Haliç dünyanın en eski yerleşim yerlerinden birisi. İlkçağlarda Altın Boynuz olarak adlandırılan bu yer, İstanbul’un en güzel yerlerinden bir tanesidir. Galata Köprüsü’nden başlayarak, manzarası, sesleri ve hatta gece siluetleri bile Haliç’i özel bir yer yapmaya yetiyor. Altın Boynuz’un o çağlarda bereketi simgelediği, ve bu bereketin de akıntılardan dolayı Haliç’e girmek zorunda kalan palamutlardan geldiği rivayet ediliyor. Bu balık bolluğu eski Bizans sikkelerine bile yansımış. Bir zamanlar insanların elleriyle palamut tuttuğu bu sular, artık çok değişti. Şehrin değişen yapısı ve artan göçün yarattığı yerleşim yerleri Haliç’i, bir kirlilik merkezi haline getirdi. Son 15 senedir gösterilen yoğun çabalar sayesinde Haliç suları temizleniyor ve yeniden canlanıyor.
Haliç’e Boğaz’dan su taşınıyor Bir zamanlar yoğun bir kokunun hakim olduğu sular, boğazın mavi rengini henüz taşımaya başlamasa da, temizleniyor. Yeni bir projeyle, Haliç’e sualtından borularla boğaz suyu enjekte edilerek, su dolaşımıyla temizliğin ve canlılığın başlaması amaçlanıyor.
Galata Köprüsü’nden Kağıthane’ye Haliç, Galata Köprüsü'nden başlayarak Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin ağzına kadar ulaşıyor.Yaklaşık 7 kilometre uzunluğundaki bu şerit, bazı yerlerde 130 metre, bazı noktalarda da 700 metrelik genişliğe sahip. Aslında derin bir koy olarak tanımlanabilen Haliç, Ortaçağ boyunca güvenli bir iç liman olarak İstanbul’un ticari hayatını besledi. O zamanlar, ticaret gemileri ve kayıklarla dolu olan bu bölge, şehrin de en önemli bölgesiydi.
Haliç’in çehresi değişiyor Haliç eskiden tersane, tütün fabrikası, mezbaha ve çeşitli fabrikalarla doluydu. Kirliliği yaratan bütün bu unsurlar teker teker taşındı ve Haliç yeni bir çehreye bürünmeye başladı. Tütün fabrikası, Kadir Has Üniversitesi’ne dönüşürken, Haliç evleri de Unesco tarafından “Dünya Mirası” kapsamına alındı. MiniaTurk, Rahmi Koç Müzesi ve Dolphinarium değişen Haliç’in yeni cazibe merkezleri olarak İstanbul tutkunlarının ziyaretini bekliyor. İstanbul’da değişik bir gün yaşamak için Haliç’e gidebilir, ailenizle farklı bir atmosferde güzel bir gün geçirebilirsiniz. Günün yorgunluğunu atmak için, Pierre Loti’de de bir çay içmeyi unutmadan…
Pierre Loti Eyüp Sultan Camii'nin yanındaki mezarlıkların arasından merdivenleri çıkarak Pierre Loti Kahvesi’ne ulaşabilirsiniz. Yorulmak istemeyenler için artık yeni bir seçenek de var, teleferik. Teleferikle Haliç manzarasını izleyerek Pierre Loti Kahvesine gitmek mümkün. Tabii ki, Dolphinarium’dan Eyüp’e arabayla çıkmak da başka bir alternatif. Haliç’in bütün manzarasını görebileceğiniz Pierre Loti Kahvesi’nde günün yorgunluğunu çayla atabilirsiniz. 19. Yüzyılın sonlarında Fransız yazar Pierre Loti’nin kahveye sürekli olarak gelmesiyle adı Pierre Loti olarak anılan kahvenin tarihi birkaç yüzyıl önceye dayanıyor. Osmanlı’ların Cenevizler’le sürekli olarak ticaret yaptığı dönemden bu yana İstanbul’un en güzel manzaralarından birine sahip olan bu bölgede Osmanlı mimarisiyle inşa edilmiş ahşap konaklar da butik olarak hizmet veriyor. Bu butik otellerin kafe ve restoranları da, tarihi kahveye alternatif olabilir.
Miniaturk Haliç’teki gününüze Türkiye’nin ilk minyatür parkı olan Miniaturk ile başlamak yerinde bir karar olacaktır. 2003 yılında hizmete giren bu minyatür park, dünyanın en büyük maket alanına sahip parkı olarak tasarlanmış. Miniaturk’ü gezmek aslında hızlı bir Türkiye turu yapmak anlamına geliyor. Çünkü Miniaturk’te ülkemizin en önemli mimari yapılarını görebilmek mümkün. Ayasofya, Selimiye Camii'si, Galata Kulesi, Sümela Manastırı, Anıtkabir ve Nemrut Dağı Kalıntıları gibi ülkemizin birçok güzelliğini Miniaturk’te maket olarak sergileniyor. Bunun dışında ülkemizde olmayan Kubbet-üs Sahra gibi mimari yapılar da müzeye dahil edilmiş. Üniversitelerin Mimarlık bölümleriyle olan çalışmaları sonucunda, parkın içindeki maketler sürekli olarak zenginleştiriliyor. Miniaturk’te Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nı anlatan tematik maket bölümleri de yer alıyor. Her gün açık olan park, saat 9 dan 19’a kadar, haftasonları ise 21’e kadar gezilebiliyor. Bilet ücretleri tam 5, öğrenciyse 3 TL.
Rahmi Koç Müzesi Koç Grubu, Cumhuriyet’in kurulmasından bu yana, sürekli olarak ülkemiz sanayisinin lokomotifi olmuş. Otomobil ve beyaz eşya başta olmak üzere, ülkemizin ilk yerli üretimlerini Koç Grubu gerçekleştirmiş. Rahmi Koç Müzesi de, ülkemizin ulaşım, sanayi ve iletişim tarihiyle ilgili örnekleri içerisinde toplayan bir müze. Sütlüce’de, Haliç’in kıyısında tarihi dokuya uygun binalar içerisinde ve açık havada, denizaltılardan uçaklara, Segway scooter’ından klasik arabalara kadar farklı objeleri barındırıyor. Özellikle öğrenciler için “nasıl çalışır” temalı bölüm, kesitlerle otomobilden evimizdeki beyaz eşyalara kadar, birçok cihazın çalışma ilkelerini anlatıyor. Müze içerisindeki bilgisayar tarihi ve Atatürk’ün kişisel eşyalarının sergilendiği bölümler de ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken yerler arasında. Gerçek bir denizaltının içine girip, incelemek de Rahmi Koç Müzesi’nde yapabilecekleriniz arasında. Haliç’te kısa bir tren yolculuğu ya da Haliç’te buharlı bir gemiyle bir saat kadar süren tur da müzenin ziyaretçilere sağladığı olanaklardan. Pazartesi günleri kapalı olan müzeye giriş ücreti, tam 10 TL, öğrenci 5 TL olarak belirlenmiş.
Dolphinarium Türkiye’nin en büyük yunus gösteri merkezi de Haliç’te. Rahmi Koç Müzesi’nden sonra, Sütlüce’nin karşı tarafında bulunan Dolphinarium’a ulaşmak otomobille 3-4 dakika sürüyor. Dolphinarium’da Mors, beyaz balina ve yunusların gösterileri ziyaretçilere sunuluyor. 50 dakika kadar süren bu gösterilerde özellikle yunusların yetenekleri insanı hayrete düşürebiliyor. Gösteri sonlarında yunuslarla resim çekilebilmek de mümkün. Bu gösteriler dışında randevu alarak, yunuslarla yüzmek ya da tüplü dalış yapmak da Dolphinarium’da verilen hizmetler arasında. İstanbul Dolphinarium Pazartesi ve Salı haricinde, hergün gösteri sunuyor. Gösteri saatleri Ramazan ayı boyunca 14 ve 17 olarak belirlenmiş. Giriş ücreti kişi başı 20 TL ve 3 yaşından küçükler için ücretsiz.
|