istanbul’u ve Boğaz’ı keşfetmenin en güzel yolu şehri denizden gezmek! İki kıtayı birbirine bağlayan bu benzersiz kanal, başta İstanbullular ve turistler olmak üzere her kesimin ilgisini ve hayranlığını çekmeyi başarıyor. Trafik keşmekeşinden uzakta, saatler boyu keyifli bir zaman geçirmek isteyenler içinse İstanbul Boğazı’nın nimetleri bir başka. İster tarifeli vapurlarla, ister gezi turlarıyla, hatta sadece size özel organizasyonlarla bile İstanbul’un iki yakasını bir çırpıda gezebilirsiniz. Trafikte takılmadan hem de temiz hava alarak yapabileceğiniz bu turlarda şehrin simgesi olmuş birçok eseri başka bir açıdan görme şansınız oluyor. Her bahar ve yaz bir tekneyle Boğaz’a açılıp şehirde olan biteni ve değişimleri gözlemlemelisiniz. Bu turları dilediğiniz gibi düzenleme imkanınız var. İsterseniz Eminönü, Kadıköy gibi semtlerden kalkan Boğaz Turu’na çıkmış teknelere binebilirsiniz. İsterseniz kendi dostlarınızla kiralayacağınız teknelerle sadece size özel küçük çaplı bir tur düzenleyebilirsiniz.
Baharda Boğaz bir başka Biz de İstanbul Boğazı’nın o görkemli atmosferini sizinle paylaşmak için bir tekne turuna çıktık. Tercihimiz Boğaz Turu’na çıkan kalabalık teknelerden yana oldu. Boğaz turumuza Eminönü’nden kalkan bir Boğaz Turu teknesiyle başlıyoruz. Çingene vapuru ismi de verilen bu teknelere güzel havalarda oldukça talep oluyor. Özellikle İstanbul seyyahları için İstanbul’da yapılacaklar listesinde baş sırayı alıyor. Yolculuğumuz tekneye bindikten 20 dakika sonra başlıyor. Martılar bir süre bizimle birlikte oluyor. Adeta teknenin kuyruğunda koşturuyorlar. Bir parça simit için yapmadıkları oyun kalmıyor. Galata Köprüsü’nün altından geçip Karaköy kıyılarını takip etmeye başlıyoruz. Hepsi birer yüzer apartmanı andıran dev yolcu gemileriyle karşılaşıyoruz ilk önce. İstanbul’a demirlemiş gemilerden hemen sonra görkemli Mimar Sinan Üniversitesi’nin binasını görüyoruz. Kıyıya vuran dalgalarla sarmaş dolaş olan binanın beyaz ve yıpranmış cephesi şahit olduğu yılların izlerini taşıyor. Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise mektebi adıyla kurulan okul, Boğaz’ın en görkemli yapılarından biri hiç kuşkusuz.
Yaşayan tarihe tanıklık edin Mimar Sinan Üniversitesi’nden sonra Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçiyoruz. Binanın duvarlarındaki ince işçilik insanın gözünü kamaştırıyor. Sarayı çekmek için herkes fotoğraf makinesine davranıyor. 600 metre uzanan bu saray Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından 1843-1855 yıllarında inşa edilmiş. Saraydan sonra Çırağan Sarayı, Feriye Lokantası gibi görkemli yapılar birbiri ardına geliyor. Bu eserlerle daha da göz kamaştıran bir hale dönüşen Boğaz’ın heybetine bırakıyoruz kendimizi. Ortaköy’ün hareketliliği denizden bile hissediliyor. Rüzgarla birlikte biz de hızımızı artırıyoruz. Şehrin eski merkezi artık arkamızda kalıyor. Boğaziçi Köprüsü’nden sonra daha sakin kıyılardan geçiyoruz. Arnavutköy’ü takiben denize demirlemiş irili ufaklı tekneleri görüyoruz... Denizden bakılınca sanki hepsi oyuncak gibi geliyor. Arnavutköy’deki denize sıfır kagir binalar semtin güzelliğine ayrı bir güzellik katıyor. Bir masalın içinden geçiyor gibi hissediyoruz kendimizi. Arnavutköy’den sonra sakinliğiyle bizi Bebek koyu karşılıyor. Bir zamanların balıkçı köyü Bebek, insanda yarattığı dinginlik hissi ile eski zamanlardan kalma değerlerine sahip çıktığını gösteriyor. Artık iyiden iyiye şehirden koptuk. Tur yolcuları kendilerini mest eden bu güzelliğin karşısında adeta büyülendi. Yanı başımızdan geçen dev tankerler biraz ürkütücü de olsa, insanda hayranlık uyandırıyordu. Rumeli Hisarı’nın surları ve onu çevreleyen koruluk ile bir tablonun içine girdiğinizi sanabilirsiniz. Bu hatta yine denizin bir parçası olmuş yalıların gövde gösterisine şahit oluyorsunuz. İki yakayı birbirine bağlayan diğer köprümüz Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün denize düşen gölgesini görmelisiniz. Sanki suya mürekkeple çizilmiş uzun bir çizgi. Dönüş yolundayız Turumuz bu noktadan sonra yön değiştiriyor. Tekrar İstanbul’un kalbine dönmek üzere şimdi Anadolu yakası hattındayız. Kanlıca önünden Marmara Denizi’ne doğru ilerliyoruz. Köprüyü geçtikten hemen sonra karşımızı Boğaz’ın en karakteristik yalılarından Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı çıkıyor. Yalının dış cephesinde kullanılan kırmızı aşı boyasının denize yansımasını mutlaka görmelisiniz. Anadolu Hisarı Kalesi görününce yine herkes fotoğraf makinesine davranıyor. Bu yakanın şiir gibi koylarını izlemek ayrı bir keyif olsa gerek. Çengelköy’deki hareketlilik dikkatimizden kaçmıyor. Anadolu yakasının en hareketli koyu burası olmalı. Minik sandallar, balık tutanlar güzel bir kompozisyon oluşturuyor. Bu hatta bizi etkileyen bir diğer eser ise Beylerbeyi Sarayı. Boğaziçi Köprüsü’yle ahenkli bir bütünlük içinde duruyor. Saray bahçesinde hatıra fotoğrafı çektiren bir gelin ve damada rastlıyoruz. Teknede onlar için büyük bir tezahürat ve alkış yapılıyor. Üsküdar açıklarından geçip bir diğer İstanbul simgesini de yakından görme fırsatımız oluyor. Kız Kulesi’ne denizden bakmak çok güzel bir deneyim. Aynı zamanda aşkın mabedi olan bu yapı Lenander Kulesi olarak da anılmakta. Bu bölgedeki Marmaray inşaatı çalışmaları için kurulan düzenekler de dikkatimizden kaçmıyor. Boğaz’ın güzelliğini bozan bu çelik yapılaşma için bu çalışmaların bitmesini beklemekten başka çare yok. Kışın son soğuk esintilerinin ve Boğaz’ın güzelliklerinin bizi hafifçe sersemleştirdiği yolculuğumuz yine kalktığımız noktada, Eminönü’nde sona eriyor. Bir sonraki turumuzda ise hedef daha da kuzey olmalı diyoruz.
Deniz Taksisi ile kendi rotanızı çizin
Geçtiğimiz yıl Boğaz’daki en büyük yenilik deniz taksileriydi hiç kuşkusuz. Deniz Taksisi ile günün herhangi bir saatinde İstanbul Boğazı, Marmara Denizi kuzey kıyıları ve Adalara ulaşma şansınız var. Yaklaşık 10 metre uzunluğundaki bu araçlar oldukça hızlı. Mürettebatla birlikte 12 kişi taşıma kapasitesine sahip. İçeride her türlü güvenlik önlemi alınmış. Taksinin Anadolu Hisarı, Anadolu Kavağı, Adalar, Kuzguncuk, Eminönü gibi aklınıza gelebilecek çoğu yerde iskelesi var. Bu yüzden ulaşım konusunda çok sıkıntı yaşamazsınız. Taksinin ön kısmındaki ekranda hem rotayı, hem de yazan ücreti görebiliyorsunuz. Fiyatlar 25-164 TL arasında değişiyor. Taksiye ulaşmak için 0212 444 44 36 numaralı telefonu yarım saat önceden aramanız gerekiyor.
Suya yansıyan efsane yalılar
Boğaz turlarında göz kamaştıran yalıları izlemek büyük keyif. Asırlardır Boğaz’da olan biten her şeye tanıklık etmiş bu yapıların her birinin masal gibi hikayesi var.
Abud Efendi Yalısı Sultan Abdülmecid döneminde yaşamış İsmail Fasa, Dolmabahçe Sarayı’ndan esinlenerek bu yalıyı yaptırmış. Yapı 1900’lerin başında Abud Efendi tarafından satın alınmış. Çıkaramayanlar için bu eserin Gümüş dizisine ev sahipliği yaptığını belirtelim.
Ahmet Afif Paşa Yalısı Yeniköy sahilinde bulunan Ahmet Afif Paşa Yalısı'nın sahibi Koca Reşit Paşa'nın kızı Ferendiz Hanım’mış. Yalı 2006’da tamamıyla TMSF’nin kontrolüne geçmiş.
Ahmet Fethi Paşa Yalısı Kuzguncuk’ta bulunan yalı Mihrimah Sultan’ın torununun kocası olan Şeyhülislam’ının yalısı olarak tarihe geçmiş. Yalıya son halini Fethi Paşa vermiş.
Edip Efendi Yalısı Kandilli’de bulunan yalı Osmanlı’nın önemli hükümet görevlilerinden Edip Efendi’nin büyük çabalarıyla bugünkü şeklini almış. Yapı Boğaz’ın en güzel 15 yalısından biri olarak gösteriliyor. Kont Ostrororg Yalısı Kandilli’deki yalının 150 yıllık bir tarihi var. Ünlü Fransız yazar Pierre Loti ile Claude Farrere İstanbul’a geldiklerinde bu yalıda kalmışlar. Yalı bugün Rahmi Koç’a ev sahipliği yapıyor.
Sait Halim Paşa Yalısı Petraki Adamantini’nin mimarlığını yaptığı yapı 1995 yılında geçirdiği yangın sonrasında, Başbakanlık Resmi Konuk Evi adı altında restore edildi. Yalının dekorasyonunda arabesk unsurlar oldukça fazla göze çarpıyor.
Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı Anadolu Hisarı’ndaki yalı Boğaz’ın en görkemli yapılarından birisi. Osmanlı’nın önemli hekimlerinden Hekimbaşı Salih Efendi’nin kullandığı yalıda bugün torunları yaşıyor.
Sadullah Paşa Yalısı Çengelköy’deki yalı 1770 yılında inşa edilmiş. Geleneksel Osmanlı yalı mimarisinde yapılan bu bina İstanbul’un en tanınmış yapıları arasında bulunuyor.
|