Bir anda ateş yükseliyor, onu takiben korkunç bir halsizlik tüm vücudu kaplıyor. İnsanın canı yataktan dışarıya çıkmak istemiyor. Her sonbahar dönemi olduğu gibi vücudumuz yine grip tehdidiyle karşı karşıya. Nerdeyse insanlık tarihi kadar eski bu hastalık, etkilerini her sene biraz daha arttırıyor. O etkisini arttırdıkça bilim dünyası da çalışmalarını bir adım daha hızlandırıyor, yeni yeni bulgulara ulaşıyor. Belki de grip ile insanlık arasında sonsuza kadar sürecek, galibinin kim olacağı bilinmeyen bir kavga bu. Hem de dönem dönem etkisini arttıran bir kavga. Birkaç yıl öncesine kadar kuş gribi, şimdilerdeyse domuz gribi. Fakat bizim üzerinde durduğumuz, her gün ayrıntılarıyla medyaya yansıyan domuz gribi değil. Aksine giderek doğal bir hastalık haline dönüşen, sonbahar klasiği mevsimsel grip. Çünkü bu sıradan hastalık, uzmanlara göre domuz gribinden daha tehlikeli. Bir de mevsimsel gribe, domuz gribi eklenince neler olabileceğini kestirmek hiç de kolay değil. Dünya çok keskin bir dönemeçte. Bizlere düşen ise gribi önemsemek, gribe karşı hazırlıklı olmak ve hastalığa yakalandığımızda doktor tavsiyesinde tedavimizi sürdürmek. Durum böyle olunca biz de size yol göstermesi için griple ilgili rehber niteliğinde bir yazı hazırladık. Okuyun ve mevsimsel gribe karşı gardınızı şimdiden alın.
Sıradan ama tehlikeli Nerdeyse insanlık tarihi kadar eski olan grip, aslında bulaşıcı bir virüs hastalığı. “Influenza” adı verilen virüs, önce ateşi 39 dereceye yükseltiyor, sonra kas ve eklem ağrıları, halsizlik, titreme, baş ağrısı, öksürme gibi belirtiler ekleniyor. Tüm bunlar olsa yeter! Bir de bazen boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler de baş gösterince insan 3-7 gün boyunca yatağa mahkum kalıyor. Hastalık bir hafta boyunca sürüyor ama hasta olan kişi için bir hafta bir yıl gibi geçiyor. Zaten bir haftanın sonrasında bile, halsizlik iki hafta boyunca sürüyor. Burun, bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen grip, en çok sonbahar ve kış aylarında görülüyor. Özellikle geçiş ayları olan Ekim ve Mart’ta hastalığın görülme olasılığı maksimum seviyeye yükseliyor. Kalabalık ortamlar ise gribin en çok sevdiği yerler. Bu yüzden de okullarda, iş yerlerinde kolayca yayılıp salgına dönüşebiliyor. “Alt tarafı grip” deyip geçmemek gerekiyor. Artık sıradan bir hastalık gibi görünen grip, aslında en tehlikeli hastalıklardan bir tanesi. Sosyal yaşamı ciddi şekilde etkiliyor, işgücü kaybına yol açtığı için ekonomiyi sekteye uğratabiliyor. Bir hafta içerisinde geçse de çocuklarda, yaşlılarda, kalp, akciğer, şeker gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok ağır seyreden grip, ölümcül dahi olabiliyor.
Soğuk algınlığı değil, grip! Soğuk algınlığı mı? Grip mi? Kendimiz ya da birisi hastalandığı zaman iki hastalık üzerinde duruyoruz: Soğuk algınlığı ve grip. Çoğu zaman ikisinin de aynı hastalık olduğunu düşünüp, gribe “soğuk algınlığı”, soğuk algınlığına da “grip” diyoruz. Oysa sıkça karıştırdığımız bu iki hastalık aynı anlama gelmiyor. Belirtileri birbirinden çok farklı. Gripte belirtiler arasında ateş yükselmesi, vücutta kırılmalar, halsizlik, öksürük ve baş ağrısı yer alıyor. Oysa soğuk algınlığında belirtiler arasında ateş yükselmesi, ciddi bir halsizlik görülmüyor. Hasta, yatak istirahatına dahi ihtiyaç duymuyor. Hafif kırıklığa, hapşırma ve boğaz ağrısı eşlik ediyor.
Yüzyıllardır peşimizde Dünya griple tanıştığında takvimler 1918 yılını gösteriyordu. İnsanlık en büyük savaşlardan birini tarihin tozlu sayfalarına kaldırmak üzereydi. Ama kim derdi ki, salgın bir hastalığın insanların birbirlerini öldürmesinden daha fazla can alacağını? O hastalığın adı gripti ve bu yüzden 15 milyon insan ölmüştü. Tabii o zaman bilim dünyası, bu ölümlere net bir cevap veremiyordu. Grip virisünün tespit edilmesi 1933 yılını bulacaktı. Dünyayı bu kadar derinden etkileyen grip virüsünün tarihi aslında insanlığın atı, domuzu ve ördeği ilk kez evcilleştirmeye başladığı tarihe tekabül ediyor. Her yüzyılda da 3 ya da 5 büyük grip salgını yaşanıyor. 21. yüzyılın bu ilk yıllarında en büyük 2 grip salgınıyla şimdiden karşılaştık bile: Kuş ve domuz gribi. Yakın gelecekte nasıl bir grip türüyle karşılaşacağımız ise tam bir muamma. Çünkü grip virüsü, her 10-14 yılda bir genetik değişikliğe uğruyor. Evet, bilim dünyası elini hızlı tuttuğu için her grip türüne karşı aşı geliştirebiliyor ama virüsün genetik değişikliği, onu her salgın sonrası biraz daha güçlü kılıyor.
Grip aşısı çözüm mü? En çok tartışılan konulardan biri kuşkusuz grip aşısı. Kimileri gribe yakalanmamak için aşı yaptırmanın ne kadar önemli olduğunun altını çizerken kimileri ise aşının ilaç firmaları tarafından uydurulduğu üzerinde duruyor. Grip aşısı yaptırmak, nerdeyse bir şehir efsanesine dönüşmüş durumda. Oysa Sağlık Bakanlığı grip aşısının son derece güvenli ve yan etkilerinin çok az olduğunu belirtiyor. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Viroloji Temel İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur da mevsimsel gribin, kuş ve domuz gribi kadar hatta daha da önemli olduğunu belirtip grip aşısına önyargıyla bakmanın yanlış olduğunu söylüyor. Öyle ki Badur’un verdiği bilgilere göre mevsimsel grip yüzünden dünyada her yıl 250-500 bin insan ölüyor. Domuz gribi şu an en büyük salgın hastalık olarak görülse de mevsimsel grip, sinsice domuz gribinden daha fazla can almaya devam ediyor. İşte bu yüzden mevsimsel gribe karşı aşı olmak çok önemli. Badur grip aşısıyla ilgili şu bilgileri vermeyi de ihmal etmiyor: "Türkiye`de 8-10 milyon kişinin mevsimsel grip aşısı olması gerekirken bu sayı 2 milyon civarında. Bunun 1 milyonunu da sağlıklı ve genç insanlar oluşturuyor.”
Aşıyla gribin önüne geçin ?unu tekrar belirtmek gerekiyor ki, grip aşısı sadece mevsimsel gribin önüne geçebiliyor. Yani kuş ya da domuz gribi üzerinde hiçbir etkisi bulunmuyor. Aynı şekilde soğuk algınlığına ve diğer üst solunum yolu rahatsızlıklarına karşı da. Grip aşısı Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bir önceki yılda virüsün etkilerine göre yeniden yapılandırılıyor. Virüs mutasyon geçirdiği için grip aşısı kalıcı bir bağışıklık sağlamıyor. Her sene Eylül-Kasım ayları arasında grip aşısı yaptırmak şart. Kimlerin grip aşısı yaptırması gerektiği konusuna gelince; Hamileliğin ilk 3 ayı içinde olanların, 6 aydan küçük bebeklerin, yumurtaya alerjisi olanların grip aşısından uzak durmaları gerekiyor. Ayrıca Sağlık Bakanlığı, kronik hastalığı olanlara ve 65 yaşın üzerindekilere grip aşısını ücretsiz yapıyor. Kısacası geç kalmadan grip aşısı olarak seneyi grip tehlikesinden uzakta rahatça geçirebilirsiniz. Vakit kaybetmeden doktora Aslına bakarsanız, başımıza her şey “ne de olsa geçer” mantığıyla geliyor. Hele ki sonbahar-kış mevsiminin demirbaş hastalığı grip için bu söz biçilmiş kaftan. Fakat grip, artık sadece mevsimsel olarak görülmüyor. Buna kuş ve domuz gribi de eklendi. Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı açıklamaya göre özellikle bu seneye damgasını vuran domuz gribi sonucunda Nisan ayından beri 1150’den fazla kişi hayatını kaybetti. Domuz gribine yol açan H1N1 virüsü, insandan insana kolayca bulaşıyor. Aynı mevsimsel grip gibi domuz gribine yakalanan hastalarda da baş ağrısı, yüksek ateş, halsizlik görünüyor. Durum böyle olunca belirtiler başlar başlamaz vakit kaybetmeden bir doktora gitmek çok önemli. Çünkü aslında mevsimsel gribe değil, domuz gribine yakalanmış olabilirsiniz ya da tam tersi durum geçerli olabilir.
Deva bitkilerde Gribe yakalandığınızda tedaviyi bitkisel yollarda bulabilirsiniz. Niyazi Eröztürk, “Ev İlaçları” adlı kitabında gribe karşı bitkisel alternatifler sunuyor. İşte Eröztürk’ün kitabından basit bitkisel çözümler: Kuşburnu çayı: Vücutta ateş yükseldiğinde C vitamini organizma tarafından çok hızlı biçimde tüketilir. Kuşburnu meyvesi bol miktarda C vitamini içerir ve ateşli hastalıklarda bu bitkinin çayı mutlaka içilmelidir. Reçete: 1-2 tatlı kaşığı dolusu çok ince kıyılmış meyve 1/4 litre suya eklenir ve 10 dakika hafif ateşte kaynatılır. Ya da bir su bardağı dolusu kaynar derecedeki suya eklenir ve 10-15 dakika demlendikten sonra süzülür. Çayın içindeki C vitamini çok uzun süre bozulmadan dayanabildiği için günlük çay miktarı bir kerede demlenerek termosta saklanabilir. Kekik-ıhlamur-mayıs papatyası-mürver çayı: Kekik bakterileri öldürür; papatya iltihaplanmaları önler; mürver çiçeği üst solunum yollarındaki hastalık belirtilerini yatıştırır ve terlemeyi destekler; ıhlamur öncelikle terlemeyi başlatarak ateşin düşme sürecini destekler. Reçete: İnce kıyılmış bitkiler eşit oranda harmanlanır. Yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, bir su bardağı dolusu kaynar derecedeki suda haşlanır ve üstü kapalı olarak 5-6 dakika demlendikten sonra kapağın altında yoğunlaşan sıvı bardağa geri dökülür. Süzülen çay, soğutulmadan içilmelidir.
Önleminizi alın Sonbahar ve kış aylarının gribin tetikleyicisi olduğunu ve bizi bir müddet de olsa sosyal yaşamdan çekip çıkardığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunu bilmemiz de gribe karşı bize avantaj sağlıyor. Alınacak basit yöntemlerle sonbahar ve kış aylarını, gribe yakalanmadan geçirebiliriz. Öncelikle beslenme düzenimize dikkat etmeliyiz. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu proteini, karbonhidratı, yağı ve vitaminleri eksiksiz almalıyız. Günde 2,5 litre su içmeyi, haftada 3 gün 1’er saat spor yapmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Stres bile gribin tetikleyicisi. Sinirimizi bozan, bizi üzen şeylerden uzak durmalıyız. Sigara içmemek, sık sık el yıkamak, düzenli uyumak da gripten korunmak için yapabileceğimiz basit birkaç yöntemden sadece bazıları.
Tedavinin altın noktaları Grip aşısı yaptırmadınız, kendinize de bakmadınız ve gribe yakalandınız. İşte o zaman aşağıda verdiğimiz listeyi uygulamayı ihmal etmeyin. • Her hastalıkta olduğu gibi gripte de istirahat çok önemli. Mümkün olduğu kadar yataktan çıkmamak gerekiyor. • Bol bol sıvı alınması şart. Uzmanlar su, meyve suyu, bitki çayları gibi kafeinsiz içecekleri tüketmeyi öneriyor. • Kuşkusuz beslenme çok önemli. C vitamini bakımından zengin meyve ve sebze bolca tüketilmeli. • Hastalığın yayılmaması için hastanın bulunduğu oda sürekli havalandırılmalı. • Tabii tüm bunların yanı sıra anti-gribal ilaçları kullanmayı da ihmal etmemek gerekiyor.
|