tarihi kaberesi... Eğlencenin, çatısında kırmızı bir değirmen bulunan merkezi... Moulin Rouge... Belki de binlerce kez anlatılan bir aşk öyküsü; zengin bir dük ile yoksul şairin aşkı arasında kalan dansçı... 21. yüzyılın ilk müzikallerinden olan Moulin Rouge filmi, özellikle müzikleri ve danslarıyla, sizi 20. yüzyılın farklı dönemleri arasında dolaştırır; sokaklar yine Paris’e aittir. Nicole Kidman ve Ewan McGregor’un başrollerini paylaştığı, Baz Luhrmann’ın yönettiği filmin ardından Moulin Rouge daha fazla sayıda izleyicinin uğrak yeri haline gelir.
Şölenin Paris’i
Müziğin, ışığın ve eğlencenin kenti Paris’in şölenini tarif etmek için büyük bir ustanın sözcüklerine sığınmaktan başka ne yapılabilir? 1. Dünya Savaşı’na asker olarak katılan Amerikalı yazar Ernest Hemingway, 2. Dünya Savaşı sonunda kentteki işgale son veren tanklarla bir kez daha gittiği Paris için şöyle diyor:
"Henüz genç bir adamken Paris’te yaşayacak kadar şanslıysanız, ömrünüzün geri kalanında neredeye giderseniz gidin, kent yanınızda olacaktır, çünkü Paris gezgin bir şölendir."
Paris’ten ayrılma vakti geldiğinde, iki seçenekten birini tercih etmek zorunda hissediyor insan; bir gezgin olarak Paris’te kalmak ya da gezginliğe son vererek Paris’te kalmak.



Fransa
hattında
düzenli
olarak
ihracat
ve ithalat
seferleri düzenlen-mektedir.

(212) 411 44 44
logilife@marslogistics.com

GÖRMEDEN DÖNMEYİN
Louvre Müzesi: 1200'lerde inşa edildi. 16. yüzyılın ortalarında restore edilerek Kraliyet Binası olarak hizmet vermeye başladı. 1793 yılında ise müzeye dönüştürüldü. 1980'lerde Mitterand'ın 'Büyük Projeler' kapsamındaki çalışmaları sırasında müzeye 21 metre yüksekliğinde bir cam piramit eklendi. Müzede sergilenen ünlü eserlerden ilk akla gelenler arasında Mona Lisa, Venus de Milo, Winged Victory sayılabilir.
Notre Dame Katedrali: Victor Hugo'nun ünlü kitabı Notre Dame'ın Kamburu'nda sözünü ettiği katedral 1163 yılında inşa edilmeye başlandı ve 1345 yılında tamamlandı. Paris'i bir de 6000 kişilik Notre Dame’ın kulelerinden izlemek gerekir.
Eiffel Kulesi: Kuşkusuz Paris’i ziyaret edip Eiffel Kulesi'ni görmeyen birine rastlamak zordur. Mimarı Gustave Eiffel'in adını alan kule, Fransız İhtilali'nin sembolü. 320 metre yüksekliğindeki kule 1930'da Chrysler binası inşa edilinceye dek dünyanın en yüksek binasıydı. Kule Paris manzaraları için iki anlam birden taşıyor: Kentin siluetinin en belirgin deseni Eiffel, aynı zamanda Paris’e en hakim noktalardan biri.
Musée d'Orsay: Müze 1900 yılında inşa edilmiş, şu andaki haline ise 1986 yılında kavuşmuş. 1848-1914 yılları arasında yaşayan impressyonist ve post-impresyonist sanatçıların eserlerine ev sahipliği eder. Ayrıca Auguste Rodin ve Camille Claudel gibi ünlü heykeltıraşların eserleri de sergilenir.
Champs-Elysées: Kentin özellikle kafeleriyle ünlü meydanı. Pek çok Champs-Elysées kafesinde, ünlü sanatçıların ve devlet adamlarının anılarına rastlamak mümkün.
Arc de Triomphe: Zafer Takı. Champs-Elysées’nin batı ucunda yer alan takın inşasına, Napoleon Bonaparte’ın 1806’daki Austerlitz zaferinden sonra karar verilmiş. 1836’da tamamlanan 50 metre yüksekliğindeki yapı, aynı zamanda savaşın ardından gelen barışı simgeliyor.
Cimetiére du Pére Lachaise : Dünyanın en çok ziyaret edilen mezarlığı. Moliére, Apollinaire, Oscar Wilde, Balzac, Marcel Proust ve Gertrude Stein gibi yazarların; David, Delacroix, Pissarro, Seurat ve Modigliani gibi aktristlerin; Sarah Bernhardt, Simone Signoret ve Yves Montand gibi aktörlerin, şarkıcı Edith Piaf'ın ve dansçı Isadora Duncan'ın mezarları buradadır. En sık ziyaret edilen mezar ise 'The Doors' gurubunun 1971 yılında Paris’te ölen solisti Jim Morrison'ın mezarıdır.
Ayrıca, muazzam Versailles Sarayı, Lüksemburg Bahçeleri, engizisyon döneminde giyotinlerin kurulduğu Concorde Meydanı, ressamların buluşma noktası Montmarte’teki Sacre Coeur Kilisesi, Rodin’in evi, Picasso Müzesi, geçmişteki müdavimleri nedeniyle her biri bir müze atmosferindeki Montparnasse kafeleri, gökdelenlerin yer aldığı La Defense, dans gösterileriyle ünlü Lido ve Euro Disney Paris’te mutlaka görülmesi gereken yerlerden...
 

Restoran ve eğlence yerleri


Jules Verne: Eiffel Kulesinin
tepesinde, muhteşem bir restoran.
Adres: Eiffel Kulesi, 2. Kat, 75007

Le Baron Rouge Bar: Kalabalık ve popüler bir mekan. Peynir ve de
şarabıyla ünlü.
Adres: 1 rue Theophile-Roussel ,12e.

Le Depanneur: Popüler, eğlenceli ve tüm gece açık bir bar. Place Blance ve Moulin Rouge ile aynı hatta.
Adres: 27 rue Fontaine, 9e.

Les Deux Magots: Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir kafe-bar.
Adres: 170 bd St-Germain, 6e

Les Bains: İçinde Türk Hamamı dahi yer alan ünlü eğlence mekanı.
Adres: 7 rue du Bourg-l'Abbe, 3e.

Café Mouffetard: Uygun fiyatlarda, geleneksel Fransız dekorasyonu ile iyi yemekler için ideal.
Adres: 116 rue Mouffetard, 5e.

Chartier: Geleneksel Fransız
yemeklerinin sunulduğu bir restoran.
Adres: 7 rue du Faubourg
Montmartre

Goldenburg's: Paris’in en iyi
restoranlarından. Çok geniş bir
menüye sahip.
Adres: 7 rue des Rosiers, 4e

 


KÜLTÜR VE SANAT YAYINIDIR