Amstel nehrinin ikiye böldüğü, Venedik’i andıran bir kanal kenti Amsterdam. Hollanda’nın hem en büyük şehri hem de başkenti. Her ne kadar Hollanda hükümetinin bu şehirde bulunmaması nedeniyle, başkentliği biraz sembolik olsa da Amsterdam tüm Avrupa’nın çekim merkezi olarak her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor. Amsterdam adını, şehri ikiye ayıran Amstel nehrinden alıyor. Amsterdam, Amstel’in üzerindeki baraj demek. Amstel nehri şehrin güneydoğusundan başlayarak kenti ikiye ayırmakla kalmıyor, şehri minik adalara ayıran kanallara da hayat veriyor.
Amsterdam’ın tarihi Şehrin tarihi 12. yüzyıla dayanıyor ve o tarihlerde sadece küçük bir balıkçı kasabası olarak kurulmuş. Küçük bir balıkçı grubu, Amstel nehrinin denizle birleştiği yere gelerek, bataklığı kurutmaya çalışıyorlar. Uzun bir mücadeleden sonra Amstel nehrinin iki kayasını bir barajla birleştirerek bugünkü Amsterdam’ın temellerini atıyorlar. Bugün Dam Meydanı olarak görebileceğiniz bu yer, Amsterdam’ın en eski yerleşiminin de merkezi. Amsterdam’ın kaderi önce balıkçıların yakaladıkları balıkları daha uzun süre taze tutmaları için yeni bir yöntem bulmalarıyla değişiyor. Daha sonraları, şehir Hamburg’da üretilen biraların tüm dünyaya dağıtıldığı bir nokta oluyor. Amsterdam limanı, ticaret gemilerinin sıklıkla uğradığı, mallarını boşalttıkları ve yeni mallarla yüklediği önemli bir ticaret merkezi haline geliyor. Giderek artan liman ticareti, yerleşik zengin tüccarlarla ve dünyanın farklı kültürlerinden gelen gemicilerle birleşince kozmopolit bir şehir havası doğuyor. Özellikle elmas kesim ustalarının ve Yahudi tüccarların Amsterdam’a yerleşmesiyle, şehrin zenginliği de artıyor. Bu zenginliklerin artmasının başka bir nedeni de Hollanda’nın Güney Afrika’dan Karaipler’deki adalara kadar uzanan sömürgeleri. 16. yüzyıldan sonra bu sömürgelerden, Amsterdam’a taşınan değerlerle şehir altın günlerini yaşamaya başlıyor. 19. yüzyılda sanayi devriminde, Amsterdam endüstrinin geliştiği şehirlerden biri olarak ön plana çıkıyor. Hollanda’nın 1. ve 2. Dünya Savaş’ına katılmaması da Amsterdam’ın bir başka şansı oluyor. Kent, tarihini savaşlarda yitiren Avrupa’nın diğer kentlerine göre, eski yapılarını korumayı başararak günümüze kadar geliyor.
Kanallar olmasa? Amsterdam Türkiye’deki bir şehir olsaydı, şehrin girişindeki tabelada “Nüfus: 792.000, Rakım:-6” ifadesi yer alacaktı. Amsterdam, deniz sevisinden de alçakta bir şehir. İçiçe halkalar şeklindeki kanallar şehrin sular altında kalmasına engel oluyor. Yüz kadar kanalı barındırmasıyla, Amsterdam Kuzey Avrupa’nın Venedik’i görünümünde adeta. Bu kanallar boyunca Amsterdam’a özgü dar binalar dikkat çekiyor. Birbirine bitişik, dar ve uzun bu binalar sivri çatılarıyla dikkat çekiyor. Bu sivri çatıların amacı kar birikmesiyle oluşacak ağırlığı engellemek ve çatıların bu kadar geniş olmasının nedeni de, yiyeceklerin çatılarda depolanması. Çünkü su baskınlarından yiyecekleri korumanın en kolay yolu bu. Amsterdam bir sanat şehri Ticaretin getirdiği zenginlik, Amsterdam’ı aynı zamanda bir sanat şehrine dönüşmesine neden olmuş. Dünyanın en önemli ressamları arasında sayılan Van Gogh ve Rembrant, Amsterdam’ın simgeleri haline gelmişler. Van Gogh’un kendi adını taşıyan müzesinde beş yüze yakın Van Gogh tablosu bulunuyor. Aynı zamanda ülkenin en büyük sanat ve tarih müzesi olan Rijksmuseum’da dünyaca ünlü ressamların çok değerli tabloları ziyaretçilerini bekliyor. Sanatseverlerin Amsterdam’da mutlaka ziyaret etmesi gereken bir başka yer de Stedelijk Müzesi. Özgürlükler şehri Amsterdam artan ticaret hacmiyle ekonomik olarak gelişmiş ve zenginleşmiş. Limanın yarattığı ticari hacmin artmasını sağlamak için de, her türlü hoşgörü ve esneklik, misafirlere sağlanmış. Bu yüzden de Amsterdam, belki de dünyanın diğer kentlerinde olmayan özgürlüklere sahip. Bu özgürlükler de, milyonlarca turistin en basitinden bir “merakla”, Amsterdam’ı ziyaret etmek istemesine neden oluyor. Eskiden ticaret gemilerinin denizcilerinin oluşturduğu kozmopolit yapı bugün, Avrupa’nın değişik şehirlerinden gelen gençlerle devam ediyor. Amsterdam’ın Paris, Londra ya da Berlin gibi Avrupa metropollerinden sadece iki saatlik bir mesafede olması, Amsterdam’ı bir buluşma merkezine dönüştürüyor. Amsterdam için gecelerin ve eğlencenin şehri demek, özgürlükler şehri kadar doğru tanımlama olur. Amsterdam’da eğlence yılın her günü sabahlara kadar sürüyor. Şehrin güneybatısındaki Liedseplein, İstanbul’un Beyoğlu’su gibi eğlence mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Bu bölgede pub’lar, gece kulüpleri ve casino’lar yer alıyor.
Lale diyarı Amsterdam aynı zamanda lalerin başkenti. Eğer Amsterdam’a çiçek görmek için gittiyseniz, ilk ziyaret etmeniz gereken yerler eski şehrin dışındaki Vondelpark, Ooster, Sarphati gibi büyük parklar olmalı. Bu parklar dünyaca ünlü Hollanda laleriyle dolu. Şubat ayıyla, Mayıs sonu Amsterdam’da lale görmek için en iyi zamanlar. Lale soğanı almak isterseniz, Dam Meydanı’ndan Amstel nehri kıyısındaki çiçek pazarına gidebilirsiniz.
Anne Frank’ın saklandığı ev Amsterdam’da gezmeniz gereken bir başka müze de, Anne Frank’ın 2 yıl boyunca Naziler’den saklandığı ev. Anne Frank, 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından Yahudi olarak fişlendikten sonra, babasının Prinsengracht bölgesindeki ofisinde 2 yıl boyunca saklanır. Notlarını tuttuğu günlüğü, savaştan sonra toplama kamplarından tek başına kurtulabilen babası Otto Frank tarafından bulunur. Bu günlük, savaştan sonra yayınlanarak, en çok okunan kitaplardan biri olur. Bugün müze olarak gezilen bu evde, 2. Dünya Savaşı ve Anne Frank’la ilgili pek çok resim ve mektup yer alıyor. Müzenin botu, kanaldan gelmek isteyenler için de ulaşım sağlıyor.
Amsterdam için öneriler
Amsterdam’a gittiğinizde fark edeceğiniz gibi kent bisikletliler için bir cennet. O yüzden siz de bisikletliler kervanına, bisiklet kiralayarak katılırsanız, hem şehirden daha fazla keyif almış olursunuz hem de ulaşıma harcayacağınız bütçeden tasarruf edebilirsiniz. Dam Meydanı’na yakın bir otelde kalmanız, şehirde görmek isteyeceğiniz her yere daha yakın olmanızı sağlayacaktır. Kanal kıyılarında park etmiş durumdaki “Boathouse”lardan kiralamak gibi bir seçeneğiniz varsa, bu seçeneği de değerlendirmek daha da ilginç olabilir. Amsterdam’ı sadece bisikletle gezmeniz yeterli olmaz. Prinsengracht, Keizersgracht, Herengracht ve Singel kanalları tekneyle gezmeden Amsterdam’ı gezmiş sayılmazsınız.
Amsterdam tam bir özgürlükler şehri, bundan dolayı milyonlarca turistin en basitinden bir “merakla”, Amsterdam’ı ziyaret etmek istemesine neden oluyor. |