Ana Sayfa | Site Haritası  


İnternet Sayısı:
Aralık 2008


   
 

RÖPORTAJ
 
 Yazı: Seren Pak İlgili Resimler

Aslında görüntüsünü bilmezden önce sesini çok iyi biliyorduk. Sesiyle ve fiziğiyle oynadığı her rolü, tabiri caizse, “uçuran” usta aktör Zafer Ergin, unutulmaz dizi Charlie’nin Melekleri'nde Charlie’ye sesiyle hayat vermişti. Evlerimize ilk olarak sesiyle giren sanatçı, yıllar geçtikçe sahnede devleşti, oynadığı dizilerle adeta efsaneleşti. Zafer Ergin ile dublaj yaptığı ilk günden, bugüne uzanan dizi serüvenini konuştuk…
 

Seslendirme ve tiyatro ile başlayan kariyeriniz, dizi ve sinema oyunculuğu ile devam etti. Sonuç olarak, hem sesinizle hem görüntünüzle uzun yıllardır televizyon dünyasının içindesiniz. Bu yolculuk nasıl başladı?
Bizim televizyon ile tanışmamız Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalışırken oyuncu arkadaşların kendi alanlarını ilgilendiren, gerek oyunculuk gerek dublaj çalışmalarında bulunmalarıyla başladı. Ama dublaj Ankara’da o zamanlar bizim pek bilmediğimiz, garip bir şeydi. Televizyon yayını ile bunu öğrenmek istedik. Allah rahmet eylesin Bilim diye bir arkadaşımız vardı, İngiltere’de dublaj yönetmenliği konusunda çalışmıştı. O gelince, arkadaşlarla ilk dublajımızı yapmak üzere bir odada toplandık. İlk dublajını yaptığımız dizi de “Shirley’s World” idi. Biz bu ilk film için 15 gün prova yaptık, antreman yaptık adeta. Hiç bilmediğimiz bir şeydi dublaj, hatta arkadaşımız dublajın ilk nasıl yapılacağını bize anlattığında, ben böyle bir şey yapamam demiştim! Fakat sonradan arkadaşlarla o kadar başarılı seslendirmelere imza attık ki, tutulmayan dizileri dahi seslendirme sonucunda tutulur hale getirdik. Bu işi epey iyi öğrendik.
“Ankara’dan İstanbul’a…”
Sonra İstanbul’dan istekler ve dilekler oldu, özellikle reklam dublajı gibi konularda. İstanbul’a gelmek zaten bir tiyatro oyuncusu olarak isteğimdi. Çünkü oyunculuğun aslı tiyatrodur. Tiyatro oyuncusu olarak, televizyon gibi etkili bir araçta tiyatro dünyasına da hizmet vermek istiyordum. Tiyatro oyunlarının televizyona aktarılması dünyanın her yerinde var. Biz ufak çapta Ankara’da yapmıştık bunu. Özellikle gençler sınav yarışması sırasında edebiyattan uzak kalıyorlar. Tiyatro oyunlarının gösterildiği bir program olsa televizyonda, herhalde geniş kitlelere ulaşır. İşte, İstanbul’ a dublaj kanalıyla geldim. Gerek devlet tiyatrosunda gerek çok yoğun dublajda ve sonra da gelişen, değişen ve özelleşen televizyonlarda oynamaya başladım. İlk oynadığım dizilerden biri de Yaprak Dökümü’dür. 1987 yılında Ayhan Önal ile beraber, 4 bölüm halinde çektik

Rol aldığınız diziler hep uzun soluklu. Oynayacağınız dizileri seçerken ne gibi kriterleriniz var? Bu dizi kesinlikle tutar” diyor musunuz?
Bir işe başlarken bunu gerçekten bilmiyorum, bilemem. Ama ben sadece dizilerde değil, yaptığım tüm işlerde oldukça seçiciyim. Kurallarım, kuramlarım ve ilkelerim var. Onlardan da çok memnunum ve mutluyum. İlkelerimden ödün vermem. Mesela ben dizilerden birini prensiplerimin dışına çıktığı için bıraktım.

“Kurtlar Vadisi ilkelerime ters düştü”
Kurtlar Vadisi’nden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Bu diziye böyle başlamadık ama gittikçe bambaşka bir kimliğe büründü ve büründüğü bu yeni kimlikle ben uyuşmadım. İstemediğim bir olayın içinde kalamazdım. Gündüz üniversitede öğrencilere doğruyu anlatıp, akşam başka bir yanlışın içinde olmak istemedim açıkçası. Üstelik bazı sitelerde para yüzünden ayrıldığım yazıyor fakat kesinlikle öyle değil. Hatta o dönem devam etmem için astronomik rakamlar teklif ettiler ama ben istemediğimi söyledim. Show TV Genel Müdürü Saner Bey’in ricası ile bir süre devam ettim. Sonunda ilkelerimle örtüşmediği için diziden ayrıldım. Televizyon çok etkili bir iletişim aracıdır. Psikolojik, sosyolojik ve ekonomik olarak geri kalmış ülkelerde televizyon daha da önemlidir. Bunu yararlı da kullanabilirsiniz, zararlı da. Ben televizyon yayıncılığı yapan insanların her zaman toplumsal sorumluluk taşıması gerektiğine inanıyorum.

Kurtlar Vadisi'ndeki Baron rolüyle geniş bir kitle tarafından sevildiniz. Kalem kırdığınız sahneler bir fenomen haline dönüştü. Otorite karakterlerinde dizilere prestij kazandırdığınızı düşünüyor musunuz?
Onu bilmiyorum ama konservatuardan mezun olduktan sonra 8 sene tarihi piyeste padişah rolünü oynadım. Tarihi kostüm eskiten bir oyuncuyum, hatta ilk oyuncuyum. O zaman da diyordum, “ben maaşımı devlet tiyatrosundan değil, Topkapı Sarayı’ndan alıyorum” diye. Belki yapımda var o, herhangi bir yere taşındığımda da hemen yönetici seçerler beni. Tipimde var galiba bir şey!

Ses tonunuz çok karizmatik. Oynadığınız rollerde de, adeta karakteri yaşıyor ve yaşatıyorsunuz. Oyunculuğunuzdaki asalet, cesaret ve güven duygusunu izleyiciye nasıl bu kadar iyi yansıtabiliyorsunuz?
Çok teşekkür ederim. Ben yaşamım boyunca bir tek şeyi merak ettim; oyunculuğu. Oyunculuğa başlamamdan önce de, girdikten sonra da, profesyonel yaşamım boyunca da. Yalnızca oyunculuk oldu benim için. Bu konuda korkunç kıskancım. Yönetmenlerle çok iyi anlaşırım fakat yönetmenliği sevmem. Çünkü yönetmenler gelirler, 1,5 ay çalışırlar ve giderler. O süreç içinde sahne benim, onlar gittikten sonra yine benim. Sahne duygusu başka bir şey. Bu konuda çok gözlemciyim, çalışırım, hiç yılmam. Üniversite’de ders verdiğim öğrencilerimden bile öğrendiğim çok şey oldu. İnsan denilen varlığın o kadar zengin bir varlık olduğunun farkındayım ki, her an herkesten molekül molekül bir şeyler kapıyorum. Bunun da oyunculuğuma elbette katkısı oluyor.

Arka Sokaklar'da izleyiciye güzel mesajlar veriliyor. Diziler mesaj kaygısı taşımalı mı? 
Dizilerin mesaj vermesi gerektiğine inanmıyorum, didaktik olarak yani. Bir öğretmen havasında olmamalılar. Arka Sokaklar’da olması gerektiği kadar mesaj var. Eğitici mesaj biçimi şudur: Olanı, olması gerekenle beraber göstermek. Mesela bir vatandaş kırmızı ışıkta geçiyor ve yere tükürüyor. Bunu gösterir ve bırakırsanız işe yaramaz. Bunun doğrusunu gösterirseniz o zaman yararlı olur. Bu dizide bir sürü yanlış içinde bir dolu güzellik  ve o yanlışların doğruları var. Mesaj böyle verilmeli. Emniyet Teşkilatı  da bizi çok seviyor ve destekliyor. Hatta İstanbul Emniyet Müdürü geçen sene bir konuşmamızda, bizim diziden sonra Polis Okulları’na başvurunun neredeyse yarı yarıya arttığını söyledi. Bir başka gün trafikte bir ekip arabasıyla yan yana geldik, bana “amirim” diye selam verdiler. “Sizin gibi amirimiz olsa, polislik tadından yenmez” dediler. Koruyucu, sevici, dikkatli, doğruyu gösterici ve esprili bir karakter benimki. Bunda senaristin ve yapımcının da büyük katkısı var.

İdolleriniz var mı?
Çok saygı duyduğum hocalarım vardı, onların başında hala hayatta olan Cüneyt Gökçer geliyor. Hep Cüneyt Gökçer gibi bir oyuncu olmak istedim. Kendisiyle beraber “Kral Lear”da oynadık. İnanın ders görür gibi oynadım. Her oyunu özümsemeye çalıştım. Ayrıca Mahir Canova ve Salih Caner gibi değerli hocalarım oldu.

Sahnelemeye hazırlandığınız yeni bir tiyatro oyununuz var mı?
Çok acı bir soru…Bir seneden beri uğraşıp duruyorum ama yoğunluktan dolayı bir türlü olmuyor. Geçen sene “Quartet”  adlı oyunu sahneleyelim dedik ama vakit kıtlığından provaları bile yapamadık, o iş orada kaldı. Kafamda yeni projeler hala var ama somut bir şey yok. Önümüzdeki sene bir oyun sahnelemek istiyorum mutlaka, tiyatro bambaşka bir şey.

Karakterinize nasıl hazırlanırsınız?
Ben çalışmaya başladığım zaman yaşamım değişir. Gecem, gündüzüm, yemek yiyişim, her şey alt üst olur! Tatlı bir şekilde altüst olur. Gece sabaha karşı kalkıp çalışma odama gittiğim çok olur. Bakarım, okurum, seyrederim, gözlemlerim, o rolü yaşamla öpüştürmeye çalışırım. Bu adam elini nasıl yıkar? Nasıl bakar? Şöyle bir olayda, o olsa nasıl düşünür? Klasikleri çok seviyorum. Çok klasik oyunda oynadım, modern rollerde de oynadım. En son Deniz Türkali ile birlikte gerilim türünde bir oyun olan “Kuklacı”yı oynadım. Ondan önce Sovyet oyunları oynadım.

Bir dönem Maltepe Üniversitesi'nde ve Beykent Üniversitesi’nde tiyatro dersleri  vermiştiniz. Ders vermeyi tekrar düşünüyor musunuz?
Fırsatım olursa istiyorum. Bu diziler dolayısıyla ara verdim ama şu bir gerçek ki, öğrencilerle birlikte olmaktan büyük bir heyecan duyuyorum ve ben de onlardan çok ders alıyorum. Alışılmış bir hoca değilim, başka tür bir eğitim veriyorum. Ders olarak değil,  yaşamdaki yararlarını anlatıyorum ders verdiğim konuların. Öğretmenler Günü’nde mesajlar atıyorlar, çok hoşuma gidiyor. Görüşüyorum bir çoğuyla zaten.

Mahsun’a sanki yukarıdan ışık indi!

Ben Mahsun ile dizi yaptım yıllar önce. O zamanlar tedirgindim, hatta daha çok müzik ağırlıklı olduğunu, oyunculuğunu reklam için yaptığını gözlemliyormuşum gibi geldi. Ama İlk filmini izlediğimde sanki yukarıdan bir ışık almış gibi geldi Mahsun! Gayet akıllı, başarılı, planlı programlı, sabırlı, nişan almayı bilen biri oldu. Kendisine de söyledim bunu. Benim birden bire beyin cerrahı olmam gibi bir şey! İçinde varmış demek ki. Ben kazara oyunculuk yapmış bir insanın sonunda direnerek, gizli gizli eğitimini alarak, çok başarılı olacağına inanıyorum. Mesela Kenan İmirzalıoğlu da bence çok başarılı ve gerçek anlamda oyuncu oldu.
Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi “Güneşi Gördüm”de oynamak istedim, fakat dizinin yoğunluğundan dolayı sadece konuk oyuncu olabildim. Birkaç sahnede albay olarak oynadım. Sempatik bir roldü, Mahsun sırf filmde bulunmam için yaptı bunu. Ben de çok keyif aldım. Vaktim olsaydı bu filmin tamamında yer almak isterdim.


Sayfa Başı
 






 

Kültür ve Sanat Yayınıdır. Tüm Hakları Saklıdır.
Güvenlik Politikası